seo çalışması ve spot telefon,ndan islam bilgileri9

seo çalışması


seo çalışması ve spot telefon,ndan islam bilgileri9 bugün sizin icin seo çalışması ve spot telefon elinden gelen gayreti gösterdi seo çalışması ve spot telefon cok calıstı gece gündüz demeden sizler icin yazdı seo çalışması ve spot telefon herzaman en güzel sekilde bu  bilgileri sizlere sunmaya devam ederken seo çalışması ve spot telefon diyorki Bazı kimseler, marifet-i ilâhiyeye müteallik olarak, belledikleri bir kaç söze istinaden, kendilerini ermiş ve erişmiş kimselerden sayarlar.
Halbuki hakikî mârifet, ancak kurbü İlâhiye nâiliyetle ve bu da ibadat ve tâata sarılmakla hasıl olur. Namaz, şer'î ibadetlerin, imandan sonra, en büyüğüdür. Bundan başka, bütün uzuvları tahrik ettiği cihetle, hem mûtedil ve hem demükemmel bir cimnastiktir. Lâkin, ibadetin muhlisâne olma-sı için, bu bapta Allahın rızasını istihsalden başka mak-sad düşünülmemelidir.Namazı terk edenlerin azaptan emin oimaları şöyle dursun, namazda mübalâtsızlık, kayıtsızlık edenlerin bile kendilerini büyük bir tehlikeye düşürdükleri anlaşılıyor. Çünkü Mâun sûresi’nde «namazı mübalâtsızlıkla kılanların vay haline!» buyurulmuştur.
HAZRET! MUHAMMED'İN (S.A.V.) GÖĞSÜ YARILIP KALBI ÇIKARILARAK YIKANDIKTAN SONRA YERİNE KONMUŞ MUDUR?
Suc.l Hazreti Peygamber Kâbede yatarken bir melek O’nun göğsünü yardığı ve bir leğende yıkayıp, iman ile doldurduktan sonra yine yerine koyduğu rivâyet ediliyor. Bu, sahih midir?
Cevcp — Evet, İmam Buharı, Kctâde ve Enes ibni Mâ-lik'ten bu mealde hadis rivâyet etmiştir. Lâkin kalbi karartan şeyler öyle su ile yıkanacak âdi cisimlerden olmadığı gibi imanın da öyle bir kap içine konulacak maddelerden olmcdığı^ bedihîdir. Misal âleminde bazı hakikatler birer şekil ve surette görünür. İşte rüya tâbiri bu şekil ve sûretin tazammun ettiği mânayı izahtan ibarettir. Taraf-ı İlâhîden Resulü Ekrem Efendim.ize kalbi şerifinin, nübüvvete lâyık olmıyan, her türlü şek ve şüphe, gıllü gıştan temizlenip, ıhlâs ve iman ile doldurulduğu bu veçh ile tefhim buyurulmuştur ve bu vak'a Miraç'tan evvel vukua gelmiştir.
Sucil — Buna dair Kur'anda bir sarahat var mıdır?
Cevap — Bu vak'aya müteallik oicn «İnşirah Sûresi» nin harfiyyen meâli şudur: «Biz senin göğsünü genişletmedik mi? —Genişlettik— ve senin arkana basan ağır yükü kaldırdık ve senin nömını yükselttik. Her güçlükle beraber kolaylık vardır. İşini bitirdiğin vakitte ibadetle meşgul ol ve Rabbine dua et». Tefsirlerde
İNSANLAR NASIL MAYMUN OLURLAR?erin kendi nefislen için râzı oldukları ve kendi iradelerMe ona düştükleri menzildir. Bu da, onların insan gTtefel kur ve muamele etmeyip, taklidden başka iyi bfr şey va pamayan maymunlar gibi olmalarından ibârettir, deniliyor.
İşittikleri mevsukan rivayet edilmektedir. Fikr-i âcizânemce tefsirlerde ra'dın gök gürlemesini husûle getiren bir melek olduğu beyan edilmekte olmasına ve melek lâfzı bazı kere «kuvvet» mânasında kullanılmasına nazaran, bu teşbih, elektrik kuvvetinin husûle getirdiği müthiş sevt ile Cenabı Allahın kemal kudretini ilân ve bu veçhile onu her türlü aciz ve nakîseden tenzih etmesi bir nevi teşbihtir. «Kitabülmebde Velmead» da dahi «melek ismi bazı kere ruhanî sûretlere ve vazedildiği şeye inkıyad ve teslimiyeti cihetiyle cemata dahi ıtlak olunur. Binaenaleyh, rüzgâr ve bulut sadmesi olan ra’de dahi tesmiyesi baid değildir» denilmiştir (C, 2; S. 34).
HAZRETİ MUSA’NIN ASASINI TAŞA VURMAKLA SU ÇIKARMASI
Suol — Bakara Sûresi’nin 60 inci âyetinde: «şunu da yad et ki, Musa kavmi için su istedikte elindeki âsa ile taşa vur, dedik. Taştan on iki pınar aktı» buyuruluyor ve tefsirlerde buna müteallik garip rivâyetler görülüyor. Bunlar doğru mudur?
Cevcp — Bu, bir mûcizedir. Mûcizeleri yapan Cenabı Allahtır. O, kadiri mutlaktır. Şunu yapamaz demek O’nun kemai-i kudretini tahdid etmektir ki, bu da küfürdür. «Esrcrülkur 'an » m 168 inci sahifesinde bu rivâ-yetlerin yahudiler'in hurâfatından alındığı beyan ediliyor, Hazreti Musa’nın kavmi, susuzluklarını def için, su istediler. Musa (A.S.) aldığı vahy üzerine, asasını, «Tur» ceziresinde, yere vurup, toprağın içerisine kadar sokardı; ve bu veçhile menbalar çıkıp sular akardı. Kur’gn’da « H a ç e r » büyük ve küçük, katı veya yumuşak taş kütlelerini havi olan şeye ıtlak olunmuştur. Âsa, bir nevi sonda hizmetini ifâ etmiştir, deniliyor.
Hüseyin Cisr Efendi'nin «Huşunu Hamidiy-y e » sinin 68 inci sahifesinde «suyun taştan çıkmosı için
Cevap — «Esrarülkur’an» m 69 uncu sahifesinde muharrer olduğu üzere, bu kelime Kur’an’da muhtelif mânalar ifade etmektedir, «sonra semanın halkına kasdedip, onları yedi gök olarak yaptı» meâlinde olan âyeti kerimede cemi sigası makamında da kullanılmıştırO Rabbiniz ki; yeri size döşek, gökü tavan yaptı ve semâdan su indirip onunla size rızık olarak meyvalar çıkardı» meâlinde olan âyet-i kerimedeki bina ettik lâfzından, semânın burada ayni bir şey olmayıp, üzerimizdeki yıldızlar olduğu anlaşılıyor. Bu ecram-ı semâviye, küre-i arz gibi, muhtelif mâdenlerden, dağlardan ve nehirlerden müteşekkil olduktan başka bunlardan bazıları, bizim küre-i arzımız gibi, hava tabakaları ile mûhittir. Bu veçhile heyet âlimlerinin son zamanlardaki keşifleri Kur'an-t Kerime muvâfık zuhur etmiştir.Sema lâfzı, Arab lisanında, yağmur vesâire mânalarında da kullanılır.
Râgıb, « T a c ü I a r u s » un 10 uncu cüz’ünün 183 üncü sahifesinde, her sema, aşağısında olan şeye nisbetle gök ve yukarısında bulunan nisbetle yerdir. Ancak en yüksek olan semanın arzı yoktur demiş ve «O Allah ki. yedi gökü ve yerden dahi bunların mislini holketti» meölinde olan âyeti bu mânaya hamletmiştir. Semâ, yükseklik mânasına olup, her yüksek şeye tesmiye olunur.
CİN VAR MIDIR?
sual — Cinler hakkında fikriniz nedir?
Cevap — Cenab-ı Allahın cismanî mahlûkatı olduğu gibi, ruhanî mahlûkları da vardır; Melekler ve cinler bunlardandır. Cinlerden bir takımının Kur'an’ı işittikleri ve, «Biz taaccübü mûcip bir şey işittik» dedikleri ve ona iman ettikleri Cin sûresi’nde musarrahtır. «Kitabülbed' vet tarih» in 4 üncü cildinin 156 ve 157 inci sahifelerinde musarrah o!-
HAKİKAT NURLARI
bile kendisine şeyhülislâm unvanı verilmiştir. «Kibri-tülahmer», ünvanlı eserinde Şeyhi Ekber.'in «Fütuhat» ında münderiç muğlâk meseleleri şerhettiği gibi «Kitabülyevakıt velcuvâhir» isimli kitabında da büyük âlimlerin akaidini yazmıştır. «Mizan» adındaki eseri Fransızca’ya tercüme edilmiş ve yukarıya dercettiğimiz cin vakâları bu kitapta, müşârinüley-hin tercüme-i hali sırasında, zikredilmiştir. Binâenaleyh beyanatının sıhhati hakkında, iştibaha mahal yoktur. Evliya-ullahın kerâmetleri hakkında kesb-i itminan etmek isti-yenler «Letâifülminen» i okumalıdırlar.
HAZRET! SÜLEYMANA ATFOLUNAN KISSALARIN ESASI VE MÂHİYETLERİ NEDİR?
Sual — Kur’an’da Hazret! Süleyman’a kuşların lisanı öğretildiği, karıncanın kendisine söz söylediği, rüzgârın teshir edilip, sabahtan öğleye kadar bir aylık ve akşama dek de bir aylık yol aidığı, cinlerin ona muhkem köşkler, sûretler, havuz gibi çanaklar, dağ gibi çömlekler yaptıkları, hüdhüdün Sebâ Melikesi’nden bir mektup getirdiği, ledün-nî ilmi bilen bir zatın bu melikenin tahtını O’nun karşısında ihzar ettiği, cinlerin Hz. Süleymcn'ın vefatını, dayandığı âsayı bir kurt yemesiyle, kendisinin yere düşmesinden anladıkları hikâye olunuyor. Bunlar hakkında fikriniz nedir?
Cevap — Hazretl Süleyman’a müteallik olarak, İngilizce olan bir kitapta, meşhur Yahudi müverrihi Jozef'in mü-şa’rünileyhin ağaçların, kuşların, balıkların ve her nevi hayvanların dillerini bilmesini bunların hakkında tetkikat yaparak, cümlesinin hususî hallerine muttali olduğundan her biri hakkında ve temsil tarzında bir kıssa söylemeğe muktedir olması yolunda izah ettiği beyan olunuyor. Lâkin bu, bir tevilden ibarettir.
Kuşların korkma, sevinme, öfkelenme gibi bazı duygularını ve bir tehlikeyi haber verme ve çağırma gibi bazı ih.
tiyaçlarmı ifade edecek sesleri vardır. Biribirlerinin meramını anlarlar. Lâkin Hozreti Süleynnan’ın kuşların lisanını anlaması ilham vasıîasiyledir. Çünkü karıncanın sesi yoktur. Peygamberler ve hal sahibi bazı kimseler hayvanlardan, nebatlardan ve hatta cemadattan böyle nidalar işitirler. Bu hal. Peygamber Efendimize de vâki olmuştur: Mû-cizat bahsinde görüleceği veçhile, kendisine hayvanlar, ağaçlar ve taşlar söylemiştir: avucuna aldığı küçük taşlar teşbih etmiştir. Bu hadise, Hozreti Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın ellerinde de husûle gelmiş ise de, taşları başkası eline aldığı vakitte zuhur etmemiştir. Hazreti Musa'ya, ağaçtan hitab-ı izzet vâki olmuştur.Maddiyun Mezhebinin İzm ihlâli» ünvanlı eserimizin 591 inci sahifesinde muharrer olduğu üzere, münkirlerin pişvâlarında olan Bûhner bile hayvanların devlet ve cemiyet kaidelerini ev idaresi usullerini, hasta bakmayı, tıbbı bildiklerini, istişare için içtimalar, hattâ mücrimler hakkında hüküm vermek üzere meclisler aktet-tiklerini, savt-ve alâmet ve işaretlerden müteşekkil mükemmel bir lisan vasıtasiyle en vâzıh mukaveleleri karar altına aldıklarını, mâziyi tahattur ve tecrübe ile malûmat iktisap ettiklerini, hulâsa hayvanların halkın tasavvur ettiklerinden büsbütün başka ve pek ziyâde meziyetleri hâiz olduklarını kabul etmiştir.
Lâkin şunu da ilâveten arzedelim ki, Buhner insanın şâir hayvanlardan büsbütün mümtaz bir nevi olmadığını İspat gibi fâsid bir garezle bu meziyetleri haylıca mübalâ-ğalandırmıştır.
Hind âlimlerinden mütercim Mehmed Ali, rüzgârın teshirine dâir olan âyete yazdığı hâşiyede, bundan murad, Hazreti Süleyman'ın gemileri bir aylık yola gidip geldiklerini ve bu veçhile memleketinin veyahut ticaretinin vüs'-atini göstermek olduğunu beyan ediyor. «Kitabül-b e d ’ i V e t t a r i h» de de «Rüzgârın teshiri,
duğu üzere, ilk defa gelen cinler yedi nefer idi, bunlar iman edip «Nusaybin» e döndükleri zaman, kavimle-rini inzar etmeleri üzerine, üç yüz neferden mürekkep bir cin cemaati daha geldi. Resulü Ekrem «Cehun» a çıktı, onları dine davet etti. Cinler de tasdik ve iman ettiler. Efendimiz onlarla beraber namaz kıldı ve namazda Mülk ve Cin sûrelerini okudu. Bu geceye cin gecesi tesmiye olundu.
Tcberî tefsirinin 26 inci cildinin 19 uncu ve « K e n z -ü I ö m â I » in 3 üncü cildinin 220 inci sahifelerinde münderiç bir hadisde «Nusaybin» cin cemaatinin vürud ettiği gece Resulü Ekrem Efendimizle beraber bulunan İbnj Mes’u'd, Efendimizin ona bir çizgi çizerek ondan ayrılmamasını emrettiğini kendisinin bir kara duman içinde kaldığını gördüğünü, sonra eğer hattın hâricine çıksaydın cinlerden bazılarının seni alıp götürmesi muhtemel idi dediğini söylemiştir.
İmam Şaranî «Letâif-ül Minen» isimli kitabında cinlerin âlimleri tarafından ilm-i tevhide müteallik olarak gönderilen yetmişi mütecâviz suale « K e ş -furrân an Es'iletül Cinan» ünvaniyle bir cevap yazdığını beyan ediyor. Bu eserin yazma bir nüshasını okudum ve pek mühim buldum. Kapalı bir kâğıt üzerinde Arapça yaziiı olan bu sualleri cinlerden küçük bir köpek şekilde girmiş olan birisi getirmiştir.
Yine mezkûr eserde: «Ben medresede yahut «Ümmül-hevend» mektebinde iken bir cin bazı kere evime girerdi, mumu söndürür, ayakla yeri vururdu. Ayâlim cndan korkardı. Bir gece saklandım, onu ayağından tuttum. Bağırmağa başladı. Ayağı elimde inceldi ve soğudu, hattâ soğuk bir kıl gibi oldu. Sonra elimden çıktı ve o günden sonra görünmedi» diyor; ve böyle bir iki vak’a daha hikâye ediyor.
Müşârünileyh şer'î ilimlerde imam olduğu gibi bâtını ilimlerde de kâmil bilginlerdendir. Hattâ cinler tarafından
Süleymcn’ın heybetinin uzak mahallere kadar vardığını ve devletinin mansur olduğunu gösteren bir meseldir: Bir aylık yoldan kendisine itaat edilirdi. Hazreti Peygamber de: «Bana korku ile yardım edildi: hattâ düşmanım bir aylık yoldan benden korkar» buyurmuştur, deniliyor.
Mütercim Mehmed Ali, «cinlerden de maksad, Hczreti Süleyman'ın kendi tabiiyeti altına aldığı ve güç işlerde cebren kullandığı ecnebilerden başka bir şey değildir. Çünkü bu cinler bina yapan ve dalgıçlık eden ve diğer bir takımı da zincirlerle bağlı olan şeytanlardan bahseden âyetteki şeytanlardır. Şeytanların bu yolda tavsifi, cinlerden murad Hazreti Süleyman'ın hükümetine tâbi olan ecnebiler oldu ğunu vâzıh olarak göstermektedir p-»).
K i t a b ü I b e d ’ i v e t t a r i h » de Cinin cebbarlarına, yörük ata, dâhi ve fatîn olan her kimseye şeytan denilir» ve diğer bir mahalde «şeytanların ve cinlerin mânası insanların cebbarlan, kuvvetlileri, mâhirleri ve muğlâk işleri ve güzel san'atları bilenleridir» denilmiştir.
Tarih bunu teyid ediyor. Çünkü Rönan Beni İsrail Ta-rihi’nin 2 inci cildinin 114 üncü sahifesinde Sur (Tyr) Kıralı Hiram, Hazreti Süleyman'ın müttefiki ciduğunu ve ona sanatkârlar, gemi tayfaları, taş yontucuları, mimarları ve tez-yinatçılar gönderdiğini ve Hz. Süleyman'ın bu Finikeli işçilere yardım etmek için yahudi amele takımlarını sevketti-ğini hikâye ediyor.Enbiya Sûresi’nin 82 inci âyetinde «ve şeytanlardan
onun için denize dalanları ve bundan başka işler görenleri de müsahhar kıldık» ve Sad Sûresi’nin 37 inci âyetinde «Bina yapıcı ve suya dalıcı olan şeytanları da müsahhar ettik» ve 38 inci âyetinde «Diğerlerini de teshir eyledik ki zincirlerle biribirlerine bağlıdırlar» buyurulmuştur.
le tebdil edilmiş oluyor ve şu halde vak'a olelöde bir hâdiseden ibaret kalıyor.
Karıncanın Hz. Süleyman'a hitabı hakkında, Mehmed Ali şu mütaleayı beyan ediyor;
Vadinnemel’i karıncaların vadisi diye tercüme etmek doğru olamaz. Çünkü bu has isimdir «Tacülarus» a göre (Vâdi maddesine bakınız) Vâdinnemel Gibrin ile Asga-lan arasındadır. Ve nemle, harfiyen karınca yumurtaları mânasına olan Mâzin gibi bir kabilenin ismidir ve Kamusta nemleden sarahaten bir kabile gibi bahsedilmiştir. Bu kitap, berk kelimesinde ebrika nemlenin sularıdır» diyor.
Hazret! Süleyman'ın dayandığı âsayı kurt yiyerek, ölmüş olan cesedinin yere düşmesine gelince: Seyyid Mehmed Ali hâşiyesinde, «Asasını yiyen bir yer mahlûku (Dab-bet-ül arz) tabiriyle oğlunun zayıf hükümetine işâret olunmuştur. Bunun zamanı idaresinde Hz. Süleyman'ın mülkü parçalandı. Öyle görünüyor ki; Hz, Süleyman’ın halefi Re-hobom bir sefahet ve istirahat hayatı geçirmiştir ve daha ihtiyar adamların reylerine göre hareket edeeeği yerde kendini arkadaşlarının zevkeuyâne arzularına bırakmıştır (Mülûk, 12 - 13). Kur’anı Kerim «Bir yer mahlûku» (Dabbe-tülarz) tesmiye etmekle onun sefihâne âdetlerine ve isti-rahatcuyâne hayatına işaret ediyor. «Asasının yenmesi» mülkünün inkısamı demektir. Cinden murad, evvelse beyan edildiği veçhile, Hz. Süleyman tarafından tabiiyeti altına alınan ve kırallık parçalanınçaya kadar bir müddet Beni İsrail'in idaresinde kalan âsi kabilelerdir» diyor.
Süleyman'ın Hayatı» ünvanlı ingilizoe bir kitapta «Talmut» da müşârünileyhin evvelen melekler, sonra bütün kırallıklar sonra yalnız Beni İsrail ve en sonra yalnız kendi âsası üzerinde hâkim olduğu zikredildiği beyan olunduktan sonra «dayandığı âsanın içinde onun ortasını kemiren bir kurt olduğu hakkındaki Arab kıssası doğrudur. Bu, gurur, hevaperestlik, hodbinlik kurdu idi. Ölümü hak-
kındaki diğer kıssada da birhakikatbinlik eseri vardır» deniliyor. Bu kıssanın meâli de şudur
elbisesini geymiş ve başında tacı olduğu halde, ibadethâ-neye girip, uzun ve ak saçlariyle sakalı erguvâni hil'ati üzerine yayılmış olduğu halde, direkler arasında tasvir edilmiş bir kıral gibi duruyordu. Ansızın Allahın eli ona işaret etti ve Hz, Süleyman öidü. Lâkin ölü olmakla beraber, âsa ve yüzüğünün üzerindeki beş köşeli yıldız şeklinden dolayı hiç kimse ona yaklaşmağa cesaret edemiyordu. Soğuk gözlerindeki ölü dik bakışiyle orada duruyordu. Papazlar ve âbidleri ileri geri giderlerdi. Lâkin, orada ölü ve azametli olarak durduğundan, onun yüzünden ve sıyt ve şiddetinden korkarlardı. Nihayet bir küçük boz fare, direklerin arasından çıktı, âsasının altındaki meşini dişledi. Ölmüş kıral yüzü üstüne düştü. Toz ve toprağın içinden bir altun taç kaldırdılar. Bütün şan ve şöhreti nihayet toz ve küle müncer oldu.Müellif bundan sonra Kur'an’daki kıssayı da naklediyor, Lâkin bunda, «Süleyman ibadethâne bitmezden evvel öleceğini evvelden anladığından, vefatının şeytanlar kendilerine verilen işi bitirmezden evvel keşfediimemesi için dua etmişti» fıkrası Kur'anda olmadığndan, bunun tefsirlerin birinden alınmış olması muhtemeldir, diyor.Rönan «Beni İsrail Tarihi» nde Hazreti Süleyman'ın kendi sarayını on üç ve ibadethânesini yedi senede ikmal ettiğini, fildişinden mâmul ve altun kaplamalı tahtına bir harika nazariyle bakıldığını, Yahudiler'in bu yolda vukû bulan masrafların altından kalkamadıklarını, borcun pek büyük bir miktara baliğ olduğunu, Hazreti Süleyman'ın ihtiyarlığında Galile'nin yirmi şehrini Sur Kıralı Hircm'a terketmeğe mecbur olduğunu, bu veçhile her tarafta memnuniyetsizlik çıktığını, bunun müthiş bir aksüla-meli mûcip olduğunu ve Hz. Süleyman’ın hatırası kavmi nezdinde menfur kaldığını rivâyet ediyor.hikâye ediyoruz ve bunda sana hakikat ve müminlere nasihat ve tefekkür edecek şey geldi. İman etmiyenlere de ki; istediğiniz gibi amel ediniz biz de istediğimiz gibi amel ederiz» buyurulmuştur.Bahis mevzu ettiğimiz hikmet, Hazreti Peygamber’in Yahudiier’in kitaplarında olan şeyleri vahy ile bildiğini onlara ispat etmek P») veyahut Kur'an’ın mukaddes kitapları tasdik ettiğini göstererek ehli kitabın kalblerini İslâm Dini’ni kabule meylettirmek dahi olabilir
Ümmi olan Hazreti Peygamber’in bu kıssaları kitaplarda okumağa muktedir olamayıp, ancak vahy ile bilebileceği bedihidir. Kuran da bunu teyid etmektedir. Çünkü Kısas Sûresi’n-de. Hazreti Musa ile Firavn ve Hz. Şuayib arasında geçen bazı vak’alar hiküye edildikten sonra, Hazreti Muhammed’in (S.A.V.' vaka mahallerinde hazır bulunmadığı ve bunların kendilsine vahiy ile bildirildiği tasrih buyurulmuştur.
İslâm Dini’ni kabul ederek, mururu zamanla duçar oldukları fa-sid itikadlardan ve batıl merasimden kurtulmaları matlup idi. Binaenaleyh onların kalblerini dini mübini kabule meylettirmek için evvelemirde Kur’an’ın, onların indinde mukaddes olan kitaplara esasen muhalif bir kitap olmadığını göstermek elzem idi. Mu-harref oldukları malûm olan bu kitapları red veya tenkid etmenin, onların ellerine, daha bidayet-i davette, bir silâh itiraz ve mücânebet vermek olacağı bedihi idi. İşte bu sebebe mebni, Kur-an’ın onların kitaplarını musaddık olduğu sarahaten beyan buyurulduktan başka «Allah arşın üzerine oturdu», «gökleri ve yeri altı günde halketti», meâlinde olan âyet-i kerimeler gibi âyetler nâzil oldu. Hz. Süleyman ile Belkıs, Zülkarneyn ve Eshab ı kehf kıssaları gibi bazı kıssalar hikâye olundu. Lâkin diğer taraftan «Onun kürsüsü gökleri ve yeri içine almıştır» meâlinde
Bu kıssalar birer hakikati teyid için hikâye buyurulmuştur. Biz bunları teferruattan addederek, daima esası olan hakikate bakarız. Bunu biraz izah edelim: Yukarıda söylediğimiz gibi, meselâ Kur'an'da göklerden ve yıldızlardan bahso'unur. Bu, bize heyet ilmini öğretmek için değil, Cenab-ı Allahın kemali kudretini göstermek içindir.olan âyet-i kerime ile bu arz üzerine oturmadan murad, Cenab-ı Allahın bütün kâinat üzerine olan saltanat ve hâkimiyeti olduğu izah buyurulduğu gibi «Allah indinde bir gün sizin saydığınız bin sene gibidir» meâlinde olan âyet dahi Kur’an’da zikrolunan altı günün bir takım devirler demek olduğunu bildirdi. Filhakika güneşin ve ayın henüz halkedilmediği bir zamana âit olan günün bizim şimdi yirmi dört saatten ibaret addettiğimiz gün olamıya-cağı bedihidir. Bu veçhile İslâm Dini’ni kabul edenlerin eshab ı kiramın âlimleri vasıta,siyle hakaiki kur’aniyeye tedricen kesbi ıttıla ettikçe bu gibi tabirlerden ve maksud olan mânaları dahi anlıyacakları tabii idi. B'u, bir hiledir, lâkin hayırlı bir hiledir. Kuranda «Allah hile edicilerin en hayırlısıdır» buyurulmuştur.
Yukarıda zikrettiğimiz ilk âyetler, henüz tufûliyet devrinde olan ve sonra beyan ettiğimiz âyetler sinn-i rüşde eren beşeriyete hitap eder. Hakikati anlamak istiyen ve Cenab-ı Allahın hayır ve şerri, hak ve batılı temyiz için bize ihsan buyurduğu aklı hüsnü istimale iktidar kesbetmiş olan erbabı tetkik ve irfan «biz ona insana— şahdamanndan daha yakınız»rafa dönseniz Allahın yüzü oradadır», «evvel ve âhır, zâhir ve bâtın odur», «biz emâneti göklere ve yerlere ve dağlara arzet-tik. Tahammülünden ibâ ettiler, korktular. İnsan tahammül etti; o, zâlim ve cahil idi» meâllorinde olan âyetler gibi âyat-ı ceiileyi kemali dikkatle okumalı ve bunların hâvi olduğu esrar ve hakaiki anlamalı. İşte o vakit ümmi bir peygamber olan Resulü Ekremin ulüvvü kudretini ve sıddîki nübüvveti bihakkın anlamış olurlar.Meryem’den, babasız olarak doğması ve ölüyü diriltmesi gibi bir takım mûcizeler vardır. Bunları tevil etmek mûci-zelikten çıkarmak ve bu veçhile zahirî mânayı kabulden imtina etmek demektir ki; bunun da küfürden başka bir şey olmadığı bedihîdir. Mûoizeler, Cenabı Allahın kemali kudretini ispat eden bir takım vak'alardır: Allaha iman eden bir kimsenin, onun her şeye kadir olduğuna da inanması zarurîdir. Çünkü kadiri mutlak oimıyan bir mabude Allah denilemez. Biz bu kudreti her yerde müşahede etmekte olduğumuz cihetle onu kabul ve tasdikte asla şüphe ve tereddüt edemeyiz.
Akla mugayir gibi görünen bazı kıssalara gelince: Biz, eshab-ı kiramın bu babda olan mesleklerine ittibâen, bunların zahirî mânalarını kabul ve hakikî mânalarını Cenab-ı Allaha ve Resulüne havâle ederek, bu vak’aların bize bu yolda beyan buyurulması elbette bir hikmete mebnidir. Bu hikmet dahi, insan aklı, İlâhî işleri idrakten âciz olduğundan, insanlara taallûk eden şeyleri yine kendileri arasında câri olan rivâyetler ve an’anelerle tefhim etmek olabilir. Kur'an'da: «Eğer peygambere bir melek gönde-reydik elbette onu âdem sûretinde gönderirdik ve ona insanların giydikleri şeyleri giydirirdik» buyuruluyor.
Diğer âyette: «Tahkik, Allah sivrisinek ve ondan büyük şeylerle mesel getirmekten utanmaz. İman eden kimseler o meselenin rabları tarafından bir hakikat olduğunu bilirler, amma küfür edenler Allah bu mesel ile ne murad ediyor? derler. Allah onunla çoklarını dalâlete düşürür ve onunla çoklarını hidayete eriştirir ve onunla ancak fâsidleri dalâlete düşürür
seo çalışması ve spot telefon sizin icin sundu.


seo çalışması ve spot telefon

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder