Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- reklam panosu fiyatlari
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo Çalişması
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- replika telefonlar ve google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- samsung iphone cep telefonu kelimeleri
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Cep Telefonu Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
replika samsung vesilesi4
replika samsung vesilesi4 evet arkadaslar bugün ben ve replika samsung sizlere güzel yazılarımızı anlatırken sözlerime baslarken Melekleri sana karşı secde etdirdi. Seni Cennete koydu. Sonra, insanlar senin yüzünden Cennetden çıkdı). Âdem “aleyhisselâm” cevâb verip, (Allahü teâlâ, seni Peygamber yapdı. Sana levhâlar hâlinde Tevrât gönderip, herşeyi bildirdi. Tevrât bu levhalara ne zeman yazıldı.) deyince: (Seni yaratmadan önce) dedi. Bunun üzerine, Adem “aleyhısse-lâm” sorup, (Benim Cennetde hatâ edip çıkarılacağım Tevrâtda yazılı mı?) deyince, (Evet) dedi. Âdem “aleyhisselâm” da, (O hâlde ben, Allahü teâlânın, kitâbında yazdığını yapdım) diyerek, hak kazandığını bildiren had’îs-i şerif de, sözümün doğru olduğunu gösteriyor, dese, bu kimseyi günâh işlemesine bırakmak câizolur mu? Yoksa bunu, i’tikâdından vaz geçirip, tevbe etmesi emr olunur mu?
Cevâb: Bunu o hâlde bırakmamalıdır. Sözlerinden anlaşıldığı gibi, (insan günâh işlemeğe mecbûr ve kötülüklerinde ma’zûrdur. İbâdetlere sevâb, günâhlara azâb olmaz) diye inanıyorsa, zındıkdır. Hemen öldürülmesi lâzımdır. Eğer ibâdetlere sevâb, günâhlara azâb vardır amma, insan bunları yapmağa mecbûrdur. Herkes kaza kader elinde esîrdir diye, günâhlarına üzülüyorsa, bu bozuk i’tikâdını düzeltmesi emr olunur. Sözlerinin yanlış olduğu bildirilir ve doğrusu anlatılır. Cevâb şöyle verilir: Yapılacak günâhları, Allahü teâlâ, ezelde biliyordu. Fckat, insanın iyiliği, kötülüğü, Cennetlik, Cehennemlik olacağı, son nefesde belli olur. Peygamberimiz “sal-lallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bir kimse, bütün ömrünce, Cehennem ateşine götürecek, günâhlar yapar. Bu kimse, ömrünün son günlerinde, Cennete götürecek iyilikler yaparak, Cennete gider). Bu günâh işliyen âlim, bu hâl üzere yaşayıp ömrü bu hâlde temûmlanacağını Allahü teâlânın bildiğini nereden anladı ki kendini, son nefese kadar, günâh işlemeğe mecbûr sanıp, iyi olmakdan ümmîdsiz bulunuyor. Birçok inâdcı, a/.gııı kâfirlerin, son günlerinde, îmâna geldiği çok görülmüşdür. Kendinin de, böyle düzeleceğine niçin ihtimâl vermiyor. Niçin iyiliğe dönmüyor? ölünciye kadar günâh işliyeceği, kendisine bildirildi mi? Belli bir kâfirin bile, ebedî kâfir kalacağını, Allahü teâlânın bildiğini kimse söyleyemez. Kur’ân-ı kerimde haber verilen kâfirlerin, küfre mecbûr olmaları ve bunların îmâna çağrılmaları, ellerinden gelmi-yen bir işi istemek demek olacağı da, yanlış sözdür. Çünki ilm, ma’lûma tâbi’dir. Allahü teâlâ, olacak şeyleri, olacağı için biliyor. Kur’ân-ı kerîmde haber verilen şeyler de, olacakları için bildiriliyor. Bir ressâmın, at resmi yapması, at o şeklde olduğu içindir. Yoksa, atın o şeklde olması, ressam öyle yapdığı için değildir. Allahü teâlâ nın, ba’zı kimselerin îmâna gelmiyeceklerini bilmesi ve Kur’ân-ı kerîmde haber vermesi, onlar, kendi arzûları ile küfr üzere kalmağı niyyet edip, îmân etmek istemedikleri içindir. Yoksa, bunların kâfir olması, Allahü teâlânın bunları kâfir bildiği ve haber verdiği için değildir. Eğer Allahü teâlâ bildiği için, kâfir olmağa mecbûr kalm-saydı, Allahü teâlânın kendi yaratmasında da irâde, ihtiyâr sâhibi olmayıp, mecbûr olması lâzım gelirdi. Çünki, kendi yaratacaklarını da, ezelde biliyordu. O hâlde bunlar, kendi irâde ve ihtiyârları ile kâfir oluyor. Ajlahü teâlâ, ezelde bildiği için, haber verdiği için, kâfir olmağa mecbûr değildirler, imâna çağrılmaları da, olmıya-cak şeyi istemek değildir. Kur’ân-ı kerîme topluca imân etmek yetişir. Her yerine ayrı ayrı îmân etmek istenmiyor ki, Kur’ân-ı kerîmde yazılı kâfirlerin, kendi îmânsız-üklarına da, îmân etmeleri lâzım gelsin.
İrâde ile yapılan işleri yapmak arzûsunu, Allahü teâlânın yaratması da, cebr olmaz. O arzûyu Allahü teâlâ yaratır ise de, insan kesb etmekdedir. Allahü teâlânın irâdesi, birşeyi yalnız yaratmağa veyâ yalnız yaratmamağa mahsûs olmayıp, her ikisine de şâmil olduğu gibi, insanın irâdesi de böyledir. İşi yapmağı da, yapmamağı da irâde edebiliriz. Ya’nî, yapmağı istediğimiz ânda, yapmamağı da istiyebiliriz. Bir işi yaparken, hiç kimse, bu işi yapmamak elimde değildi demez. Âdem ve Mûsâ “aley-himesselâm” konuşması cebr göstermez.
Şunu bilmelidir ki, herhangi birşeyin, /.âhire [nefse, bedenej çirkin gelmesi, bâtının, kalbin beğenmemesi demek olmaz. Görünüşde acı olması hakîkatde tatlı olmasına mâni* olmaz. Çünki, olgun olan bir ârifin şeklini, görünüşünü, herkes gibi bırakmışlardır. İnsanlık sıfatlarını, ondan almamışlardır. Böylece, onun kemâlini, başkalarının gözünden örtmüşlerdir. Dünyânın, tecribe, imtihân yeri olmasını sağlamışlardır. Doğru yolda olan ile, yoldan çıkan, birbirine karışmakda, benzemekde-dir. Kâmil olan ârifin, görünüşü ve şekli yanında, içi ve özü tıpkı bir insanın, üzerindeki elbisesine bağlılığı gibidir. İnsanın ktymeti yanında, elbisenin ne kıymeti vardır? Onun sûretinin, lıakîkati yanındaki kıymeti de böyledir. Câhiller, ârifin sûreti-ni, dağ gibi görür. Kendi hakîkatsiz, özsüz suretleri, görünüşleri gibi sanır. Bunun için, bu büyükleri inkâr eder, inanmazlar. Bunlardan istifâde edemez, mahrûm kalırlar. Allahü teâlâ, doğru yolda gidenlere ve Muhammed Mustafânın “sallallahü aleyhi ve sellem” izine yapışanlara selâmet versin! Âmîn.
Yukarıdaki mektûb, Vehhâbîlere tam bir cevâb vermekdedir. (Feth-ul-mecîd) adındaki vehhâbî kitabının birçok yerinde, meselâ beşyüzüçüncü sahîfesinde diyor ki, (Peygamberden, hattâ her diriden istişfâ’ etmek, ya’nî düâ istemek câizdir. Ölüye de düâ edilir. Fekat ölüden düâ istemek yasak edilmişdir. Allahü teâlâ, (İşitemi-yenden ve cevâb vermiyenden istemek şirk olur) buyurdu. Ölüler ve uzakda olanlar işitmezler ve cevâb vermezler. Eshâbdan ve âlimlerden hiçbiri, Peygamberlerin kabrine gelip birşey istemediler) diyor.
Bu sözlerin yanlış ve iftirâ olduğu, ikinci kısmın onyedinci maddesinde uzun yazılıdır. (Kıyamet ve Âhıret) kitâbının (Müslimâna nasihat) kısmında da, misâller ve vesîkalar ile isbât edilmişdir. Eshâb-ı kirâmın hepsi, bütün Evliyâdan dahâ yüksek idi. Hepsi, zât-i İlâhînin sevgisine kavuşmuşdu. Allahü teâlânın kazâ ve kaderinden râzı idiler. Başlarına gelen acı, sıkıntılı şeylerden de zevk alırlardı. Bunun için kendilerine sıkıntı veren şeylerden kurtulmak için, ölüden de, diriden de düâ.şefâ’at istemezlerdi. İbâdete, cihâda, çalışmağa mâni’ olacak hastalıkdan şifâ için düâ ederlerdi Hazret-i Ömer, Osmân ve Alî ve Hasen, Hüseyn “radıyallahü anhüm” şehîd olurlarken, Allahü teâlânın bu takdîrinden zevk aldıkları için, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem’’ mubârek ruhundan yardım istemediler. İsteselerdi, Resûlullah elbet işitir, düâ ile veyâ kendisi hemen kurtarırdı. Kabrde işitdiğini hadîs-i şerifleri bildiriyor. Vefâtından sonraki mu’cizelerini de, Eshâb-ı kirâm haber veriyor.
Allahü teâlâ, kullarına acıdığı zeman, Peygamberlerini ve Evliyâsını tanımaları için, bunlara inanarak, severek, saygı göstererek feyz almaları, se’âdete kavuşmalar: için, mu’cize ve kerâmetler yaratdı. Eshâb ve Tâbi’în zemanlarında, kalbler temiz parlak olduğu için, müslimânlar Evliyâyı hemen anlıyor, feyz alıyorlardı. Kerâmeı yaratılmasına lüzum kalmıyordu. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” zema nından uzaklaşınca, bid’atler, fısk, fücûr artarak, zulmetleri kalbleri karartdı. Evli yâsını tanıtmak için, bol kerâmetler yaratdı. Ancak, kullar böylece gafletden uya nıp, Evliyâdan feyz alabildiler.
replika telefonlar, replika samsung, replika s4, iphone replika, samsung replika s4, note 3 replika, replika s5,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder