spot telefon,ndan islam bilgisi5

 spot telefon


spot telefon,ndan islam bilgisi5 bugün spot telefon sizin icin cok calıstı spot telefon gece gündüz uyumadan sizlere hizmet veriyor spot telefon diyorki Cevop. — Öteden beriden hırsızlama malûmat toplamakla, notlar almakla ve bunların bazılarını yanlış okumakla itham edilen zat, burada en yüksek ıslahatçıların biri addediliyor ve onun hokkında söylenecek sözlerde ifrat ve tefritten sakınılamıyacağı itiraf olunuyor. Evet, hırsızlama malûmat ile Kur'anı Azîmüşşan gibi bir Kitab-ı Gelilin vücûde getirileceğini iddia etmek, beşerin takatini takdirde bir ifrattır; ve Kur’anın, Mukaddes Kitabın bir taklidi olduğunu söylemek de onun kıymet ve ehemmiyetini tâyinde bir tefrittir ve maatteessüf, müellif bu iki hatayı irtikâptan çekinmemiştir.
İSLÂM DİNİ HAYALÂT ÜZERİNE Mİ KURULMUŞTUR? Müellif, Şiprenger’in, Hazreti Peygamberin nübüvvet memuriyetini, akıl sağlamlığı veya bozukluğu bakımından, izaha çalıştığını ve kendisinin dinî cinneti peygamberlikle ve bilhassa Resulullahın peygamberliğiyle ayni şey addetmeğe meyyal olduğunu söylüyor ve buna karşı «Vâkıa. heyecanlı ( = enthousiaste) yani dinî gayretinin ifratından kendini peygamber zanneden kimse» tâbiri, İlâhî bir fikrin tasarrufu altında bulunan kimse demektir ve h'J mânada olarak Mukaddes Kitabın peygamberlerine ıtlak olunur. Heyecanlı bir adam bazı vakit fevkalâde işler yapabilir ve gösterdiği misâl ile başkalarını da bu gibi işleri yapmağa kalkıştırır. Lâkin bunu ancak malûm olan ahval tahtında ve kuvvetli hislerle sevkeylediği vakit yapar. Mukaddes Kitap peygamberlerinin. Hz. Musa dahi müstesna olmamak üzere, cümlesi eski vahdaniyeti İlâhiye an’anelerine istinat ettiler ve fisk ü fücur, ahlâk-sızUk..âcizlerin hukukunu gasbetmeğe ve kendilerine muhalif bir söz söylemek cür’etinde bulunanları öldürmeğe, has Tişltmesl bile insanın tüylerini ürpertecek maâa alışmış olan Kureyş reislerine bunu kabul ve asırlardanberi yerleşmiş olan bâtıl fikirleri °f“öan a -dırmak ne kadar âkil ve mâhir olursa olsun, hakikaten Dünya'da hiç bir kimsenin yapacağı öeg'Id'r. Bununum cak İlâhî teyit ile vücûde geldiğini munsıf olan bir kimse inkâr edemez.
HAZRET! MUHAMMEDİN BAHİRA VE NASTURA İle GÖRÜŞMELERİ VE NÜBÜVVET MÜHRÜ MESELELERİ.
Müellif, Peygamberin hayatını yazan ™®ö'elif rnu-harirlerin, bilhassa Veyl ve Şiprenger ın ona bir «men-tor» vani hoca tarafından gizlice bazı şeyler g ğine dölr olan sözlerini reddediyor ve bu ^P a o n beyanatından Bahira’nın Hazret! P®Y9®'^öere bazı şey^e ri öğrettiği istintaç edilemez; lâkin rahip Nastura He Su riye^de bir mecliste görüştüğü ö®kikî bir vakadır, mrıs-tiyan Mukaddes Kitabı hakkındaki malumatınm bir kısmı röndan almıştır, «Eutyches» (-) mezhebim ka-
33 - EutychSs Beşinci Asır’da bir rum ratizisi idi. -Nas-t u r i M e z h e b i . ni cerhettikten sonra bunun muhalifi olan mezhebi kabul etti. Hazretl İsa'da ancak tabiat oldm sunu ve bunun da İlâhi bir Tabiat olduğunu ve bu ilahı tabiat Lşeriyet tabiatını, denizin bir damlayı massetüğl iddia ederdi. Nastoryüs ise Hazret! İsa'da seri tabiatın birlikte mevcut olduğunu, takat bunların bir ? mediğini iddia ederdi. Hâsılı, ona göre.ve teri'bihat ilân eylediler. Hiçten yeni bir din ihdas etmek mümkün değildir, sırf bir müteassıp böyle bir işi yapamaz. Şîprenger, Peygamberin İslâmî vücûde getirmesinde asabî hâletine hakikatte lâyık olduğu hisseden ziyâde bir hisse vermekte yanılmıştır. Hayalât görmek ve asabî cinnet bu yeni dinin yaptığı bu kadar umûmî yükselişi husû-le getirecek kadar kuvvetli bir âmil değildir» diyor; ve onun bu hususta gösterdiği delilleri reddettikten sonra, «İslâm, hayalât üzerine bina olunmamışt'r. Yoksa sâde ve lâkin son derecede tatsız bir ilâç Dünya’yı en büyük rûhanî ve İçtimaî inkılâpların birinden mahrum etmiş olurdu. Hayır, Muhammed’in (S.A.V.) hali büsbütün başkadır» diyor ve vahdaniyet-i İlâhiye i.’e şirk hakkındaki âyetleri zikrediyor.Cevap. — Hazreti Peygambere bazı ecnebiler tarafından isnat edilen asabî illetin boş ve mânâsız bir vehim olduğunu b;z dahi «İzale-i Şükûk» de isbat etmiştik. O bapta beyan ettiğimiz mütalâaların isabeti bir yabancı âlimin şu bey’anatiyle de teeyyüt etmiş oluyor.HAZRETİ MUHAMMED'İN TEBLİĞLERİNİN
Müellif, bu veçh ile Allah'tan, hâlikten bahseden ilk ilânın tam bir ilâhiyat sistemi olduğunu görüyoruz. Vahiylerin âmirâne ifade şekli ilân edilen itikadın fikir ve nazar neticesi olmayıp, başka şahıslar müstesna olmak üzeie, Muhammed’e (S.A.V.) verilen İlâhî vahiy neticesi olduğuna kalbleri ikna etmeğe mâildir. Sâdeliğe gelince: Muhcımmed, (S.A.V.) Tabiatın tavsifi daha karışık olan şâir kısımlarının teşekkülü sûretini ileride çıkacak olan fırsatları bırakıp, insanın hilkatinden başlamış ve bu hususta Mukaddes Kitaba tefevvuk bile etmiştir. Bu. şüphesiz, usul tahtında bir hareket idi. Bununla beraber. Mu-yıtsız ve şartsız olarak reddettiği halde « N a s t û r i Mezhebi» ne o kadar hasım değildi. Bu mezhebin fikirlerini, vicdanının müsaade ettiği derecede, İslâmiyet’e soktu, diyor ve Nastura'nın, Hazreti Peygamberin arkasında nübüvvet alâmeti olan mührü görüp öptüğüne dâir olan rivâyetin Haggai’deki P): «Ben seni bir mühür yapacağım, çünkü ben seni intihap ettim» sözünden çıkarılmış olduğunu söylüyor.Cevap, — Nastura'nın Hazreti Peygamberde gördüğü alâmetlerden kendisinin hâtem-i enbiya (son peygamber) olduğunu tasdik ettiğini Hazreti Hatice'nin, onunla birlikte bulunan kölesi Meysere rivâyet etti. Peygamber Efendimizin arkasında, yarım elma kadar, bir et beni vardı. Bunun, Mukaddes Kitapta geleceği haber verilen, son peygambere mahsus alâmetlerden olduğu Yahudi ve Hı-ristiyanlardan İslâm Dini'ni kabul eden müteaddit kimseler tarafından tasdik edilip, öpüldüğü malûmdur. Resûli Ekrem'in Nastura'dan malûmat almış olduğunun asıl ve esası yoktur. Çünkü o, Hazreti İsa'da İlâhî tabiat ile beşerî tabiatın birlikte mevcut olduğunu, lâkin bunların bir-leşmediklerini iddia ederdi ve Hazreti Meryem'e Allah’ın anası ünvanın'n verilmesine müsaade etmezdi. Hâsılı, Nastura'yo göre, Hazreti Isa'da yalnız iki tabiat değil, iki şahıs var idi. Bundan Hazreti İsa'da bir ülûhiyet sıfatı ve bir de kulluk sıfatı olduğunu kabul ettiği anlaşılıyor. Halbuki Kur’an-ı Azîmde Hozreti Isa'nın Allahın «kulu» ve « r e s û I ü » olduğu ve Allah’a kul olmaktan aslâ çekinmiyeceği beyan buyurulmuşturf^®). Zaten Resûl-i Ek-rem.’in Nastura'dan malûmat almağa hiç ihtiyacı yoktu. Eğer hıristiyanlık hakk nda malûmat aimak isteseydi. Mekkede bu malûmatı ona verecek bazı adamlar vardı.
ediliyormuş. Tevratta Hazreti İbrahim’in hazırladığı tereyağı, süt ve buzağıyı gökten gelen misafirlerinin önlerine koyup, kendisi ağacın altında durduğu hikâye edilmesine göre ağaç altı peygamberlere mahsus bir mevki addedildiğinden ve bu tâbir Hazreti Peygambere câzibeli göründüğünden onu «Fetih» Sûresinde P) kullandığı gibi «Ka-sas» sûresinde dahi Musa'ya ağaçtan nidâ edildiğini P) söylemiş, Bahira’nın yolculara bir ağaç altında ziyâfet verdiğine dair olan kıssa dahi buna müstenid imiş.Cevap. — Vâkıa müfessirler zikrolunan âyeti mânayı lâfzisiyle «Tur Dağını üzerinize kaldırdığımız vakti ta-hattür eu...iz» meâlinde tefsir etmişlerdir. Lâkin Kur'anı İngilizceye tercüme eden Hindistan âlimlerinden Mehmed Ali, bu âyete yazdığı haşiyede: «Tevratta onlar —yani
yahudiler— dağın aşağı kısmında durdular, deniliyor Kur’anın elfazmda Beni Israili korkutarak itaota getirmek için, dağın yer ile gök arasında ve onların başları üzerinde muallâk tutulduğuna dair olan esassız hikâyeyi teyit edecek hiç bir şey yoktur. 7 nci sûrenin 171 inci âyeti bile bu hikâyeye hak vermezi'*^). Çünkü o
— Zikret şol zamanı ki o zamanda biz dağı onların üzerlerine bir gölge gibi kaldırdık ve o üzerlerine düşecek zannettiler (A’raf: 171). Kur’anı İngilizceye tercüme edilen Hindli âlim Mehmed Ali bu âyet-i kerimeden maksad, hareket-i arzdır diyerek «dağı yukarıda bir örtü gibi sarstığımız vakitte* diye tercüme etmiştir.
Hazret! Hatice’nin amcazâdesi Varaka ibni Nevfel ve Efendimizin oğulluğu Zeyd Yahudi ve Hıristiyan dinlerini bilirlerdi. Varaka, Hazreti Peygamber kendisine « H ıra Dağı’» nda başına gelenleri hikâye ettiği vakit;kendisinden sonra geleceğini haber verdiği Ahmed ismindeki peygamber sensin; sana görünen melek de Musa'ya gelen Namus-u Ekberdir» dedi ve onun elini öptü. Zeyd de, Resûli Ekrem’e babası geldiği vakit nezdi risâletpenâ-hilerinde kalmayı onunla birlikte gitmeğe tercih edecek derecede muhabbet ve merbûtiyet gösterdi. Emir tâyin olunduğu Mûte Muharebesi’nde şehid oluncaya kadar uğraştı. Bunların kendilerinden aldıkları malûmat ile peygamberlik iddias’na kalkışan bir zata ve onun tesis ettiği dine bu derecede hürmet ve sadakat göstermiş olmaları illetten sâlim ve sağlam hiç bir aklın kabul edeceği şeylerden değildir.Kur’anın birkaç yerinde Alloh’ın şeriati Beni İsrail’e vahy ederken dağı onların başları üzerine kaldırdığı zikrolunuyormuş(36). Halbuki Midraş kitabında yahudi-lerin elma ağaoı altında durdukları ve itaat edeceklerini söyledikleri yazılı imiş. Tevratta da itaat ederiz dedikle^; hikâye olunurken Kur'an’da: «İşittik ve isyan ettik» P) de-niliyormuş. Bu ayetler Medine’de nâzil olduğundan Hazreti Peygamberin bu vak’ayı yahudilerden öğrendiği istintaç.Hazreti Musa’nın yanında dahi söylediklerinde şüphemiz yoktur. Eğer söylememiş olsalardı, Yahudiler’in Medine'de, öyet-i kerimeyi işittikleri vakit, Hazreti Peygambere:Sen bize iftira ediyorsun» diye şiddetli itirazda bulunacakları bedihî idi. Böyle bir iftiraya karşı onların en âlimleri olan Abdullah bin Selâm’ın İslâm Dini'ni kabul etmesi nasıl mümkün olabilirdi? Âyeti kerime vahiydir, onda hata yoktur. Tevrat nâzil olduğu vakit. Beni İsrail bunun ahkâmının ağırlığına tahammül edemiyeceklerin-den bahisle Tevratı kabulden imtina etmişlerdi. Feth-ül beyan ve İbni Kesir tefsirlerinde yahudilerin dağın kalktığını görünce yüzlerinin sol tarafı üzerine secde ettiklerine ve sağ gözleriyle göğe baktıklarına ve bugün dahi o suretle secde etmekte ve «Bizi azaptan kurtaran, bu secdedir» dediklerine dâir bir fıkra görüyoruz. Bu rivâyete göre, «isyan ettik» dediklerinde hiç şüphe kalmaz.
Altı bin altı yüz bu kadar âyeti havi olan Kur'anı ezber ve yanlışsız olarak okuyan Hazreti Peygambere Medine Yahudilerinden işittiği bir kelimeyi, büsbütün aksi bir mânada olarak, yine onlara söylemek kadar fâhiş bir hatayı isnat etmek akıl ve temyize mâlik olan hiç bir ferdin nez-dinde kabule şâyân görülemiyecek dereaede abes bir fikirdir.
PEYGAMBERİMİZ, «MUHAMMED» İSMİNİ NE ZAMAN VE NE SÛRETLE ALDI VE HATEM-ÜL ENBİYA OLUŞU HAKKINDAKİ RİVÂYET UYDURMA MIDIR?
Müellif, Bahira’nın, Hazreti Peygamberi ağaç altında görüp. Peygamberlik mührünü öperek, onun son peygamber olduğunu söylemiş olması hakkındaki rivâyetin uydurma bir şey olduğunu beyan ettikten sonra, Hazreti Peygamberin.Hicretten uç sine sonra vukübulan «Uhut Muhareoesı»-ne kadar geçen müddet içinde bu isimden “r eser yok^ tu Muhamfned'in (S.A.V.) dostlarının onu yaralı olarak yerde yattığını görerek, yukarıda geçen sozierı soyieme-Li, «Muhommed (S.A.V.) öldü» demeleri muhteme de^ ğildir(«) Eğer onun hakikaten öldüğü fikrinde olsaydıtar. âyetinin gördüğü İŞ, Muhammed'in (S.A.V.) dhiret oğlunun zevcesiyle îzdüa cini oftomek olduğunu ve bu vak'a dördüncü senede vukua geldiğinden, yahut Peygamberlik mührünün de Bahire kıssasının mahırâne bir tebdilinden ibaret olduğunu id-la e iyor. Hasılı müellif, içinde Muhammed (S.A V) ismi bulunan don âyetten « A I - i imran» ve '«'a h -z a b » surelerinde bulunan ikisinin doğruluğunu yuka-Idn geçen mütalaalara dayanarak kabul etmediği gibi diLr A ' V ¦ r «Kıtal» sûrelerinde münderiç olanası, bu Bahira kıssasının ilk uydurulduğu zamana tesadüf ettiğini ve Bahira'nın az bir zaman sonra öldüğünü soyluyor; ve «Vakıa Muhammed (S.A.V.) ismi Kur’anda birkaç defa geçen lâkin, ileride münakaşa edeceğimiz gibi, bu ayetlerin doğruluğunda ağır şüpheler vardır» diyor ve bu münakaşayı hâvi olan 13 üncü bapta «Muhammed» ve « A h m e d » isimlerini hâvi olan âvetle-rin uydurma olduğunu iddia ediyor.
Peygamberin vefafnda Hazreti Ömer’in:Muhammed (S.A.V.) öldü!» demesi ve Hazreti Ebu Bekir'in:
Ey nâs! Her kim Muhammed’e (S.A.V.) tapıyVDr-sa bilmelidir ki Muhammed (S.A.V.) ölmüştür! Ve her kim Allah'a tapıyorsa bilmelidir ki Allah hâkidir!.» deyip. «Mu-hcmmed (S.A.V.) bir Peygamberden başka bir şey değildir, ondan evvel de peygamberler gelip geçmiştir. Eğer ölse veya öldurülseydi geri dönecek mi idiniz?» (4«) meâlinde olan âyeti okuması üzerine. Hz. Ömer'in kendisini bu âyeti hiç işitrnemiş ç,*;bi hissettiğini söylemek pek gariptir. Ne bu taaccübe. ne de adı geçen âyetin doğru olduğuna inanmam. Bu ayet, kendi doğruluğu aleyhine delâlet eden diğer bir esası havidir ki bu da «Muhammed» (SAV) ismidir. Muhommed (S.A.V.) tarafından Hicretin yedinci senesinde gerek imana gelmiyen Arap reislerine gerek ecnebi hükümdarlarına gönderilen mektupların başına Resulü Muhammedden» diye yazılıyor idiyse de bu mektupların çoğu pek şüphelidir Metinlerin doğru olduğu kobul edilse bile imza onların doğruluğunu teslim eden muhaddisler tarafından ilâve edilmiş olabilir. Her halde ben «Muhammed» (S.A.V.) isminin Abdullah bin Selâm'ın İslâm'ı kabul et-
Allah’ın Resûli tarafından filâna» diye yazıldığı, mazbut olan rivâyetlerle, sâbittir. Bundan başka Efendimizin Mukavkas’a gönderdiği ve fotoğrafla alınmış ve müteaddit âlimler tarafından doğruluğu tasdik edilmiş olan bir mektubu Margoliouth tarafından «Muhamm^ ve İslâm’ın Yükselişi» ünvâniyle İngilizce neşrolunup kütüphanemde bulunan eserin 346 ncı sahifesinin sonunda mun-deriçtir. Bu mektup, yukarıda bahsi geçen üç satirli mühür ile mühürlenmiştir. Kendisine « E b ü I k a s ı m » ve « E I ’ e m i n » dahi denildiği biliniyorsa da, bunların birincisi isim değil. « k ü n y e » dir ve İkincisi de çocukluğundonberi gösterdiği sadakat ve istikametle kazandığı « l â k a b » dır.
spot telefon sizin icin sundu yarın kaldıgımız yerden devam edecegiz.



spot telefon,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder