birebir ürünler ve replika satış,dan islam bilgileri3

 replika satış


birebir ürünler ve replika satış,dan islam bilgileri3 bugün birebir ürünler ve replika satış sizin icin yazdı ve bizde bu yazıları sizlere sunuyoruz birebir ürünler ve replika satış sizin icin diyorki Allahü teâlânın ismine sığınarak, mektûbumu yazmağa başlıyorum. Kazâ ve kaderin ince bilgilerini, kullarından seçilmiş olanlara bildiren ve doğru yoldan sapmamaları için, câhillerden saklıyan, Allahü teâlâya hamd ederim! Kazâ ve kaderin esrârını, din câhilleri anlıyamayıp, doğru yoldan kayar. İnsanları işlerinde mecbûr, esir veyâ hâkim, yaratıcı sanmak tehlükesine düşerler, Allahü teâlâ. Peygamberlerinin en üstünü ile, kullarına doğru yolu, doğru bilgiyi gösterdi. Yanlış düşünen câhillerin ve âsîlerin özr, behâne etmelerine meydan bırakmadı. O büyük Peygambere ve Akrabasına ve Eshâbı-nın hepsine, bizden iyi düâlar ve selâmlar olsun! Onun Eshâbının herbiri, Allahü teâlâya itâ’at edenlerin ve kadere inanıp, kazâya râzı olanların en iyisidir.
Kazâ ve kader bilgisini, çok kimseler anlıyamamış, doğru yoldan ayrılmışdır. Bu bilgi üzerinde akl yürütenler, vehm ve hayâllerine kapılmışdır. Bunlardan bir kısmı, insanların istiyerek yapdığı işlerinin cebr, zor ile olduğunu sanmış, çokları da, insanların her işi yaratarak yapdığını, istiyerek yapılan işlere, Allahü teâlânın karışmadığını söylemişdir. Üçüncü anlayış şekli de, doğru yolda gidenlerin, islâmiyyeti iyi anlıyanların sözüdür ki, bunlar, (Fırka-i nâciyye) ismi ile müjdelenmiş olan (Ehl-i sünnet vel-cemâ’at) «radıyallahü teâlâ anhüm» dür. Allahü teâlâ, o yüksek âlimlerden ve onların yolunda gidenlerden râzı olsun! Bunlar, birinci ve ikinci kısmda olanlar gibi taşkınlık yapmamış, orta yolu seçmişlerdir. Ehl-i sünnetin reisi olan imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe «rahmetullahi aleyh», imâm-ı Ca’fer-i Sâdıkdan «radıyallahü anh» sordu.hakikate dahâ yakın olur. Eş’arî mezhebi, Allahü teâlânın, kullarını cebr etdiğini bildirmiş oluyor. Çünki, kulda ihtiyânn ya’nî beğendiğini yapmak bulunmadığını ve kulun işinde, kendi kuvvetinin hiç te’sîri olmadığını bildiriyor. Bu mezhebi, cebriyyeden ayıran şey, cebriyye mezhebinde, bir insan, bir işi yapdı demek, mecâzdır. Ya’nî, o istekli işi, yalnız Allahü teâlâ yapmışdır. O insanın eli ile yapmışdır. İnsanda kudret yokdur derler. Eş’arî ise, işi yapan, hakîkatde insandır. Ancak, insanın isteği ile değil, Allahü teâlânın istemesi ile yapmış-dır. İnsanda ihtiyâr yokdur diyor. Ehl-i sünnetden, Eş’arîden başkalan, kulun kudreti, yapdığı istekli işde te’sîr eder diyor. Eş’arî ise, kudreti ancak, işin yaratılmasına sebeb olup, yaratılmasında te’ sîri olmaz diyor ki, her ikisine göre de, işi insan yapdı demek doğru olur. Ehl-i sünnet, Cebriyyeden, böylece ayrılmış olur. Cebriyye mezhebinin insanın, istekli işlerini hakîkaten yapdığını kabûl etmemesi, işi insan yapdı demek mecâzdır demesi küfrdür, Kur’ân-ı kerîmi inkâr etmekdir. (Temhîd) kitâbının sâhibi diyor ki, Cebriyye mezhebinden (İşi insanın yapması mecâzdır, görünüşdür, insanda kudret yokdur. Kullar, rüzgârla sallanan yaprak gibidir. İnsanların her hareketi, ağacın hareketi gibi mecbûrîdir) diyenler kâfir olur. Yine diyor ki, Cebriyyenin (Kulların iyi, kötü, bütün işleri, hakîkatde onların değildir. İhtiyârî hareketleri de yapan, yalnız Allahdır) sözleri de küfrdür.suâl: Eş’arî, insanın işinde, kudretinin te’sîri yokdur, hakîkatde insanın ihtiyârî da yokdur dediği hâlde, işi yapan hakîkatde kuldur demesi, doğrumudur?Cevâb: İnsan kudretinin, işinde te’sîri yok ise de, Allahü teâlâ, işi yaratması için, onun kudretini sebeb kılmışdır. Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, insan kudretini ve ihtiyârını bir iş için kullanınca, Allahü teâlâ, o işi yaratıyor. İnsanın kudreti, böylece, işin yapılmasına sebeb oluyor. İşlerin yapılmasına te’sîr etmiş oluyor. Çünki, kulun kudreti olmadıkça, âdet-i İlâhî o işi yaratmamakdadır. Bu âdete göre, işi yapan, insandır, demek hakîkatde doğru oluyor. Eş’arî mezhebini doğru yola uydurmak, ancak böyle olur. Başka dürlüt anlatanları şübheli dinlemelidir.Ehl-i sünnet, kadere inanmış, kaderin hayrlısı, şerlisi, iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı, hep Allahü teâlâdandır demişdir. Çünki, (Kader), var etmek, yaratmak demekdir ve herşeyi yapan, yaratan, ancak Allahü teâlâdır. (Mu’tezile), ya’nî kaderiyye fırkası kazâ ve kadere inanmadı. İşlerin, yalnız kulun kudreti ile hâsıl olduğunu zan etdi. Şerler, kötülükler, Allahü teâlânın kazâsı ile olsaydı, bunlar için azâb yapmazdı. Bunlara azâb yapması zulm olur dedi.Çünki, kazâ ve kadere inanmakla, kulun ihtiyârî ve kudreti gitmez. (Kazâ) demek, bir insanın, bir işi, kendi ihtiyârî ile yapıp yapmıyacağını, Allahü teâlânın, önceden bilmesi demekdir ki, insanda ihtiyarın bulunduğunu göstermek-dedir. Kazâya inanmak irâdenin, ihtiyânn yok olmasına sebeb olsaydı, Allahü teâlâ da, yaratmağa mecbûr veyâ memnû’ olurdu. Çünki, ezelde, bir şeyin var olacağını bildi ise, onu yaratmağa mecbûr olurdu. Yokluğunu bildi ise, yaratması memnû’ olurdu. Kazâya inanmak, kulda ihtiyânn bulunmasına inanmağa mâni’ olsaydı, Allahü teâlâda irâde ve ihtiyânn bulunmasına inanmağa da mani’ olurdu. Allahü teâlânın yaratacağı şeyleri ezelde bilmesi, irâde sıfatını yok etmediği gibi, kullarının yapacağı şeyleri de ezelde bilmesi, kulların irâde ve ihtiyâr sâhibi olmalarına mâni’ değildir. Evet, insanların kudreti azdır.İşi yalnız insan kudreti yapar demek, pek aklsızlık olur ve düşüncesizliğin son derecesidir. Mu’tezilenin, burada da, doğru yoldan ayrılmış olduğunu, Mâverâün-nehr [Türkistânda, Seyhûn ve Ceyhûn nehrleri arasındaki geniş yer] âlimleri bildirmiş, bunların sözü, mecûsîlerin [ateşe tapanların] sözünden dahâ fenâdır demişlerdir. Çünki, mecûsîler, Allahü teâlânın bir şeriki, ortağı varsanmışdır. Mu’tezile ise, sayısız ortak var demekdedir. [Ya’nî, insan, işini, kendi kudreti ile yapmakda, yaratmakdadır diyerek, insanları, Allahü teâ-lâya şerîk ediyorlar].Cebriyye mezhebi), insan aslâ bir iş yapmaz, cânsızlar gibi hareket eder. İnsanın kudreti, kasdı, ihtiyârî yokdur diyor. İnsanlar iyi iş yapınca sevâb kazanmaz, kötü işlerine azâb yapılmaz sanıyor. Kâfirler, günah işliyenler ma’zûrdur, mes’ûl olmazlar. Çünki, insanın her işini, yalnız Allah yapıyor. İnsan istese de, istemese de, Allah günâh yaratıyor. İnsan günâh yapmağa mecbûrdur diyorlar. Bu sözleri küfrdür. Bunlara (Mürcie) de denir ki, mel’ûndurlar. Günâh, insana zarar vermez. Âsî, fâsık, azâb görmiyecekdir dediler. Peygamberimiz «sallallahü aleyhi ve sellem» buyurdu ki, (Mürcie mezhebinde olanlara yetmiş Peygamber, la’net etmişdir). Mezhebleri temâmen yanlışdır, bozukdur. Çünki, ihtiyârî, istekli hareketimiz ile, titreme, refleks hareketlerinin başka olduğu meydandadır. Elimizle birşey tutmamız, elbette ihtiyârımız iledir. Göz seğirmesi, kalbin çalışması ise, böyle değildir. Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler, bu mezhebin bozuk olduğunu bildirmekdedir. Nitekim, Secde ve Ahkaf ve Vâkı’a sûrelerinde, (Yapdıklannın cezâsıdır) ve Kehf sûresinde, (İstiyen îmân etsin, istiyen inanmasın!) buyurmakdadır.İşte. Ehl-i sünnet âlimleri diyor ki, kulların ihtiyârî [istekli] hareketlerini, işlerini Allahü teâlâ îcâd etmekde, yaratmakdadır. Onun kudreti ile var oluyorlar. Fekat, insanın kudreti de karışmakda-dır. İstekli hareketlerimiz, Allahü teâlânın kudreti ile (Yaratılır) ve bizim kudretimiz ile (Kesb edilmiş) olur.Ehl-i sünnetden, Ebül-Hasen-i Alî Eş’arîye göre, insanların istekli işlerine, kendi ihtiyârlan, [ya’nî seçim hakları ve kudretleri] hiç karışmaz. Yalnız, kul bir iş yapmak isteyince, Allahü teâlâ, o işi hemen yaratmakdadır. Âdet-i İlâhîsi hep böyledir. İşin yapılmasında kulun kudretinin te’sîri olmaz. Bu sözü, (Cebriyye) mezhebinin sözüne yakındır. Bunun için, Eş’arî mezhebine (Cebr-i mütevassıt) denilmekdedir.Büyük âlim, Ebû İshâk İsferâînî buyurdu ki, (İnsanların yapdığı, istekli hareketlerinin meydana gelmesinde, kendi kudretleri de işe karışmakdadır. îş iki kudretin bir araya gelmesi ile yapılıyor. Biri, kulun kudreti, İkincisi Allahü teâlânın kudretidir. Ayrı ıkı kuvvetin te’sîri ile, bir iş meydana gelir) diyor. Eş’arîden kâdî Ebû Bekr-ı Bâkülânî buyuruyor ki, (İnsanın kudreti, işin meydana gelmesine değil, işin iyi veyâ fenâ olmasına, ya’nî tâ’at veyâ günâh olmasına te’sîr’ eder. Mâtürîdî mezhebi de böyledir). Bu zaîf kulun [ya’nı imâm-ı Rabbânînin «kuddise sirruh»] anladığına göre, insanın ku^ reti, işin yapılmasına da, iyi veyâ fenâ olmasına da, bırlıkde te sır etmekdedir. Çünki, işin meydana gelmesine te’sîr etmeyip, yalnız lyı veyâ fenâ olmasına te’sîr eder demek ma’nâsızdır. Çünkı, işin lyı veya kötü olması, işin yapılması ile meydana çıkar. Fekat, bunun için de, aynı kuvvetin ayrıca te’sîr etmesi lâzımdır. İşin yapılması başkadır lyı veyâ fenâlığının yapılması başkadır. O hâlde, işin iyi veyâ fenâ olması için de, kuvvetin aynca te’sîri lâzımdır demek, yanlış olmaz. Ebül-Hasen-i Eş’arî, böyle demiyor. Hâlbuki, insanların kudretini Allahü teâlâ yaratdığı gibi, bu kudretin te’sîr etmesini de Allahü teâlâ yarat-makdadır. Bunun için, kulun kudretinin te’sîr etdiğini söylemek.birebir ürünler ve replika satış
sizin icin sundu.



birebir ürünler

replika satış

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder