Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- reklam panosu fiyatlari
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo Çalişması
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- replika telefonlar ve google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- samsung iphone cep telefonu kelimeleri
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Cep Telefonu Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
tablet pc,den islam bilgileri1
tablet pc,den islam bilgileri1 evet arkadaslar sizler icin ben yine tablet pc ile birlikte calısarak sizler icin islam bilgilerimizi sunmaya devam ediyoruz ve sizler icin islam bilgilerimizi ben ve tablet pc diyoruzki peygamber efendimizin Adnân’a kadar olan dedelerinin isimleri ve sayısı kesin olarak bilinmektedir. Yirminci dedesi Adnân ile Kayzâr arasındaki dedelerinin isimleri ve sayıları hakkında muhtelif rivâyetler vardır. Ancak Kayzâr’ m, dolayısiyle İsmâil aleyhisselâmın neslinden olduğu kesindir.Sevgili Peygamberimizin yirminci dedesi ve İsmâil aleyhisselâmın neslinden olan Adnân’m soyundan gelen kabileler, Mezopotamya’ya ve Hire taraflarına yayılmıştı.Siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar. Bunları köle olarak kullandılar. Gençliğe Arabi siyah olarak tanıtmaya, böylece müslüman yavrularını Peygamber efendimizden ve İslâmiyet’ten
soğutmaya uğraştılar.Hâlbuki Arab, lügatde güzel demektir. Meselâ lisân-ı arab, güzel dil demektir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz de Arabdır. Arablar esmer veya siyah olmayıp, beyaz, buğday benizli olur. Bilhassa Peygamber efendimizin sülâlesi beyaz ve çok güzel idi. Babası Abdullah’ın güzelliği Mısır’a kadar şöhret bulmuştu ve alnındaki nurdan dolayı iki yüze yakın kız, onunla evlenmek için Mekke’ye gelmişti. Fakat Muhammed aleyhisselâmın nCıru Âmine Hâtun’a nasîb oldu.Peygamber efendimizin amcası Abbâs ile Abbâs’ın oğlu Abdullah radı-yallahü anhümâ da beyaz idi. Peygamberimizin kıyâmete kadar gelen evlâdı da beyazdır. Resûlullah’ın Eshâbı da beyaz ve güzel idi. Osman radıyallahü anh beyaz ve sarışın idi. Resûlullah’ın Bizans Rum imparatoru Herekliüs’esefîr olarak gönderdiği Dıhye-i Kelbî çok güzel olup, yüzünü görmek için Rum kızlan sokaklara çıkardı. Cebrâil aleyhisselâm çok defâ Dıhye radıyallahü anh şeklinde gelirdi.Târihte bir çok devletler ve medeniyetler kurmuş olan Arab kavmine, zaman zaman kendilerini hak yola ve kurtuluşa dâvet eden peygamberler gönderilmiştir. Bu peygamberlerin dâvetine uymayan Arab kabileleri, Allahü teâlâ tarafından çeşitli şekillerde helâk edilmişlerdir.Arabların İslâmiyet’ten önceki devrine câhiliyye devri denir Arablar. bu devirde kendi elleriyle yapmış oldukları putlara taparlar ve bunları evlerinde nesline çok önem verirdi. Sülâlesini kuşaktan kuşağa, hâl tercümeleri ile ezberletip, çocuk ve torunlarına öğretirlerdi.Arablar arasında cömerdlik üstün bir vasıf olarak kabul edilirdi. Hac mevsiminde Mekke’ye gelen misâfirlerin ağırlanması ve Kâbe hizmetlerine önem verilirdi. Özellikle Kureyş kabilesi, bu hizmetlerin kendisine âid olduğunu kabul eder ve şerefli olmak için ölçü sayardı. Ziyâretçilere tatlı su ve yemek vermek için binâlar yaptırmışlardı. Kureyş kabilesi, bu hizmetleri şerefle ve severek yürütürdü. Zemzem dağıtmak ve Kâbe’yi tâmir ve tezyin etmek Hâşimî-lere; Kâbe kapısını açmak ve kapamak Abdüddâroğullarına: Ukah denilen Kureyş sancağını taşımak Emevilere; hac zamânı ziyâfet vermek Nevfeloğulla-nna; Dâr-ün-Nedve reisliği Beni Esed’e; mahkeme hâkimliği Teymoğullarına: asker toplamak Beni Muhzûm’a-, başka kabilelerle görüşmek, anlaşmak Adiy kabilesine^ Ezlâm denilen kur’a ve fal işleri Cumah kabilesine: putlara adak yapmak Beni Sehm’e verilmiş vazifeler idi. Kureyşten Abbâs, Teym’den Ebû Bekr, Adiy’den Ömer’ül-Fârûk, Mahzûm’ dan Hâlid bin Velid, Ümeyye’den Ebû Süfyân (radıyallahü anhüm) bu vazifeleri yapıyorladı.Sökmen ise, diğer kardeşleri ile birlikte, başka hâkimiyet bölgeleri ele geçirmek için seferler düzenledi. Sûriye Selçuklu Devleti’ndeki kardeş kavgalarından faydalanarak Suruç’u ele geçirdi. Sökmen, Suriye’de Şehzâde Rıdvan ile Şehzâde Dukak arasındaki mücâdelede Rıdvan’a yardım etti. Şehzâde Dukak’ı, Kınnesrin’de bozguna uğrattı. Daha sonra Dukak, Kudüs’ü ele geçirdi. Sökmen, Kudüs’ü tekrar geri aldı. Bir süre sonra haçlı orduları Suriye’yi işgâl ederken. Mısırlı Fâtimîler tarafından teş-vîk ediliyorlardı. 1098 (H 491) senesinde Fâtimîler, haçlı ordularının Türk ordusuyla savaşından faydalanarak Kudüs’ü ele geçirdi. Sökmen Suruç’a döndü. İlgâzî ise Bağdad vâliliğine tâyin edildi.Hısn-ı Keyfâ Artukluları: Sökmen Bey, bir süre sonra Hısn-ı Keyfâ’yı (Hasankeyf) ele geçirerek, Artuklu Beyliği’nin temelini attı. Bu yüzden bu bölgede kurulan Artuklu Beyliği’ne, Hısn-ı Keyfâ Artuklu Devleti denildi. Sökmen Bey 1103 (H.497) senesinde Selçuklu sultânı Muhammed Tapara bağlılığını bildirdi. Daha sonra Sultan’m Baudouin komutasındaki haçlı ordusu, Mardin ve Harran bölgesine saldırarak, Mardin beyi Uluğ Salar da dâhil olmak üzere bir çok Türkmen beyini esir aldı. Bu durum karşısında Sökmen Bey, Çökermiş Bey ile işbirliği yaparak haçlıları büyük bir bozguna uğrattı ve otuz bin kayıp verdirdi. Ayrıca pek çok ganî-met ve esir alındı. Haçlı esirleri arasında Urfa kontu Baudouin de bulunuyordu. Bu sırada Mardin’e hâkim olan Sökmen’ in yeğeni Yâkûtî vefât edince, yerine kardeşi Ali geçti. Ali, amcasının tâbiliğinden çıkıp Çökermiş’in yönetimi altına girdi. Sökmen bu duruma mâni olmak üzere iken, 1105 (H.499) senesinde hastalanıp vefât etti. Yerine oğlu İbrâhim geçti. Saltanatı üç sene süren İbrâhim Bey de 1108 (H.502) senesinde vefât etti. Yerine kardeşi Rükneddîn Dâvûd geçti. Bir süre sonra Rükneddîn Dâvûd’un da vefâtı ile Fahreddîn Kara Arslan, Artukoğullarının başına geçti. Fahreddîn Kara Arslan, Diyarbakır civârını ele geçirdi. Ondan sonra yerine geçen Nûreddîn Mehmed, Diyarbakır bölgesine gelen Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye bağlılığını bildirdi. Musul savaşında Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye yardımda bulundu.Nâsıreddîn Mahmûd, önce Eyyûbîlere, sonra da Türkiye Selçuklulan’na bağlandı. Nâsıreddîn Mahmûd, 1222 (Fİ.619) senesinde vefât edince yerine geçen oğlu Mes’ûd, Eyyûbî sultânı Melik Eşref in yayılma politikasına karşı Mardin Artukluları’nın sultânı Artuk Arslan ile birleşti. Bu sırada Sultan Alâüddîn Key-kubâd, Mes’ûd’un topraklarına girdi. Mes’ûd’a yardım eden Melik Eşrefi mağ-lûb etti ve Kahta, Çemişkezek, Adıyaman kalelerini ele geçirdi. Mes’ûd diğer şehirlerine dokunmamak şartıyla, Alâüddîn Keykubâd’ın tâbiyeti altına girmeyi kabûl etti.Bir süre sonra Celâleddîn Harezmşah’ın ordusunu tâkib eden ve İslâm medeniyetine telâfî edilemeyecek darbeler indiren Moğollar, Güneydoğu Anadolu’nun bir çok şehirlerine saldırdılar. Ellerine geçen esirlerin erkeklerini hunharca öldürüp, kadınlarını askerlerine dağıttılar. Ancak kaçanlar ve kalelere sığınanlar kurtuldu. Moğollar,yu bir kasırga gibi sardıktar Eyyûbî meliki Kâmil, 1231 (H.6S sinde Diyarbakır’ı kuşatarak ek ve Artuklu meliki Mes’ûd’un h tine son verdi. Melik Mes’ûd dinâr verip kurtulmak istedi. Fal Kâmil bunu kabûl etmeyerek, b( raklarını elinden aldı ve Mes’ûd’ı ye götürdü. Böylece ArtukoC Sökmeniyye veya Hasankeyf kc karıştı.Bağdad vâliliğinden azl edilen f dîn İlgâzî, 1105 (H.499) senesin kardeşi gibi Diyarbakır havâlis etti. 1108 (H.502) senesinde sâhib olan İlgâzî, yeni bir Artu devletinin temelini attı. Onun bu beylik de Mardin Artuklul İlgâzîler adını aldı. İlgâzfnin kuı hânedân üç asır hüküm süre çuklu devrinin en uzun ömür teşekkülü oldu. Selçuklu Muhammed Tapar, Harran’ı I elinden kurtarınca, buranın İlgâzî’ye bıraktı.Aslen Buhârâlıdır. Buhârâ’ya otuz kilometre uzaklıkta bulunan Rivgîr kasabasında doğdu. Doğum târihi belli değildir. 1209 (H.606) senesinde Riv-gîr’de vefat etti. Kabr-i şerifi ziyâret mahallidir ve ziyâret edenler feyz ve bereketlerine kavuşmaktadır. Onu vesîle ederek Allahü teâlâya yapılan duâların kabûl olduğu çok görülmüştür.Ârif-i Rîvegerî, mükemmel bir medrese tahsîli gördü. Tahsîli sırasında bir gün çarşıda evliyânın büyüklerinden Abdülhâlık-ı Goncdüvânî’ye rastladı. Abdülhâlık hazretleri, bir torbada evine erzak götürüyordu. Edeble yaklaşarak, eşyâlarını taşımak için izin isteyince, elindekileri Ârif-i Rîvegerî’ye verdi ve berâberce eve kadar gittiler. Eşyâları bıraktıktan sonra, Abdülhâlık-ı Goncdü-vânî ona; "Bir saat sonra gel, yemeği berâber yiyelim" buyurdu. Arif-i Rîvegerî evden ayrıldıktan sonra, kalbinde Abdülhâlık-ı Goncdüvânî’ye karşı muhabbet ve hizmet etme aşkı doğdu. Bir saat sonra eve gitti. İltifâtlar görüp, evlâdlığa kabûl edildi. Kendisine hocası tarafından mânevî ilimler ve evliyâlık yolunun esasları öğretilmeye başlandı.Arif-i Rîvegerî bundan sonra mânevî ilimlerle meşgûl olup bir daha medreseye önceki hocalarına dönmedi. Hocaları gördükleri zaman kendisini azarlıyor, medreseye gelmesi için baskı yapıyorlardı. Buna karşı o hiç mukâbe-lede bulunmuyor ve sesini çıkarmıyordu. Bir gün eski hocasının kendisine hakârete varan sözlerine karşılık; "Hocam! Niye hep benim gibi bir gariple uğraşırsınız. Dün gece işlediğiniz hatâyı unutuyorsunuz” deyince, hocası çok mahcûb oldu. Zîrâ, işlediği günahı kendinden başkası bilmiyordu. Talebesinin mânevî ilimlerdeki derecesini anlayıp,, özür diledi ve tövbe etti. Sonra da Abdülhâlık-ı Güncdüvânî’ye (r.aleyh)boyunca hizmetiyle şereııenoı. t^nun pek çok feyz ve bereketlerine kavuştu. Hocasının vefâtından sonra, yerine geçip talebelere ders vermeye başladı. Pek çok talebenin hidâyete ve evliyâlık makamlarında yüksek derecelere kavuşmalarına sebeb oldu. Zamânının bir tânesi idi. Herkese çok iyi ve yumuşak davranır, kimsenin kalbini kırmazdı. Nefsinin istediklerini hiç bir zaman yapmaz, istemediklerini yapmak ve rûhunu yükseltmek için çok çalışırdı. Haramlardan şiddetle kaçar, hattâ harama düşmek korkusu ile mübahların fazlasını terk ederdi. Vaktini, geceleri hep ibâdetle, gündüzleri de talebe okutmakla geçirir, sünnet olduğu için; gündüz öğleden önce bir mikdar uyurdu. Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesini çok iyi bilir, bunların unutulmaması için çok gayret gösterir ve devamlı anlatırdı. Sünnet-i şeriflere uygun bir şekilde yaşanması için çok gayret gösterirdi. Bu gayretlerine karşılık, cenâb-ı Hak kendisine büyük makamlar ihsân etti ve uzun bir ömür sürdü evet arkadaslar sizler icin islam bilgilerimizi en güzel sekilde sizler icin sunmaya devam ediyoruz ben ve tablet pc bugünlük yazılarımıza son verirken yarın kaldıgımız yerden devam edecegiz.
tablet pc, tablet ,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder