replika telefondan islam bilgisi33

 replika telefon

replika telefondan islam bilgisi33 evet arkadaslar yine replika telefon sizin icin yazdı ve iszin ici,n replika telefon diyorki Kıyâmet gününe ve nefs-i l yemin ederim ki, insan, / kemiklerini bir araya topl cebimizi mı sanıyor? (Kıyi 1-3)Bilmiş ol ki; en büyük düşmanıı tan nefsindir. Hep kötülüğı şekilde yaratılmıştır. İşi, iyilikte fenâlığa meyletmektir. Onu U (iyileştirip) doğrultmak, Rabbii kına İbâdet için zincire vurmalı dan alıkoyup zevklerinden uzalı me’mursun. Şâyet biraz ihmâl e* ve bir daha önüne geçilmez hâl t dan onu uyarır, kınar ve levnn zaman nefs-l emmârellkten çık£ teâlânın kendisine yemin ettiği vâme hâline döner. (İmâm ı Gı

Nefs-i Mardiyye: Kusurlarını t sinden râzı olunan nefs. Rabbir makbul olan nefs.
Nefs-l mardiyyeye kavuşan kinr her sözü yerine getirir. Adâlette Kerem sâhibidir (cömerttir). Heı olan bilgileri aniiyacağı derect (Erzurumlu İbrâhim Hakkı) Nefs-i Mutmainne: îmân e Nefs, bu mertebede, Allahü teâlâı altında sâkinleşmiş ve şehevî kurtulmuşdur. İyiliği kötülükten. rek insanlık vazîfesini tanıttıran v< rahatlık veren bir hâle kavuşmu;

iri kızıştırmak, bir malı satın almaya olmadığı hâlde alacakmış gibi malın II yükseltmek.

lah bin Ömer (r.anh) şöyle rivâyet et-“Şüphesiz ki, Resûlullah sallallahü ve sellem neceşten men etmiştir.


ii bir malın fiyatında uyuşmuş iken, yapmak mekrûhdur. (îbn-i Âbidîn)

YYULLAH

I teâlâ tarafından tûfandan kurtarılan ima Nûh aleyhisselâma verilen isim.

jan önce, Allahü teâlânın emri ile ehlî, vahşî ve yırtıcı hayvanlar hazret-i 1 huzûrunda toplandı. Bunların top-sıyla çok büyük izdihâm, kalabalık ma geldi. Hayvanların her biri: “Bizi âl ¡iyyallah!" diye yalvarır, gemiye bine-için yarış ederdi. Nûh aleyhisse-ığ elini uzatınca aynı cins hayvanın ıi, sol elini uzatınca da dişisini alırdı. »/, Kisâi)

I SÛRESİ

•1 kerîmin elli üçüncü sûresi, türesi Mekke’de nâzil oldu (indi). Alt-âyet-i kerîmedir, ilk âyetinde geçen z mânâsına gelen Necm kelimesin-olayı Sûret-ün-Necm denilmiştir. ; mîrâc mûcizesi, putların uydurma Dİduğu, Allahü teâlâdan yüz çevirip, a kul olanlaraîtibâr etmemek gerek-ük günâhlardan ve ahlâksızlıklar-ıçanlara Allahü teâlânın mağfiret i bildirilmektedir, (¡bn-i Abbâs, 'aberî, Kurtubî)

eâlâ Necm sûresinde meâlen buyu-

i:

için, (âhirette), ancak (dünyâda) t (Allah rızâsı için) işlediği sâlih ri ve niyeti fayda verir. (Âyet 39)

'ecm sûresini okursa, Mekke* 'ıammed*i (aleyhisselâm) tasdik ir edenlerin adedinin on katı verilir. (Hadîs i şerîf-Kâdı Bey-fsîri)


lardon sonra onlar Mescid-i Ha-ram*a (Kâbe-i muazzama ve çevresine) yaklaşmasınlar. (Tevbe sûresi: 28) Müşriklerin kendileri (bedenleri) necs olsaydı, îmân edince temiz olmamaları lâzım gelirdi. O hâlde onlara neces denilmesi, kalblerinin neces olduğunu bildirmek içindir, îmân edince bu neceslik gider, temiz olurlar. İtikâdlarının (inançlarının) kalblerinin pis olması, bedenlerinin pis olması demek değildir. (Ahmed Fârûkî)

Hınzırdan başka her hayvan diri iken temizdir. ölünce necs olurlar. Hınzırın derisi ve her parçası necstir. (M, Zihni Efendi)

Kapalı şişe içinde idrâr taşıyanın namazı câiz olmaz. Çünkü şişe bevlin meydana geldiği yer değildir. Bundan anlaşılıyor ki, cebindeki şişede dirhemden ( 4 gram 80 santigram) fazla kan, ispirto veya kapalı kutuda kanlı mendil, necs bez varken namaz kılmak câiz değildir, (tbn-i Âbidîn)

Necâsetin imbiklenmesi ile elde edilen sıvı necstir. Bunun için rakı ve ispirto kaba necs olup, içilmeleri şarap gibi haramdır. (Tah-tâvî)

Elbisenin bir yerine necâset bulaşsa, bulaşan yeri unutsa, zan ettiği yeri yıkasa temizlendi kabul edilir. Yaş ayağı ile necs yerde yürüse, yer kuru ise ayakları necs olmaz. Yer yaş olup ayakları kuru ise, ayakları ıslanırsa necs olurlar. (Abdüluanî Nablüsî) Şıra yâni üzüm suyu temizdir. Sarab hâline dönünce necs olur. (Abdülfianî Nablüsî)

Namazı bozanlardan birisi de necs yerde durmak ve secde etmektir. Necs yere temiz şey sererse bozmaz. (Alâüddîn-i Haskefî)

NEFHA

Üfleme, Isrâfil aleyhisselâmın, kıyâmetin kopup insanların öleceği ve tekrâr diriltile-cekleri zaman, nasıl olduğu bizce bilinmeyen sûrun üflenmesi.

Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:

Sûr*a nefha edileceği o gün (mezarlardan kalkıp, mahşer denilen alana) bölük bölük eelirsiniz. iNi>hf>’ stûr^ai- tm


tzarmat getiren nefs-i mutmainne isterim. (Hadîs-i şerîf-Nesâih-ül-ibâd) Nefs-I m utma in neye kavuşmuş olan insan sabırlıdır. 'Yumuşak ve güleryüzlüdür. Ayıbları örter ve kusurları affeder. Allahü teâlâya tam teslim olmuştur. Çok ibâdet yapar. Cömertdir. İslâm dîninin emirlerinden bir karış ayrılmaz. (Erzurumlu İbrahim Hakkı)

Bir insan vilâyete kavuşup velî olunca nefs-i emmâresi nefs-i mutmeinne olmuş, küfür-.den, inkârdan kurtulup, Rabbinden râzı olmuştur. Rabbi de ondan râzıdır. Yaratılışında bulunan kötülük, azgınlık yok olmuştur. (İmâm-ı Rabbânî)

Nefs-i Mülhime: Gerektiği zaman Allahü teâlâ tarafından kendisine hakîkatler ilhâm edilen, kötülüklerden arınmış nefs.

Nefs-i mülhimeye kavuşmuş bir kimse, ilim, kanâat, tevâzu (alçak gönüllü olma), hüsn-i zân (iyi düşünce) sâhibidir, sabırlıdır, tahammüllüdür, özrü kabûl eder. Her türlü eziyetlere katlanır. (Erzurumlu îbrâhim Hakkı)
Nefs-i Nâtıka: İnsanı hep kötülük ve aşağılık işler yapmaya sürükleyen nefs. Nefs-i emmâre.

İnsanın bütün kötülükleri nefs-i nâtıkada toplanmıştır. Nefs-i nâtıka hiç iyilik yapmak istemez. Hep kötülük yapmak ister.Kendi-sine ve başkalarına zararlı olan şeyleri ister. (Ebü ’l-Hüseyi n)

Nefs-i nâtıkayı zaifletecek birinci ilâç, İslâmiyet’in emir ve yasaklarına uymaktır. Haramların hepsi; dünyâ malına, mevkiine, zevklerine düşkün olmak, nefsin gıdâsıdır. Onu besler kuvvetlendirirler. (İmârn-ı Rab-bâni)

Nefs-i Râdiye: Rabbinden râzı ve hoşnûd olan nefs.

Nefs-i Râdiyeye kavuşan kimsenin duâsını Allahü teâlâ reddetmez. Fakat edeb ve hayâsından bir şey isteyemeyen, Allahü teâlâ katında azîz ve kıymetlidir. (Erzurumlu İbrahim Hakkı)

Nefs-ül-Emn Hayâl, düşünce olmayan, zihnin hâricinde kendisi var olan, hakîkat.
Kelime-i Tevhid yâni lâ ilâhe illalla sini söylemekle yapılan zikrin adı. tın (yaratılmışların) bilgisini çıkarnSak, maksadın ve dileğin Ali olması. Nefy ve isbat zikrinde ( yâni Allahü teâlâdan başka ilâ demek nefy, (illallah) yâni Allahü dır demek de isbât ifâdeleriyle beli Nefy ve isbat zikrini çok yapınız, kelimeyi tekrar ederken bütün düşüncelerinizi gönülden çıkarını; diniz, dileğiniz ve sevdiğiniz bin (Allahü teâlâdan başka) olmasın. Rabbânî)

NEHÂR-I ŞERİ

Fecr-i sâdıkın doğuşundan (tan yer masından) güneşin batışına kadı zaman, şer’î gün.

Orucun farzı üçtür: 1) Niyyet etme yeti ilk ve son vakti arasında yaı Fecr-i sâdık yâni tan yeri ağarrr güneşin batmasına kadar olar içinde yâni nehâr-ı şer’î müddetini bozan şeylerden sakınmak. (Seâa diyye)

NEHY-İ ANİL MÜNKER

Müslümanları günahlardan ve kö den sakındırmak, alıkoymak. •Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâl ruyor ki:

Erkek ve kadın bütün mü' birbirlerinin yardımcılarıdır mâruf neKy-i anil münker ya namazı gereği üzre Jularlar tı verirler, Allah*a ve Resûli at ederler. İşte bunları mıü sûrette Allah rahmetiyle bağ çaktır... (Tevbe sûresi: 71)

Aç kimseleri doyur, susuz oi ver, emr-i ma*rûf ve nehy-i r yap; buna gücün yetmezse ı güzel olmayan sözlerden dilin (Hadîs-i şerîf-Tergîb vet-terhîb)

Mü’min kardeşine nehy-i anil yapan kimse; yumuşak, tatlı ve ç ifâde ile anlatarak sövlemeli. sert ;


!) de ki: Göklerde veyer€İe \e gaybı bilmez. Ancak

, (Âyet: 65)

l sûresini okursa^ Siiley-Usselâmı tasdik eden ve darın adedinin on katı mır. (Hadîs-i şerif-Kâdı Bey-
koğuculuk yapan, duyulması bir sözü başkalarına götürüp

CenneHe giremez. (Hadîs-i -iil-mehârim)

ki; sana birisi hakkında nem-1, senin hakkında da başkasına eder. (Hasen-i Basrî) ihir yapan büyücüden daha nkü büyücünün bir ayda yapa-Timâm bir anda yapar. (Yahya

en çok dünyâda üstüne idrâr ve müslümanlar arasında nem-înlara olacaktır. (İmâm-ı Rab-
lanlar, nesikeler.

\rinizi büyük yapınız, di yapınız. Muhakkak ki rät üzerinde sizin binek-ıcaktır. (Hadîs-i şerîf-Riyâ-)
ve babaya bağlayan kan bağı. Ekseriya baba yönünden olan kullanılır. Babalar ve yukarıya < babalar ile oğullar ve aşağıya arı arasındaki alâkaya amûdî ek kardeşler ile bunların oğul-oğulları arasındaki alâkaya ufkî ir.

lâ âyet-i kerîmede meâlen ıh*dır ki. o (hakir) sudan bir
(ulaşır). (îbn-i Hişâm)

Kibrin başlıca yedi sebebi vardır. İlim, ibâdet, neseb, cemâl (güzellik), kuvvet, mal ve mevki. Bu sıfatlar câhillerde bulununca kibre sebeb olur. (M. Hadimi)

İnsanın şerefi (kıymeti, üstünlüğü) ilim ve edeb iledir; mal ve neseb ile değildir. (Mu-harnmed Ma’sûm)

NESH

Emir ve yasaklarla ilgili şer*î (dînî) bir hükmün, ondan sonra gelen şer*î bir delîl (hüküm) ile kaldırılması, yürürlük zamânı-nın sona erdiğinin haber verilmesi, açıklanması. Hükmü kaldıran delîle, nâsih; kaldırılan hükme mensûh denir.

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Medîne-i münevvereye hicret ettikten sonra bir müddet Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’ya yönelerek namaz kılmışlardı. Bu, Resûjullah’ın fiilî (işle ilgili) bir sünneti idi. Sonra bu sünnet, "(Ey Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem!) Senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. Bunun için seni hoşruid olduğun kıbleye çevireceğiz. Şimdi, yüzünü (Mekke-i mükerremedeki) Mescid-i haram (Kâbe) tarafına çevir. Nerede bulunursanız bulunun yüzünüzü o mescid tarafına çevirin.** meâlindeki Bekara sûresinin yüz kırk dördüncü âyet-i kerîmesi ile nesh edilmiştir. (Fahreddîn Râzî)

Muhammed aleyhisselâm peygamberlerin aleyhimüsselâm sonuncusudur. O’nun dîni bütün dinleri nesh etmiştir. O’nun kitâbı, geçmiş kitabların en iyisidir, önceki şerîat-lerin (hak dinlerin) hepsini kendinde toplamıştır. O’nun şeriatı kıyâmete kadar bâkidir. (devâm edecekdir.) Kimse tarafından de-ğiştirilmiyecekdir. İsâ aleyhisselâm gökden inecek, O’nun şerîati (dîni) ile amel edecek, yâni O’nun ümmeti olacakdır. (îmârn-ı Rabbani)

Nesh, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hayatta iken olur. Nesh, kıssalarda ve haberlerde olmaz. Fen bilgilerinde ve hesab ile bulunan bilgilerde de

mütevâtir veya meşhur sünnet ile nesh edilmiş olabilir. (îbn-i Âbidin)

Bir hükmün nâsih veya mensûh olduğu ya Peygamber efendimizin bildirmesi ile veya Eshâb-ı kirâmın açıkça bildirmesi ile veya iki müteâriz (birbirine aykırı) delilin nüzûj (inmesi) veya (hadîs-i şeriflerde) vürûd (gelme, buyurulma) tarihleri ile veya hakkında icmâ vukû bulması ile bilinir. İctihâd ile bilinmez. (Molla Hüsrcu, Hadimi) Allahü teâlâ kulları hakkında dilediği gibi tasarruf edebilin kullarını bir zaman bir hükme, başka bir zaman da başka bir hükme tâbi tutabilir. Buna kimse îtirâz edemez. Allahü teâlâ, hikmet sâhibi ve kullarına çok merhâmetli olduğu için, kullarının fâideleri için bâzı hükümleri nesh edebilir. Zamânın değişmesi ile insanların maslahatları, faydalarına olan şeyler değişebileceği için, bâzı hükümlerde neshin meydana gelmesi aklen câizdir, mümkündür. Bu durum naklen de mümkündür ve olmuştur da. Nitekim, Âdem aleyhisselâm zamânında kız kardeşle evlenmek câiz iken, ondan sonra gelen şerîatlerde (hak dinlerde) bu husus nesh edilmiştir. Yine Yâkûb aleyhisselâm zamânında iki kız kardeşi bir erkeğin alması câiz iken, İslâmiyet bunu nesh etmiştir. (Fahrcddin Râzi-îmâm-ı Süyûti).

NESf

Yer değiştirmek, geri bırakmak; Eşhur-ül-hurum (haram aylar) denilen ayları değiştirmek, geri almak.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki; Nesi, küfürde ziyâde olmaktır. Kâfirler bununla cUdatılır. Bir ayı helâl sayarlar. Başka sene ise, bu ayı haram sayarlar. (Tevbe sûresi: 38)

İslâmiyet’in i)k zamanlarında ve İslâmiyet’ ten evvel, kamerî sene aylarından Recep, Zil-kâ’de, Zilhicce ve Muharrem aylarında harp etmek haram İdi. İslâmiyet’ten evvel, Arablar Receb veya Muharrem aylarında harp edebilmek için, ayların yerini değiştirir, İleri veya geri alırlardı. Peygamber efendi:—.:— i., riAeînin UalmaHl/Sl
NbdIUrilT TB

Hıristiyanlıktaki fırkalardan biri. Kc niyye (İstanbul) patriği Nestorius 1 dan kurulduğu için Nestûrlyye dem Nestorius, hıristiyanlığın Nestûriyyı sim kurdu. Mîlâdın 428. yılında Kc niyye (İstanbul) patriği oldu. İstaı yapılan toplantıda bunun kitabı ine kabûl edildi. Nestûriyyeye göre Allat Allahü teâlânın vücûd, hayât ve ilim rından ilm uknumu (kelimesi) hazn ya hulûl etmiş (girmiş), ilâh olmuştı ret-i Meryem ilâh anası değil, insan a Hazret-i îsâ Allah’ın oğludur. (Peyg 1er Târihi Ansiklopedisi)

Nestûriyye fırkasının bu fikirleri şark memleketlerinde yayıldı. Mîlâdî 431 Efesus (Efes)’de kurulan dördüncü meclisi, Nestûriyye fırkasının kurucu Nestorius’un fikirilerini red etti ve Nes tekfir etti (îmânsız olduğunp kabûl € sır’a giden Nestorius, M. 439’da orac (Seâdet-i Ebediyye)

NEŞR

1- Âhirette, ölülerin diriltilip, hc görüldükten sonra. Cennet Cehennem’e dağılmaları (Bkz. Hoş

Resûlullah efendimizin; kabir ve I hâllerinden, haşrdan (ölülerin kal den kalktıktan sonra, Arasât meye toplanmasından) ve neşrden, Cen ve Cehennem’den haber verdiği ( hepsi doğrudur. Âhirete (öldükten âleme) inanmak, Allahü teâlâya ir gibi, îmânın şartıdır. Âhireti inkâr Allahü teâlâyı inkâr etmiş gibi îmâr (Ahmed Fârûki)

Bütün peygamberlerin dinlerini temeli birdir. Başka başka değile aynı şeyi söylemişlerdir. Allahü ! zâtı ve sıfatları için, haşr (mezarc kınca. Arasât meydanında toplanr neşr için, peygamberler için ve mel derilmesi için ve melekle kitâb g mesi için, Cennet’in sonsuz nîmc Cehennem’in sonsuz azâbları içins( leri heo aynıdır. Sözleri birbirine uy

aiKJi;, ail^-vcı ly

azgeçmesi hâlinde^ nekâbet rette ihsân olur. Çünkü Resûlul-ıü aleyhi ve sellem buyurdu ki; I8e, karşısındaki pişman >ey*i feshedery geri alırsa^ teâlâ onun günâhlarını Nekâbet. vâcib değildir. Fa-(vâbtır ve ihsân etmektir. (İhn-i
jâl soran meleklerden biri (Bkz. e Nekir).

an meyyit (ölü), Münker ve Nekir lin sorularına doğru cevâb nlar (melekler): “Doğru söyledi, lizden kurtuldu" derler. Bu klmse-nûr ile dolar. Cennet kokuları ámete kadar neş’eli ve sevinçli im-ı Gazâlî)
naşı çoğalması. Ziyâdeleşen mala lir.

doğma, doğurma, kazanma, kâr hakîkî olur veya bir kimsenin ken-^eya nâibinin (vekîlinin) elinde nekkünü (durması) sebebi ile art-ferişli mal gibi takdiri olur. Hakîkî takdiri nemâ da hılkî (yaratılış ola-ilî olmak üzere ikişer kısımdır. Hılkî İtin ve gümüştür. Fiilî olanlar nemâ-rte niyet etmekle olur. (Zeylâî, Hin-

irilecek malda aranan şartlardan nâmî olmasıdır. (Kâşânî, Scrahsî) Imî olmadıkça ona zekât îcâb etme-i üzerinden bir sene geçmedikçe (ât vermek îcâb etmez. (M. Zihnî

Z (NAMAZ)

ilâm dîninin beş şartından biri, r dînin direğidir. Namaz kılan dînini kuvvetlendirir. Namaz yan, elbette dînini yıkar.

i şrrîf-Ihyâ)

kerre namaz kılmağı farz etti, tnr kimsey güzel abdest alıp^ namazını doğru kılarsuy kıyamet günü yüzüy on dördüncü ay gibi parlar ve Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer. (Hadîs-i şerîf-îhyâ)

İyi biliniz ki, namaz, dînin direğidir. Namaz kılan bir insan, dînini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın dîni yıkılır. Namazları, müstehâb zamanlarında ve şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılmalıdır. (Muhammod Ma’sûm Fârûkî)

Namaza mâni olan, güçlük çıkaran vazîfede bereket olmaz. Namaza elverişli olan vazH felerde bereket vardır. (îmâm-ı Gazâlî)

Akıl ve bâliğ olan her müslümanın her gün. beş vakitde namaz kılması farzdır. Kimse, kimsenin yerine namaz kılamaz. Bir kimse, kıldığı namazın ve başka ibâdetlerin sevâbı-nı başkalarına hediye edebilir. ('Mu/ıammed Zihni)

Ey oğlum! Namazı dosdoğru kıl. Şartlarına, rükünlerine, edeblerine riâyet ederek kıl. Çünkü namaz, dînin direğidir ve Allahü teâ-lâya münâcâttır (yakarıştır). Namaz insanı günahtan alıkoyup,kemâle (olgunluğa) kavuşturur. (Lokman Hakîm)

NEMİME

Koğuculuk, söz taşıma, duyulması istenmeyen bir sözü başkalarına götürüp söylemek.

Hased, nemime ve kehanet sâhibleri benden değildir. (Hadîs i şerîf-Berîka)

Nemîme yapan Cennet*e giremez.

(Hadîs i şerîf- Tebyîn-ül-mekârim)

Yalan söylemek, iftirâ etmek ve nemîme her dinde haram idi. Cezâları çok ağırdır. (İmâm ı Rabhânî)

NEML SÛRESİ

Kur’ân-ı kerîmin yirmi yedinci sûresi.

Nemi sûresi, Mekke’de nâzll oldu (indi). Doksan üç âyet-i kerîmedir. On sekizinci âyetinde Süleymân aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan bahs (söz) edildiği için sûreye, Sûret-ün-Neml denilmiştir. Nemi karınca demektir. Sûrede; hazret-i

ouy rfu#ırvı^f ıc»fv .

şerîf Kdrh üddünyâ ı H’ddîn)

Bid’atler (dinde sonradan çıkan yenilikler) yayılıp, sünnetler terk edildiği zamanda, İslâm ilimlerinin tahsili (öğrenilmesi) ve neşri, en mühim işlerdendir ve Muhammed aleyhisselâmın sünnetini (dînini) yaymak en mühim maksaddandır. (Muhammed Ma 'sûm)

Ortaçağda Endülüs’de ortaya çıkan parlak medeniyyet, Endülüs’ün dışına taşarak, Avrupa’ya yayıldı. Endülüs’deki medeniy-yeti gören kâbiliyetli bâzı AvrupalIlar ortaya çıkdı. İslâm âlimlerinin kitâblarını. Avrupa lisanlarına tercüme ettiler. Bunların, tercüme ederek, neşr ettikleri kitablar sâye-sinde, Avrupa halkı cehâlet uykusundan uyanmağa başladı. (Harput/u Ishâh Efendi)

NEÜZÜ BİLLAH

Allahü teâlâya sığınırız mânâsına, tehlikeli hâllerden ve îmânı gideren şeylerden sakınma ve korkma mânâsını ifâde eden bir söz.

Bir kimse, İslâm’ın beş şartından birini inkâr ederse, yâni inanmaz, kabûl etmezse, yâhut alay eder, saygı göstermezse neûzü billah îmânı gider. (M. Hâlid i Bağdadî)

NEVÂDİR HABERLER

Hanefî mezhebi imâmlarından İmâm-ı Muhammed’in (El-Keysâniyyât), (El-Hârûniyyât), (El-Cürcâniyyât), (Er-Rukkıyyât) adındaki kitablarıyla bildirilen din bilgileri, haberler.

Nevâdir haberler açıkça ve sağlam gelmiş olmadığından, bu haberlere (zâhir olmayan haberler) de denir. Hanefî mezhebinin bilgileri üç yoldan gelmiştir. 1) Usûl zâhir (açık) haberler, 2) Nevâdir haberler, 3) Vâki’ ât haberleri (İmâm-ı a’zâm. Îmâm-ı Muham-med ve İmâm-ı Ebû Yûsuf’un talebelerinden ve talebelerinin talebelerinden gelen bilgiler. (İbn-i Âhidîn)

NEVRUZ GÜNÜ

Mecûsîlerin (ateşe tapanların) Martın yirmi-birinde kutladıkları bayramı.
I
adında eski bir İran pâdişâhıdır. ( İran’da ilk hükümet kuran pâdişâhın rının dördüncü hükümdârı olup, s€ yıl saltanat sürmüş, beş yüz yıl kimse hasta olmamış. Bunun içir kendine tapdırmıştır. Mart’ın yirmi günü tahta çıktığı için, bu günü, diyerek, yılbaşı ve dînî bayram ya (Hehher Ansiklopedisi)

Nevrûz veya mihrican (Eylül’ür üçüncü) günlerinde bunların isimleı leyerek hediyye vermek haramdır. I leri bayram bilerek bir şeyi vernn (dinden çıkmak) olur. (Alâüddîn /

NEY

1-Kamıştan yapılan içi boş bir çal Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş. E büyüklerinden olan Celâleddîn-(kuddise sirruh) ney ve başka hiç çalmadı. Mûsikî dinlemedi ve raî etmedi. (Âhidîn Paşa)

Abdullah bin Ömer (radıyallahü c ile berâber gidiyorduk. Ney ses Abdullah, kulaklarını parmakları ile Oradan hızla uzaklaştık. “Ney sesi mu?" dedi. "Hayır işitilmiyor" ded maklarını kulaklarından çekti ve “ lah (sallallahü aleyhi ve sellem) c yapmıştı" dedi. (Nâfi)

2-İnsan-ı kâmil, İslâm dîninde kâmil yüksek insan.

Mesnevîde geçen ney kelimesi, kâmil mânâsındadır. Bu benzetm hikmetler mevcuttur. Meselâ ne kendiliğinden çıkmadığı gibi, kâm hareketleri ve sözleri de hep Allahı ilhâmı İledir. Insan-ı kâmilin hikn lu sözlerini işitip, dinleyenler I dünyâya bağlamaktan kurtarırlaı aşkları artar. Ney’in görünüşü dosc Kâmil insan olan Allah adamların hâli dosdoğru, müstakîm ve güzel ihsânlarla donatılmıştır. (Âhidîn i

Dinle neyden nasıl anlatıyor Ayrılıklardan şikâyet ediyor.

(Mevlâ nâ Celâleddi


üyiemesı. dinde nifak olur. Kalbinde nlık olup, dostluk göstermek dünyâ >lur. Küfrün en kötüsü, dinde nifak dır. (Muhammed Hâdimî)


husa demektir. Elleri, ayaklan, başı in düşükde gelen kan da nifastır. imânının azı yoktur. Kan kesildiği gusül edip namaza başlar. En çok Hanefî mezhebine göre kırk gün-t gün tamam olunca, kan kesilme-jsl edip namaza başlar. (!bn-i Âbi-

Inlerinde namaz, oruç, câmi içine Kur’ân-ı kerîm okumak ve tutmak, nâ’ haram olur. Oruçları kazâ eder, rı kazâ etmez. (İbn i Âbidîn)


îlen düşünceleri, hâtıraları murâ-Dntrol) etmek. Hâtırından mâsi-ıhü teâlâdan başka her şeyi) dü->n devamlı kelime-i tevhîdi geçir-

)t, bir sâlike (tasavvuf yolundaki bir saat veya iki saat veya daha »sser (nasîb) olduğu takdirde artık Allahü teâlâdan başka her şey) ırına, düşüncesine yol bulamaz. \bdülhahîm)
ivvufta bir makam, derece, erlerin hepsi ve evliyânın büyük-[in hakîkati olan makâmın sonuna selebilirler ki, burası ibâdet eden-letlerinin mertebesinin nihâyeti-lakâmın üstü yalnız ma'bûdluk dir. (İmâm ı Rabbânî)

ti hidâyete (başlangıca) yerleştir-Hchâoddîn-i Huhârî)

I yapılan akit (sözleşme). Yâni muslüman bir erkek ile hanımın luzûrunda ben seni zevceliğe

Nikâh yapmak benim sünnet imdir. Sünnetimden yüz çeviren benden değildir. (Hadîs i şerif-Menâhic-ül-i-bâd)

Nikâhlanuiy çoğalın! Kıyamet günü^ ümmetlere karşı sizinle övüneceğim.

(Hadîs-i şcrîf-îhyâ)

Nikâhsız evlenmek haramdır. Nikâh lâzım olduğuna ehemmiyet (önem) vermiyenin îmânı gider. (AbduUah-ı Miîsulî)

Nikâhtan önce kızı görmek sünnettir ve iyi geçinmeyi sağlar. (Saîdeddîn Fcrgânî) Âdem aleyhisselâmdan beri bütün ümmetlerdeki evlenmelerde nikâh yapılması devâm etmiş, kaldırılmamıştır. Her ibâdet gibi nikâhın da sahih olması için, nikâh yapılırken niyet etmek lâzımdır. Yâni nikâh-lanacakların, Allahü teâlânın emri ile Peygamberimizin sünnetine uyarak nikâh yapıyorum diyerek kalbinden geçirmeleri lâzımdır. (Süleyman bin Cezâ ve Saîded-dîn Fergânî)

Akıl ve bâliğ (ergenlik çağına gelmiş) bir kız ile oğlanı nikâh ettiklerinde, kendilerine îmânı ve şartları sorulduğunda bilemeseler, bunların nikâhı geçerli olmaz. Çünkü bun-’ lar îmânı bilmediklerinden müslüman olmazlar. (İbn-i Âbidîn)

Nikâh-ı Müt’a

Şâhidsiz olarak, bir kadınla belli para verip belli zaman için berâber yaşamağı sözleşmek (Hkz. Mut'a Nikâhı).

Nikâh-ı müt’a dört hak mezhebte de yâni Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheble-rinde haramdır. (Abdü/vehhâb-ı ^a'rânî)

NİKÂR

Tasavvuf yolunda ilerliyenlerin birbirlerine emr-i ma’rûf nehy-i anil-münker yapmaları yâni Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmeleri.

Tasavvuf ehli arasında nikâr kalkınca bunlarda hayır kalmaz. (Ebul-Hasen Ali bin Muhammed Müzeyyen)

NÎMET

Saâdet, iyilik, lütuf, rızık, ihsân.

üzerinde görmek ister. (Hadîs-i şcrîf-Kcnz-iH-Ummâl)

Bir müslüman üç şeyde bulunursa^ Allahü teâlâ onu muhafaza ve himaye eder, onu sever, merhamet eder. Nimete şükr etmek, zâlimi affetmek, gadaba gelince gadabım yenmek. (Hadîs-i şcrîf-Hcrîka) Çoğunlukla bolluk ve nimetler içinde bulunanlar, bu nimet gitmedikçe, bunun kıymetini ve değerini anlayamazlar. (Ali Havvâs Bcrlîsî)

Sıkıntılara sabretmeyen kimsede rızâ yoktur. Nimetlere şükretmiyen kimsede kemâl (olgunluk, yükseklik) yoktur. Allahü teâ-lâya yemin ederim ki, ârifler (gönül sâhip-leri) Allahü teâlâya muhabbet, O'nun takdirine rızâ. (Allah’dan gelenleri hoş karşılayarak) ve O’nun nimetlerine şükür ederek vâsıl olmuşlar (kavuşmuşlardır). (EhûAliSa-kafi)

Nimetlerin en iyisi çalışarak kazanılandır. (Ebü 7-Hascn-i Harkânî)

Her nimet bir külfet (zorluk) karşılığıdır.

(Atasözü)

NİSÂB

Dînen zengin sayılma ile, fakir sayılma arasındaki sınır.

Altının nisâbı (Hanefî mezhebinde) yirmi miskal (96 gram) dır. (Kâşânî)

Zekât vermenin farz olması için, zekât malının nisâb mikdârı olduktan îtibâren bir hicrî sene sonra da mülkünde bulunması lâzımdır. (Kâşânî) ödünç alma karşılığı olan borçlar ve zekât vermek farz olduğu günden önce ödeme zamânı gelmiş olan müeccel (taksitli) kul borçları nisâb hesâbına katılmaz. (îbn-i Âbidîn)

Yiyecek, içecek, giyecek ve barınacak ev gibi lüzumlu nafakayı satın almak için saklanan altın, gümüş ve kâğıd paranın hepsi nisâb hesâbına katılır. (İbn-i Âbidîn) Ticâret eşyâsının altın ve gümüş üzerinden kıymetleri, nisâb mikdârını bulmaz ise ve yanında altın veya gümüş de varsa, eşyânın
Abı din)

NİSÂ SÛRESİ

Kur’ân-ı kerîmin dördüncü sûresi. Nisâ sûresi, Medine’de nâzil oldu (iı yetmiş altı âyet-i kerîmedir. Nisâ, demektir. Sûrede; toplum içinde kı hukûkî ve ictimâî yer ve değerlerim sedildiği için, Sûret-ün-Nisâ de Sûrede: İslâmiyet’te âile, kadın ve ki lan, müşrikler ve ehl-i kitâbın sapık i savaş yüzünden babalarını ki yetimlerle dulların hukûku ve mîrâs leh bildirilmektedir. (İbn-i Abbâ Kur tabî)

Allahü teâlâ Nisâ sûresinde meâl< ruyor ki:

Ey insan! Sana gelen her Allahü teâlânın ihsânı ve nîm rak gelmektedir. Her dert ve kötülüklerine karşılık olan mektedir. Hepsini yaratan ve ren Allahü teâlâdır. (Âyet: 78) Ey imân edenler! Kadınlar^ vâris olmanız size helâl d Apaçık bir edepsizlik yapm onlara verdiğiniz mehrin l mini ele geçirmeniz için de lan sıkıştırmayın. Onlarla çinin. Eğer onlardan hoşlar nız (biliniz ki) Allahhn, hak çok hayırh kılacağı bir şey hoşlanmamış olabilirsi

Bir velînin kabrinden feyz almak iç karşı, diri imiş gibi, edeb ve sayg mek, kabri üzerine basmamak lâî zât mürşîd-i kâmil (olgun ve yol gö yetiştirebilen bir âlim) ise kalbdel geç hâsıl olup uzun zaman kalır olmayan velî ise hâsıl olan feyz v keskin olup çabuk gelip geçicidir hakim bin Mustafâ)

Bâtındaki yâni kalbdeki nisbetin a çalışınız. Allah ismini bâzan da keli

izere iki kısımdır.

teâlâ âyet-i kerîmede meâlen j ki;

erini yerine getirsinler. (Hac 29)

iat (ibâdet) olan bir şeyi nezr V onu yapsın. Günâh olan bir %ezrederse onu yapmasın.

i şcrîf-liuhân)

oruç, hacca gitmek ve başka ibâ-lezr olunur. Nezr, ibâdettir. Nezrin jetirilmesini İslâmiyet emretmekte-irilmezse günâh olur. (İlm i Âbic/în)

(boşanmakta), nikâhta ve nezrde , düşünmeden söylemek ciddî isti-öylemek gibidir. Nezrin yerine geti-vâcibtir. (İbn-i Âbidîn)

isun, zengin olsun, nezr eden, nezr : kesilen hayvanın etinden yiyemez, irmesi câiz olmayanlara yediremez. e, yeniden etin kıymetini fakirlere olarak verir. (Alâiiddîn i Haskcfı)

kesmeği nezr ederken, kurban <urban bayramında kesmesi lâzım m-i Âbidîn)

Muayyen: Hastam iyi olursa, İn şu kadar sadaka vermek ve sevâ-in velîye bağışlamak adağım olsun şarta bağlanarak yapılan adak.

1 şart meydana gelince, nezri yetirmek lâzım olur. Nezr-i muayyen, lilen şeye karşılık olarak yapılma-lahü teâlâya şükür olarak yapılma-lâüddîn i Haskefî)

nuayyende adak niyet ederken; Yâ Hastamı iyi edersen, falan velînin yanındaki fakirlere şu parayı senin k ettim.Sadaka sevâbını da bu velî-jna bağışladım, demelidir. Fakirlere edilmeyen mal, adak değildir. (Alâ-iaskcfî)

Mutlak: Şarta bağlı olmadan yapı-k.

teâlâ için bir sene oruç tutacağım Nezr-i mutlak olup bunu söylerken iyet) etmese de söz arasında dilin-
Nezr kurbanının belli üç günde yâni Kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilmesi lâzımdır (vâcibtir). Bu günler gelmeden önce kesilirse. Kurban değildir ve nezr yerine getirilmiş olmaz. Nezir kurbanı belli üç günde kesilmedi ise, altın ve gümüş olarak değeri veya diri olarak kendisi fakirlere verilir. (îbn-i Âbidîn)

NISF

Yarım, yarı. İslâm mîrâs hukûkunda eshâb-ı ferâiz adı verilen yâni Kur'ân-ı kerîmde payları bildirilenlerden bâzı kimselere verilen yarım hisse.

Meyyitin (ölen kişinin) oğlu yok ise, kızı mîrâsın nısfını alır. (M. Mcchûfâtî) Nısf-ül-Leyl: Gece yarısı yâni Akşam namazının girişi ile, sabah namazının girişi arasındaki vaktin ortası.

Yatsı namazını nısf-ül-leylden sonra kılmak ve böylece gece namazı sevâbını da düşünmek çok yanlıştır. Çünkü dört hak mezhebden biri olan Hanefî mezhebindeki imâmlara (derin âlimlerin bildirdiğine) göre yatsı namazını nısf-ül-leylden sonra kılmak mekruhtur. (Ahmet Fârûkî) Nısf-ün-Nehâr. Gün ortası.

Gölge nısf-ün-nehâr hattından ayrılınca, öğle namazının vakti başlar. (îbn-i Âbidîn) Güneş doğarken, batarken ve nısf-ün-nehârda kılınmaya başlanan namazlar sahîh olmaz. Öğle vaktinden önceki yirmi dakika,kerâhet yâni namaz kılmanın haram olduğu vakittir. (îbn-i Âbidîn)

NİFAK

Münâfıklık, iki yüzlülük, kalbiyle, îmân etmediği hâlde inanmış görünen, için dışa uymaması, kâfir. (Hkz. Münafıklık). Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Bedeviler^ küfür ve nifak bakımından hem daha betery hem de Allahü teâlânın Resulüne indirdiği sınırları tanımamaya daha lâyıktır (Onlar buna daha müsâittirler). Allahü teâlâ, alimdir, hakimdir. (Tevbe sûresi: 97) Suvun baklayı eritmesi eibi nifâk


lerin nlsbetini kalbinde saklamak, dünyânın her nimetinden iyidir. (Muhammcd Hâşim-i Keşmî)

2- Kalbde meydana gelen huzûr. Büyüklerimizin yolu, Allahü teâlâya kavuşturan yolların en kısasıdır. Başka yolların sonunda ele geçenler, bu yolun başında olanlara tattırılmaktadır. Bunların nisbeti, başkalarının nisbetinin üstündedir. Bütün bu üstünlükler, bu yolda sünnete yapışmak ve bid’atden (dinde sonradan çıkarılan şeylerden) sakınmak bulunduğu içindir. (İmâm-ı Rabbani)

NİYABET

1-Nâiblik yâni bir kimseye vekillik hizmeti.

Allahü teâlâ bir hac ile üç kişiyi Cennet*e koyar, 1) Vasiyet edeni, 2) Vâsiyeti yerine getireni, 3) Niyâ-beten hacca gidenL (Hadîs-i şerîf-lhyâ)

Hac gibi, hem mâlî ve hem bedenî olan ibâdette,, bir kimsenin malı olur fakat hac etmeye gücü yetmemesi (âcizlik) ve devamlı özürlü olması hâlinde niyâbet câiz, gücü ve kuvveti varken niyâbet câiz değildir. (M. Zihni Efendi)

2-Kâdı vekilliği, kâdılık.

Kıyâmet günü hesâba çekileceklerin ilki kâdılardır. Niyâbet makâmında olanların bâzı hasletleri olması lâzımdır. Yaptığı işi sevmesi, sağlam görüşlü ve azimli olması, gâfil bulunmaması, doğruluktan ayrılmayıp ciddî olması, zayıf olmadan yumuşak olması, israf etmeden cömert olması, siyâset ve idâresi ilme dayanması, adâletli ve affı çok olması lâzımdır. (Seyyid Alizâde)

NİYÂZ

Yalvarma, yakarma, dilekte bulunma. Bütün hamd ve senâlar^ Allahü teâlâya mahsustur.O’na hamdeder, O’ndan yardım dilerim. O’ndan af niyâz eder, O’na inanırım, O’na güvenirim. Hidâyeti Allahü teâlâ-dan bekler; sapıklık, düşüklük, şüphe ve basîretsizlikten O’na sığınırım. Allahü teâlâ-nın istikâmet (doğruluk) nasîb ettiği kimse,

rlncHnrtrıı vol alır O’nıın saniırdını kimse
geçirmek.

Ameller (iş, ibâdet), niyete gö veya kötü olur. (Hadîs-i şerif-l Müslim)

Kul, bir çok iyi ameller işle ameller mühürlü bir zarf ileme tarafından Allah*a yükseltilir zarf Allah*ın huzuruna k Allahü teâlâ: **Bu zarfı atınu bunun içindeki amel, benim için yapılmamıştır** buyurur. Allahü teâlâ melekleri çağırır ı şu amelleri ona yazınız** bu. Melekler; **Yâ Rabbî! O bunlcu birini yapmadı** derler. Allahü ^^Yapmadı ama, yapmaya niye buyurur. (Hadîs-i şerif-Dâre K

Niyet her şeyin başıdır. Hayırlı k niyetlerle, güzel rr^aksadlarla y< sevâbı çok olur. Böyle kimseye, teâlâ doğruluk, sıhhat ve başka nîmetler ihsân eder. Kimin niyetind İlk bulunursa, bildirilen faydalara i maz. (Ebü Ali hin Kâiib)

Niyet kalb ile olur. Ağız ile niyet etm attir. Bu bid’ate hasene demişler. I bu bid’at yalnız sünneti yok etmeklı yor, farzı da yok ediyor. Çünkü, çok ler, yalnız ağız ile niyet ederek, kalb etmiyorlar. Böylece, namazın farzi biri olan kalb ile niyet yapılmıyor kabûl olmuyor. Bu fakir, hiç bir hasene (güzel) olarak bilmiyorum, bid’atde güzellik görmüyorum. ( Rabbani)

NİZÂM

Düzen, uygunluk.

İnsan, etrâfmı meselâ yerleri, gökle dızlar dediğimiz milyarlarca gök ki boşlukda döndüklerini, asırlar b çarpışmadıklarını, yeryüzünde, basınç, hava, su mikdârlarının; yap hareketlerinin tam, hayata uygur ayarlanmış olduğunu, insanların h< rın, nebâtların (bitkilerin), cansız rr rin, atomların, hücrelerin kısaca îîniufirsitftlftrde okunan, tedkîk edilı

jraymuriar aurau, suıar çeKiıaı. uemı iki Cudi dağına oturdu. Nûh aleyhis-I inanıp gemiye binenler kurtuldu, sonra insanlar Nûh aleyhisselâmın; ^âm ve Yâfes adlı üç oğlundan türedi dı). Bunun için Nûh aleyhisselâma Âdem âleyhisselâm denildi. Nûh îselâm bin yaşında vefât etti. (Salebi, f, Nişancızâde).

SÛRESİ

-I kerîmin yetmiş birinci sûresi, iresi Mekke’de nâzil oldu (indi). Yirmi lyet-i kerîmedir. Nûh aleyhisselâmın, mber olarak gönderilişi ve mücâdele-ılatıldığından sûreye, Sûret-ün-Nûh liştir. Sûrede: Nûh aleyhisselâmın mber gönderilmesi, kavmini îmâna onların inkârlarında devâm etmeleri ıtûfânı anlatılmaktadır. (İbn-iAbbâs, bin Münebbih. Taberı, Salebi)

I teâlâ Nûh sûresinde meâlen Ju ki:

kavmine şöyle dedi: Size ne oldu illahil teâlânın azametine, düğüne îtikad etmiyorsunuz. t ihsanını ümid etmiyorsunuz? i azabından ve 0*na muhalefet iten korkmuyorsunuz. (Âyet: 19)

Nûh sûresini okursa, sanki m (âleyhisselâm) davetini idrâk (kabûl eden) mü*minier gibi olur.

i-i şerif Kadı Beydâvi Tefsiri)

İD

B gümüş paralar. Basılmış para hâlin-itın ve gümüş. Nakd, Nakdeyn.

ınlık, ışık. Feyz, bereket, mârifet. n~ı kerîm okunan evden, arşa • nûr yükselir. (Hadis i şerif

Imanlıkda beyazlaşan kıllar xet günü nûr olacaklardır.


ıllah sallallahü aleyhi ve sellem Ebû iıfârî hazretlerine; **Sana Kur*ân-ı
dudaklarından nûr saçılır. (İsmail Fakirul-lah)

Evlerinizi Allahü teâlâyı anmak sûretiyle nûrlandırınız. Evlerinizi onda namaz kılarak nasîplendiriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, böyle yapanlar gök ehli arasında tanınırlar. Gök ehli; "Falan oğlu falan, evini, Allahü teâlâyı anarak süslüyor" derler. (Kâ' bül-Ahbâr)

Vekî’e (Veki bin Cerrah) unutmamdan şikâyette bulundum. Ma’siyeti (günâhı) terk eyle diye nasîhat etti. Dedi ilim birnûrdur, envâr-ı İlâhîden (İlâhî nûrlardan). Âsî olan kuluna, cenâb-ı Hak bu nûru vermedi, (Imâm-ı Sâfii)

2-Kur’ân-ı kerîm.

O hâlde A llcdı *a, O *nun peygamberlerine ve indirdiğimiz o nûr*a îmân edin. Allah ne yaparsanız hakkıyla haberdârdır. (Tegâbün sûresi: H)

3-îmân.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Allahü teâlânın nûr vermediği kimsenin nûru olmaz. (Nûr sûresi: 40) Allahü teâlânın nûr vermediği kimse münevver (nûrlu) olmaz. (Abdülhakim Ar vâsi)

4-Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Tam ve kusursuz olarak zâhir olup her şeyi ortaya çıkarıcı, yaratıcı veya gökdekileri ve yerdekileri nûru (hidâyeti) ile hidâyet edici, doğru yolu gösterici, gökleri; güneş, ay ve yıldızlarla yeri; peygamberler aleyhirnüsse-lâm, âlimler, mü’minler (inananlar) ile yâhud bitkilerle ve ağaçlarla tezyîn eden süsleyen.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Allahü teâlâ göklerin ve yerin nurudur. (Nûr sûresi: .95)

İlâhî: İlâhî nûr, Allahü teâlânın ihsân ettiği mânevî bir aydınlık, mânevî ilim.

Kur’ân-ı kerîmi anlıyabilmeleri için, Allahü teâlâ, müctehîd imâmlara aklî ve naklî ilimleri idrâk kuvveti ile keskin zihin ve ziyâde akıl ve daha nice üstünlükler ihsân ey-




Sahâbe-i kirâm, Peygamber eîenuımı^ıu sallallahü aleyhi ve sellem sohbetiyle şereflenip. ef âlini ve ahvâlini (işlerini ve hâllerini) gördüler. Her husûsda tâbî olup, O’na yardımcı oldular ve Nûr-ı nübüvvet-den doğrudan faydalanarak, herbiri yüksek derecelere kavuştular.

Nûr-ı Fâki Muhammedî: Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem temiz ve mübârek ziyâsı, ışığı, aydınlığı. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem her nereye gitmek murâd eylese, O nun nûr-ı pâki, kendinden evvel varır idi. Her kimin yanında dursa mübârek boyu, dört parmak kadar yüksek görünür idi. (Kutbiiddîn Îznikî)

Nûr Sûresi: Kur’ân-ı kerîmin yirmi dördüncü sûresi.

Nûr sûresi Medine’de nâzil oldu (indi). Altmış dört âyet-i kerîmedir. Otuz beşinci âyetinde Allahü teâlânın, göklerin ve yerin nûru olduğu bildirildiği için, Sûret-ün-Nûr denilmiştir. Sûrede, zinâ suçu işleyen kadın ve erkekler ile zinâ iftirâsında bulunanların cezâları, evlere girerken izin istemek, selâm vermek gibi muâşeret kuralları, harama bakmanın kötülüğü, kadınların örtünrneleri ile müslümanların Peygamber efendimize saygı göstermeleri gerektiği bildirilmektedir. (İbn-i Abbâs, Imâm-ı Gazâlî, Râzî, Taberî)

Allahü teâlâ Nûr sûresinde meâlen buyuruyor ki;

Ey Resulüm! Müzminlere söyle, haramci bakmasınlar ve avret yerlerini harcundan korusunlar! imânı olan kadınlara da söyle, haronía bakmasınlar ve avret yerlerini haram işlemekten korusunlar. (Ayet. 30)

NÛRÂNf

Nûrlu. ışıklı, parlak, münevver. replika telefon sizin icin hazırladı ve sundu.






replika telefon, replika telefonlar,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder