spot telefon ve spot telefonlar,dan islam bilgisi güzel islam yazılarını sizin icin spot telefon ve
spot telefonlar sunuyor ve sizin icin elimizden gelen gayreti göstermeye calısıyoruz ve sizindec bildiginiz gibi spot telefon ve spot telefonlar diyorki Bir aa ve kederle karşılaşıldığında, bu olay, birçok farklı yönden acaba neden' diye sorgulanabilmektedir. örneğin bir savaş çıkıp binlerce insan öldüğünde, acaba neden savaştılar diye sorulur; ve bu savaşın ekonomik, coğrafi, tarihsel, ideolojik ve benzeri nedenlerinin olup olmadığı sorgulanmaya ve bunlara dayalı olarak bu savaşın ortaya çıkış sebebi açıklanmaya çalışılır. Benzer şekilde, acı ve ıshraba neden olan bir hastalığm, 'acaba neden'ini açıklamanın tıbbi bir yönü ve boyutu olduğu açıktır. Sözgelimi, lösemiden muzdarip bir çocuk gören birisi, olaya iki açıdan bakıp söyle düşünebilmektedir: "Olayı doğal açıdan ele aldığımızda, herşey olgusal neden ve sonuç zincirinde yerli yerine oturuyor; bize de hekimlerin gayretinin semeresini beklemekten ve kederimizle başbaşa kalmaktan başka yapılacak bir şey bırakmıyor. Fakat ilahi adalet açısmdan düşündüğümde, bu aa durumu hiçbir tannsal nedenle, sonul açıklama ile izah edemiyorum."^
Görüldüğü gibi, acı ve kederle ilgili, gerek doğa gerekse insan kaynaklı olsun, tüm bu trajik olayların bir de teolojik veya tanrısal boyutu vardır. Dünyamn ve üzerindeki hayatın bir başka yönünü oluşturan depremler, seller, kurakhklar, kıtlıklar, hastalıklar ve ölümler, yoksulluklar ve yolsuzluklar, şa-vaşlar, işkenceler ve ahlaksızlıklar gibi olaylar ve olgular ve bunların neden olduğu acılar, ıstıraplar ve kederler bir de Tanrı inancı açısından değerlendirilmekte veya sorgulanmaktadır.Yaşanılan veya karşılaşılan sıkıntılar, inanan insanların bile aklına, zaman zaman acaba Rabbim bu dayanılmaz belaya beni neden duçar etti?', ya da, 'Allah sevgili kullarına karşı işlenen bu zulme acaba neden dur demiyor?', gibi sorular getirebilmektedir. Böyle bir içsel soru, bir Müslüman için ol-
1 Erhan Işıklar, Tanrıbilim ve Felsefe Konuşmaları, (Ankara; GündoIJan Yayınlan
vivt^u Kavlar tet»tık b(r Tann inanana ««hıp aUn ateki itmienn mıenî<;upİan hyin d« ulabiİir inanan bırçcık kiipı.
Una p?kn bu tür ^'»rulart, kaİKx kn>nık bir şüphüvc .ıçacak bir Kn uta ukşmaüan. kemii akimı vıcdanmı tatmin adecBsk ş«fkıM<e s'v'«^tUr Ancak dmier tanhı ve (»isete tanhı iÇMter-mektedır kı bu herkes ıçm b»wle olmamaktadır. Evrendeki xl-lar ve kevierler kanlısında, id bir Tann mn var oldu^undOT şüpSeve düşen, hatta bu yüzden onun vartıgını vadavan anmsanamavacak sayıda insan vardır Hatta evrendeki arr ve ıstıraplara davalı kuşkular ve düşünceler, bireysel kuşku ve inkar düzeyinde kalmamakta, mantıksal ve feiseö a<;ıdim snn derece teknik tormulasyonlar içinde, teızmı eleştirenieruı ve bunlann başında pozitıt ateist demlen kesımm Tann om yok-luj^nu tanıtlamak içm tarih boyunca Öne sürdükleri nenedeyse tartışmasız en önemli kanıtı oluşturmaktadır. Ûinu kudret, irade ve iyilik sahibi bir Tann'mn yaratüğı ve idare ettiği, hem vahyf hem de rasyonel teolofi tarafmdan savunulan bir evrende^ kötülüğün yeri ve anlammm ne olduğu sorusu: :a baştan beri inananlan ve bütün ilahiyat sıstemlermı de, her türlü dini inanca karşı çıkan lan ve büyük felsefe astemienm de meşgul etmiştir. Bu problem, özeüikie ateistierm, Sur pia-mnda, en büyük dayanaklarından biri olmuştur.
Üstelik "şu ya da bu yolla yaşayan her canimm havatma girdiği için bu soru, düşünürler kadar sıradan tnsanlan da yar kından ilgilendirmektedir".^ Gerçekten, günahsız bir kansemn ao çekmesinin, mutlak iyilik ve kudret sahibi "bir Taım anlayışının yokluğunu ispat etmediğini göstermek için bir fieı yazan geniş bilgili bir ilahiyatçı kadar, bir çocuğun ölümünüevrendeki aeı, keder ve bunlara nevit;u ıilan ı>lgulara kısa teknik itadesiyle 'kotulukler'e raj!^men savunan teist din bilginleri ve 1‘ilozotlar da gerek ly teistik kuçıkulaı karju^ifula gerekse dıştan gelen septik ve ateistık dujiiinsel itirazlar ve eleştiriler karşısında, ılinî many sisteminin veya teiîmin rasyonelliğini ve tutarlılığını savunmak iyin, yine düşünee tarihi boyunca çeşitli karşı-savunmalar ve teı>diseler geliştirmişlerdir. Böylece din felsefesi ve teı>lo)i tarihinde muazzam bir 'kdtülük prol lemi' ve ‘tevxlise’ tartışmaları literatürü lirtaya çıkmıştır.
Sorunun l arihsel Arkaplanı Çık yalın bir ifadeyle, 't’vrnhUki kötülüklerin iyi bir ^ann ile baj»daşmadıî^r savı ekseni etrafında dolaşan 'kötülük problemi', tarihî açıdan oldukça eskilere gitmektedir. Onu mantıksal hır kanıt olarak ilk defa ftirmülleştirenin Epicurus (ö. M.ö. 270) oldıi|:*u söylenir. M.S. 11. yüzyılda yaşamış bir kilise babası olan l.actantius'un (ö. M.S. 340) aktanmına göre Epkurus kötülük problemini bir ikilem biçiminde şöyle formüle etmişti:
Tanrı, ya kötülükleri ortadan kaldırmak ister de, kaldıramaz; veya kaldırabilir, ama kaldırmak istemez; ya da ne kaldırmak ister ne de kaldırabilir, yahut da hem kaldırmayıislov liom dc knldımİMİiı. oHadrtU krtldmujtl' Ittllvnı k.dduamtyovsrt, O ^Ü«;F>»1/d(lı ki bu duıun\ Ifimı'mn l«.i)nl*U' riylo uyuşma?,; oğor ortavlau kaldıtabiliyot laKal l-aldiMual-istcmiyorsa, O kmkanvbi' ki l»u da aym şrkildf lamı Ilı-uyuşmaz; c^cr O uo oviavlau kaldınnayı lallynı u«’ dr Kaldııa biliyorsa, hom kıskan»; Iumii jr^dgsü/dür, bu durumda da, l amı delildir; e^or bom »atadan kaldırmayı isliyoı lımn »U* kaldııa biliyorsa, ki yalm/.ca bu Vann'ya uygundur, o /aman kdlulıil. lorin kaynacı nedir? ya da O kdlüUlkb'ii ni»;ln oı ladan kal dırmamakladır?
Epicurus'ün bu formulasyonu^ kıHülük pıohlcmi koniımmu enine boyuna irdeleyen filozofların başımla jr^eleıı oımi’ki/iıu i yüzyıl Ingiliz filozofu David llume (d. 1776) larafııulaıı dalıa net bir ifadeye büründürülerek yinelenir ve ısrarlı liir bilgimde savunulur. Ona göre, "Epicurus'ün eski soruları lıenüz eev.ıp» lanmamıştır. O [Tanrı], kötülüğü önlemek isliyor da önleyıuni yor mu? ÖyleyvSe o gi v;sü7.dür. Önleyebiliyor, ama önlemek mi istemiyor? öyleyse o ki a niyetlidir. Hem önleyebiliyor hem de önlemek mi istiyor? öyleyse kötülük nereden geliyor?"'^ Hume'un kötülük problemine kazandırdığı bu yalın, ikilemsel biçim, ve onu açımlarken kullandıktı deliller ve örnekler, çağdaş felsefecilerce de sıkça referans verilmekle ve aynı şekilde kullanılmaktadır.
Epicurus ve Huıne gibi kötülük problemi tarihinin eleştirel kilometre taşlarından sayılabilecek düşünürlerden biri de çajt. daş filozof J. L. Mackie'dir. Onun bu klasik probleme ça^^daş felsefede yaptığı en özgün katkı, ileriki sayfalarda ayrıntılarıyla inceleyeceğimiz üzere, bir yanda kötülüğün öbür yanda
6.Jdın Hick, Etril and the God of Lnve (l.ondon: Macmilldn, I985) h. 3'ten naklrn; Krş. Orhan Hançerlioglu, Felsefim Annikhpedisi: Kavramlar w Akımlar (İ»tanbul: Remzi, 1993) c. 3., s. 330.
Din ile ilgili felsefi bir pn^blem, hatta bazılarına bit problemler yumağı ortaya çıkaran, inanan inanmayan berke{>e dokunan ve zaman zaman inananları da İnanmayanlar kadar düşündürebilen "kötülük olgusu', ve genelde inanmayanların inananlara yönelttiği itirazlar ve kanıtlardan oluşan kötülük problemi' karşısında dinler, kutsal metinleri ve zaman içireb' oluşturduklan teolojik ve felsefi gelenekleri ile biribirlerinden azçok farklı tepkilerde bulunmaktadırlar. Bu farklılıklar, daha çok bu dinlerin inanç .sistemlerinin, özellikle de Tanrı anlayış-lannın farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra evren, insan, özgürlük, öte dünya gibi konulardaki farklılıklar da kötülük karşısında gösterilen tepkinin farklı olmasına yol açmaktadır. "Çok genel bir sınıflandırmayla dünya dinleri [kötülük problemi karşısında] başlıca üç tür çözüm önermekte dirler: (1) Hinduizm'in Vedanta öğretilerinde monizm vardır; buna göre, görüngüsel dünya bütün kötülükleri ile birlikte mayadır veya yanılsamadır.... (2) Düalizmin en dramatik bir biçimde örneklendiği antik Zerdtiştlükte, birbirine zıt iyi ve kötü tanrılar düalizmi vardır,... (3) (Yahudilikte, İslam'da ve) Hıristiyanlıkta ise monism ve düalizmin özgül bir bileşimi, veya (monoteizm biçimindeki) nihâî bîr metafiziksel
Bizi bu çalı^^manuzuı .ma böîiimtorindc' asıl ilgilendirecek olan, yukarıda üçüncü gruptaki dinlerin, özellikle de Hıristiyanlık ve İslam dininin felst'fe ve teoU>ji geleneği içinde tartışılan kötülük prt>blemi ve karşısında geliştirilmeye çalışılan savunma ve teodise girişimleridir. Kısa bir tanımla 'teodise', herşeye gücü yeten Tanrının sınırsız iyilik ve adaleti ile evrendeki kötülüğün varlığını uzlaştırma girişimidir. Problemin kendisi gibi, çözüm teşebbüsleri olan teodise girişimleri de Bab felsefesi tarihinde çok eskilere gitmektedir ve hemen hemen her filozof ve teoloğun düşünce sisteminde az ya da çok mutlaka bir yere sahiptir. Bunların hepsini kronolojik bir sıra içinde incelemek bu çalışmanın amaçları arasında değildir. Bu düşünce ve tartışma geleneğinin özgün kilometre taşlanna işaret edip, çağdaş tarbşmalara geçmek bu eserde gözetilen amaç için daha uygun gözükmektedir
Felsefe tarihi dikkate alındığında, ilk olarak Platonun (Eflatun, ö. M.Ö. 348) eserlerinde daha sonraları geliştirilen birçok teodise düşüncesinin izlerini ve ipuçlarını görmek mümkündür. O bu konuda özellikle düalist bir yaklaşım sergiler. Platon’a göre Tanrı, iyilik ve adaletin ta kendisidir; O'nda kötülük ve adaletsizliğin gölgesi dahi bulunmaz. Bu düşüncelerle Platon, en yüce gücün, iyilik gibi kötülüklerin de kaynağı olduğu görüşünü reddeder. "O insanlarla ilgili olarak meydana gelen bazı şeylerden sorumludur; fakat onlarla ilgili çoğu şeyin sorumlusu O değildir. Zira hoşlandığımız iyi şeyler kötülerden çok daha azdır. İyi şeyleri ancak Tann’ya atfetmeli-yız; fakat kötülükler için. Tanrı değil, başka bazı sebepler bulmalıyız."^ Burada Platon'un Tann'sını temsil eden
konuda çok daha geniş malumat içeren müstakil bir eser için bkz. John Bovvker, Problems of Suffering in Religions ofthe World, (Cambridge: Cambridge University
Demiurgc’un, sınırsız kudrette bir yoktan yaraba değil, var ama kao» içinde olan ezeli maddeye biçim verip onu kozmos haline jçetiren bir ilahi kuvvet olduğu unutulmamalıdır. Ona göre, 'Tanrı dünyayı mümkün olduğu kadar kavranabilen varhklann en güzeline ve her bakımdan en kusursuzuna benzetmek istedi...”^® Fakat ezelî madde Tanrının kendisini smır-lamıyorsa da, hiç değilse onun evrendeki etkisini sınırlıyor; onun kendisine vermek istediği tam oluşa, ideal biçime karşı direniyordu.^^ Bu yüzden Platon'a göre, madde ve maddî beden, eşyanın ve insanın mükemmel olmamasının da, maddî ve manevî fenalığın da ilk sebebi, ilkesi ve merkezidir.^^ Güçlükler, hastahlar, tutkular, korkular, kuruntular, saçmalıklar, "Kavgalar, geçimsizlikler, çabalamalar yalnız tenden ve onun isteklerinden" gelir.^^ Ancak bu kötülükler ne ortadan kalkar ne de tümüyle boşyeredir. "Zira daima iyiliğe karşılık bir şey bulunmalıdır."^^
^Batı Hıristiyan düşüncesine teodise tarihi açısmdan bakıldığında karşılaşılaşılacak ilk ve en önemli kişi Augustine'dir (Ö. 430). Kötülük problemi onu hayatı boyunca meşgul etti; ve onun teodisesinde temellendirdiği başlıca düşünce çizgileri dahâ 'sonra gelen Hıristiyan düşünürlerin çoğunluğunca takip edildi. İleride ayrmtılanyla inceleyeceğimiz Augustine'in te-odiscsİnin merkezini, Hıristiyanhğın Düşüş doktrini oluşturuyordu. "Ahlaki kötülük konusunda geleneksel Augustine'ci teodise, Tann'nın insanı kendisinde hiçbir günah olmaksızın yarattığını ve onu kötülüklerden masun bir dünyaya yerleştirdi-
ğini öne sürer. Ne var ki, insan Tanrı vergisi özgürlüğünü bilerek kötüye kullanmış ve günaha düşmüştür. Bazı insanlar Tann’nın lütfuyla kurtanlacak, ötekiler ebedi cezaya mahkum edilecektir. Bütün bunda, Tanrı'nın hem iyiliği hem adaleti açıkça gösterilmiştir.”^^
Başlıca Augustine'ci temalar, onüçüncü yüzyılda Thomas Aquinas'm düşüncelerinde yeniden ortaya çıkar. Onaltıncı yüzyılın reformculan Luther ve Calvin de, insan hayatındaki bütün kötülüklerin son tahlilde insanın kendi şuçu yüzünden düşüşünden kaynaklandığı öğretisinde, Augustine'i izlediler. Bu dünyanın bütün mümkün dünyalar arasında en iyisi olduğunu savunurken Leibniz de Augustine'ci temalan kullandı.^^ Augustine'ci teodise türü son yıllarda yeniden Alvin Plantinga gibi çağdaş düşünürlerce güçlü bir biçimde savunulmaktadır.^^
^ Hıristiyanlık tarihinin ikinci büyük teodise geleneği, başta Irenaeus (ö. 202) olmak üzere Grekçe konuşan kilise babala-nndan çoğu arasında yaygın olan farklı bir Düşüş ve dünya anlayışına dayanıyordu. Irenaeus ve öbürleri, Düşüş-öncesi Adem'i, olgun ve sorumluluk taşıyan bir yetişkinden ziyade, uzun bir manevi gelişim sürecinin başındaki bir çocuk gibi gördüler. îreneaus'çu teodiseye göre "dünyanın amacı; 'ruh-yapma' yeri olmak, insani şahsiyetin yüksek potansiyellerinin gelişebileceği bir çevre olmaktır.... Nitekim, dünyanın 'sert yanları'nın > meydan okumaları, tehlikeleri, külfetleri, zorluk-lan, gerçek başarısızlık ve kayıp imkanlarının - insanın daha iyi nitelikler ortaya çıkarmasına sebep olacak bir çevrede zorunlu bir element oluşturduğu gözükmektedir."^® Îreneaus'çu
teodtse, ondokuzuiKu yüzyılda Schleiermacfıer'in eserlerinde yenid«ı ortaya çıJkım^tır. Bu yüzyılın ortalarından yirminci yüzyılın ortalanna kadarki Ingiliz teolc^isinin çoğunda îrenaeus'cu Oûşûş anlayışı daha ileri götürülmüştürJ ^ tren»us‘çu teodise bugün başta çağdaş din felsefecisi ve teolog Jc^ Hick olmak üzere birçok kişi tarafından savunulmakta veya cazip bulunmaktadır. Hıristiyanlığın teodise tarihinde, bu büyük tarihsel teodiselerin yanında, başka irili ufaklı savunmalar ve todise denemeleri olduğu gibi, bir de yeni bir gelişme olarak, kötülük karşısında Tann'nın kudretinin sınırlılığı anlayışı etrafında odaklanan Prooess teodisesi vardır. Tarihsel bir amaçla olmasa da bu teodiselerin muhtevalan iieriki sayfalarda ayınnhb bir biçimde incelenecektir.
Kötülük c^gusu ve problemi karşısında İslam düşüncesinde gösterilen tepkilerin Batıdaki kadar sistematik veya paradig-matik bir yapı arzettiğini söylemek zordur. Bu çalışmanın amaçlarından birisi de, İslam teodisesinin en azından görünürdeki bu paradigma-öncesi tezahürünü belirli bir çerçeveye oturtmayı denemektir. İslam dininde şer ve izahına dair düşüncelerin temelini ve merkezini, Kurian’ın bu konuda açıktan veya zımnen belirttiği görüşler oluşturmaktadır. Kötülüğün nedenine ilişkin Kur an ın nispeten açıkça belirttiği iki husustan biri ceza’ diğeri imtihandır. Kur’an da Şer Problemi adh eserin sahibi Lütfulİah Cebeci’nin, araştırmasının sonuç kısmında belirttiği ifadeleriyle, Kur’an'a göre, flaşımıza gelen fe-laketler; ... ya şerle imtihamn bir unsuru, veya içötülükteriıiîi-zin cezalarıdır."^^ Doğal olarak biribirlerinden azçok farklı yönleri olmakla birlikte, İslam filozoflannın bu konudaki temel ortak görüşlerini belirtmek istersek
Yahudilik, Hıruitiyanlık, ve özellikle İslam dininin Tanrı te lakkisınin ne olduğunu kısaca belirtmekle yarar vardır. Zira kötülük sorunu her Tanrı anlayi{^ı veya din için aynı alırlıkta tehdit oluşturmamaktadır. O özellikle, hem tamamen iyi (perfectly good) hem de sınırsızca kudretli (unlimitedly povver hil)olan bir Tanrı nın var olduğunda ısrar eden telsefi sistem ler ve dinler için sorun teşkil etmektedir.^^
Tanrı hakkında düşünmenin belli başlı yolları arasında olumsuz olanlardan başlanılacak olursa; ateizm, agnostisizm,* septisizm, ve naturaiizm sıralanabilir. Bu sıralamaya pozitif ta rafa geçerek devam edersek; deizm, henoteizm, panteizm, pa-nenteizm ve sık sık biribiri ile eşanlamlı olarak kullanılan te-ızm ve monoteizm gelir.^^ Bunlar arasında Tanrının iyilik, rahmet, adalet ve kudret gibi sıfatları üzerinde en fazla ısrar eden, teizmdir (veya monoteizmdir).
jTeizm, !^hsî, zâtî ve âlemin sebebi olan ve âlemden ayrı olan bir Âllah’m varlığına. Onun insanlar üzerindeki mutlak nüfuz ve kudretine inanan meslek"^^ olarak tanımlanabilir. Başka bir tanıma göre ise teizm; "var olan herşeyin, her-şeyi-bilen ve her-şeye-gücü-yeten birtek yaratiası olarak anlaşılan bir Tann’ya olan inançtır. Teizmin Tanrı'sı, yaratıklarında tezahür etse de onlardan ayrı bir Varlık olan, ve aynı zamanda özü itiban ile kişisel (personal) olan, insanları seven ve onlarla iletişim kuran, ve insan ibadet ve iteatine sonsuzca layık olan biri olarak görülüı^^jTarunmış çağdaş Hıristiyan din felsefecisi Richard Swinmîme ise 'Tanrı var" (God exists) ve eşit anlamdaki "Bir Tanrı vardır" (There is a God) önermelerini,O, bedensiz olarak her yerde etkide bulunabilen bir faildir, ve ahlaki olarak insanlarla ilgilenir."^^ Bu son tanıma gerçekten Müslümanların da onayını alabilecek bir tanım denilebilir. Nitekim tek başına belirtmek istediğimizde İslam'a göre Allah; birdir, ezeli ve ebedidir, sonsuz ve değişmezdir, iyidir ve adildir, bilgi, kudret ve irade sahibidir.^® Başka bir anlatıma göre, "... müslümanlarm benimsediği Tanrı, fiilen var olan, kâinatı yaratıp yöneten, yetkin sıfatlarla nitelenen aşkın bir varlıktır. ...aşkın bir varlık olmakla birlikte insana ve kâinata karşı ilgisiz değildir. O kâinatı yaratan, her an yaratmayı sürdürüp evreni yöneten Allah’tır."
Şu halde, gerek^dar anlamda veya klasik anlamda teizmin, gerekse Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi teistik dinlerin var olduğunu savunduğu Tanrı; hem iyilik, adalet, rahmet gibi ethik sıfatlara hem de ilim, kudret, ve irade gibi epistemo-lojik ve kişisel (personal) niteliklere sahiptir. Bu durumda ise, iyi ve güçlü bir Tann'mn var olduğunu ve evreni idare ettiğini savunan teizm ve teistik dinler için, evrendeki doğal ya da ahlaki tüm kötülük çeşitlerini ve miktarını dikkate, bunlara dayalı olarak öne sürülen septik ve ateistik kötülük problemini de ciddiye almak ve eğ^r mümkünse cevaplamak ve çözümlemek en azından rasyonel düzlemde düşünülüp konuşulduğu ve yazıldığı sürece kaçınılmaz görükmektedir.-
Karakteristik özelliklerini ve tarihsel gelişimini kısaca özetlediğimiz kötülük ve teodise sorununu çağdaş felsefe ve teolojideki formulasyonlar ve tartışmalar etrafında analiz edip değerlendirmeye çalışacağımız bu eserde, önce bütün açıklı-
ğıyla evrendeki kötülük olgusu ve bazı kötülük önıekleımi tasvir edecek, sonra da bunlara dayalı olarak öne sürülen şitli kötülük problemi versiyonlarının analizine ge<;ece^ü Daha sonra, ilkin Batı düşüncesinde sonra da İslam dü^ıince sinde bu problem karşısında öne sürülen teistik cevaplan iıue leyeceğiz.
Burada teolojik kökenli felsefi bir problem karşısında ^eliş tirilen teodiseleri Batı ve İslam düşüncesi şeklinde birbirııuien ayn olarak ele almaya gerek olmadığı söylenebilir. Zira pn'b lem aslında iki din arasında değil ondan çok daha yoğun bir biçimde teizm ile ateizm arasındadır. Bu durumda her ikisi de teistik olan iki dinin ateistik bir iddiaya karşı geliştirdikleri argümanlar gayet rahatça birlikte ele alınabilirdi. Ama bı/ bu çalışmada bir değil iki amaç gütmek istedik. Bir tanesi asıl olan amaç. Bu, kötülük problemini teizm-ateizm bağlamında bir felsefi sorun olarak ele alıp felsefi yöntemlerle incelemek. Buradaki amaç, en basit ifadesiyle, 'evrende bunca kötülük varken Tann'ya inanmak rasyonel değildir', iddiasının doğru luk derecesini tartışmak, ikinci amaç ise, ikincil derecede önemli, hatta öncekiyle kıyaslandığında pek o kadar önemli değil de denebilir. Bu da, çağdaş batılı din felsefecilerinin ÇO' ğunun, yine en yahn ifadesiyle, 'İslam düşüncesinde ciddi bir teodise yoktur', iddialarının doğruluk derecesini araştırmak.
Bu iki amaç birbirini dışlamıyor hatta destekliyor. Bu yüz den biz, geniş kapsamlı, gelenekselleşmiş sayılabilecek tt\xii selerin ortaya konuluşunda Batı ve İslam düşüncesini avn ayn ele alacağız ve hatta sonunda bir karşılaştırma da yapacağ» En sonunda ise konuyu asıl önemli bulduğumuz tei/m ateizm bağlamında yeniden değerlendirmeye ve sonuçlandırmaya ça lışacağız.
^ df Ifodihi» hUTatıiıii iyfnsııulf ka/andıpSı aıdaın tlaha yaknuldu ll^ilendinnfklfdıı Hu lıtfialür kö/ konusu oldu|lŞuııda lift tr mfl rfteransımız, In^ılı/tvdfki nn! sdzc ünüdür. In^ılıztfdi* sö/cüj^ü lu*r /aman olmas.ı (ki gonflIikU* j^oni^ kapsamlı hır anlamda kullanılır; İflsuft* litfiatürüm* ^(\ti^indf İst*, hu kav ram altında, funalık anl.unındaki moral kötülük ilt* hastalıklar Vt* doğal âlftifr gihi moral olmayan kötülükler l)irit)irindt*n ayırdedilirler. Almancada Ühfl sözcümü, hem moral hem de moral olmayan kötülüklt*ri kapsayan bir kavramdır. Ne var ki, o daha ziyade moral olmayan kötülü^Şe ibarette kullanılabilirken, Hase sözcüftü daha belirgin bir biçimde moral kötülüj^e atıfta kullanılar. Fransızcada ise Ic mal sözcüğü bütün kötülük türlerine işarette ortak olarak kullanılır.^'* Görülüyor ki batı dillerinin bazılarında kötülükle ilgili en içerikli ve derinlikli kavram, hem moral hem de doğal kötülükleri anlam kapsa mında bulundurabiliyorken, öteki bazılarında bunlardan sa dece birini daha belirgin olarak tazammun etmektedir. Kötü veya kötülükle ilgili yukarıdaki Türkçe tanımları yeniden gözden geçirecek olursak, görürüz ki, Türkçede kötülük kav* ramına daha çok moral veya ahlakî kötülük anlamı yüklenmekte; hastalıklar ve doğal âfetler gibi Batılılann fiziksel veya doğasal (natural) kötülük olarak nitelendirdikleri olgular pek kötülük kavramının ilk anda akla gelen şümulu içinde sayılmamakta, bunlar daha çok belâ ve
önce kötülük sorununa neden olan bu kötü "olgular 'ın kac; çe*^it olduğu, tanımları, alt türleri, ve örnekleri gibi çoğu yönleriyle nesnel ve betimsel olup, gerçek felsefi tartışmanın zerrtinini ve malzemesini sağlayan ön konular açıklığa kavuşturulmalıdır Batı din felsefesi literatüründe evrende görülen kötü olgular genellikle (ilk .ıce) iki büyük kategoriye ayrılmaktadır: Ahlakî (moral) ve tabiî, doğasal (natural) kötülük. Bu ayrıma göre kategorize edilmesi kolay ve net olmayan, zihinsel ve ruhsal sıkıntılar gibi deyim yerindeyse ara kötülük türlerinin varlığı bu ikili terminolojiye birtakım eleştirilerin yöneltilmesine neden olmaktadır.^^ Ayrıca "doğal" terimi kadar yaygın kullamimamakla birlikte, aşağı yukarı aynı olguya işaret etmek üzere ona yakın bir yaygınlık içinde kullanılan, bir de "fiziksel" terimi vardır. Bazı yazarlar doğasal (natural) değil "fiziksel (physıcal) kötülük" demeyi tercih ederler. Bu terimi yeğleyenlerden biri olan Griffin'e göre, bu sadece iki eş anlamlı kelimeden birinin edebi zevke dayalı bir tercihi değildir; bir anlayış farkını gösterir. Kötülüğü moral ve doğal olarak ayıran John Hick gibi yazarlar, bu ayrımı kötülük işine karışan failin (agent) türüne göre yaparlar. "Moral kötülük", rasyonel özgürlüğün kötüye kullanılmasından doğan tüm kötülüklere işaret eder; bu durumda o, sadece kötü niyetlere değil bu niyetlerin kötü sonuçlarına da işaret eder. "Doğal kötülük" ise ahlaki olmayan (nonmoral) failler yüzünden ortaya çıkan tüm kötülüklere işarette kullanılar. Griffin'e göre kendisi de dahil "Başka yazarlar bu terimleri niyetlenilmiş kötülük ile maruz kalınmış kötülüğü ayırdetmek için kullanırlar. Buna uygun olarak, 'moral kötülük' yalnızca kötü niyetin kendisi için kullanılır, onun kötü sonuçlarj^ için de değil; ... 'Doğal kötülük'se acı çekmeye (suffering) neden olan failin türüne bakmaksızın, tüm
/L^bniz için metafizik kötülük, "yaratıklardaki asli kusurluluktur" (original imperfection). Kötülüğü, "fizik", "moral" ve "metafizik" kötülükler diye üçe ayıran Leibniz, gerek fizik kötülüğün gerekse moral kötülüğün köklerini "metafizik kötü-lük"te bulur. Başka bir deyişle, Leibniz'e göre, fizik ve moral kötülükler, metafizik eksikliğin bir sonucudur. Yalnız, bu metafizik eksiklik pozitif bir şey olmayıp, yetkinliğin derece derece eksik olmasıdır. Ayrıca, böyle bir eksikliğin oluşu Tanrısal hikmet açısından kaçınılmaz bir zorunluluktur. Tann'mn bu evreni yaratırken bir sürü olabilir dünyalar arasından bu şimdikini seçip gerçekleştirmesi, onun olabilir dünyalar arasında en iyisi olmasındandır. Gerçi bu dünya da yetkin değil, ama ötekilerin daha az yetkin olduğunu kabul etmek gerekir. Bu da, yetkin olan bir dünyanın olamayacağı demektir. Leibniz için "yetkin olmayış" dünya kavrammda zorunlu olarak bulunan bir öğedir. İçinde sonlu varlıklann bulunmayacağı bir dünya düşünülemez. Sonlu varlıklar ise, sonlu oldukları için, yetkin değildirler, öyle ise, Tann bir dünya yaratacaktıysa, bunun sonlu varlıklardan kurulması bir zorunluluktu. İşte sonlu varlıkların eksik oluşlan, yetkin ol-mayışlan "metafizik kötülük"^.^0 Bu kötülüğe ilişkin tek bir somut dünyevi örnek vermeK^lbette mümkün değildir. Zira bu tür kötülük, asıl kötülük çeşitleri olarak yaygın bir biçimdeavlanarak beslenen tehlikeli etçil hayvanlar da fiziksel kiHülük olarak sayılmalı-dır^^ hu kımuda en net ve derli toplu anlatım, yine McCloskey gibrnaluralist olan|K^adden ve Hare’dcn gelmektedir. Buna göre, fiziksi‘1 kötülük, yangın, sel, heyelan, kasırga, deprem, gelgit dalgası ve kıtlık gibi olayları,, ve kanser, çüzzam, tata-noz gibi hastalıkla, ,ı ve buna ilaveten körlük, sağırlık, dilsizlik, çarpık organlar ve delilik gibi birçok duygulu varlığın yabamın tüm imkanlarından yararlanmasına engel olan sakat bırakıcı özürler ve biçimsizliklerin neden olduğu korkunç aa, keder ve en stmunda gelım ölüm anlamına
ölüm olmayıp ya da ondan ziyadi‘ bu tür do^a olaylarının vo hastalıkların getirdiği erken ve /amansız ölüm olsa ger<‘ktu liir diğer husus, doğal kötülüğün lU'denlerinin net bir bi»,imde iki ana kategoriye ayrılmasıdır, birincisi, doğal «1fel denıhuı doğal "olaylar" (events); İkincisi de doğurtan gelen veya son radan ortaya çıkan "hastalıklar"dır.Çağdaş Batı kötülük problemi literatüründe fiziksel kötü lükler ile ilgili somut bir çarpıcı örnek verilmek istendiğinde, genellikle Lizbon depreminden bahsedilir.il Kasım 1755 tari > [hinde, saat 9:40'ta korkunç bir deprem Lizbon şehrini altüst, eder. Richter ölçeğine göre 8.9 veya 9 ^işddetinde olduğu tahmin edilen, kayıtlı tarihteki bilinen en kötü deprem olarak belirtilen bu depremde, sadece Lizbon'da onbinlerce (yaklaşık 40.000) insanın öldüğü iddia edilir. Felaketin günü ve saati önemlidir: O, Azizler Günü'nde (Ali Saints Day),**"^ Lizbon kiliselerinin tıka basa dolu olduğu sabah ortası bir saatte olmuştu. Anlatıldığına göre, ilk anda kiliselerde ölmeyenler de ardarda gelen mütakip sarsıntılarda ve heryeri yakan büyük yangında öldüler. Yıkılan binalardan uzakta, limanda bir sığınak arayanlarsa gelgit dalgalarınca yutuldular. Bu deprem daha sonra gelen Batılı entellektüel kuşaklar üzerinde derin bir etki yapmış ve felsefi optimizmin çöküşünün hızlanmasında ıx^l oynamıştır.^^ Ülkemizde yaşanmış benzer özelliklere sahip bir deprem 13 mart 1992 tarihinde Erzincan'da meydana gelen depremidir. Bu deprem de, kutsal bir ay olan Ramazan ayında, insanlann ibadetle meşgul oldukları bir saatte meydana gelmişti^» Lizbon depremi ile kıyaslanacak ölçüde olmamakla birlikte, yine birçok kişi ölmüştür.
AhUkı (moral) kiHülük^ McClonkry'in tanımına |çAn-, l>afil bu ıfadeyU^ ahİakdizlıktır (immoralıty) > bencillik, kiHkan^İık, aç gözlülük, aldatma, acımasızlık, sertlik, korkaklık gibi kOtUluk lerle, yavanlar ve içerdikleri vahyet gibi büyük Ölçekli kötülük lerdir^. John Hıck ise onu daha çt>k, kötülüj^ü yapan failden hareketle tanımlamaktadır: "Ahlaki kötülük, biz ınsanlann meydana getirdi^^i kötülüktür: Aamasız, adaletsiz, ahlaksız ve sapık düşünceler ve eylemlerdir.**^^ İçerik açısından baktı^h mızda, "Ahlakı kötülük kategorisi, özgür .nsanlann yanlif davranıştan ve kötü karakter özelliklerini ihtiva eder Adam öldürmek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak gibi eylemler, namussuzluk, açgözlülük ve korkaklık gibi karakter öa:eUıkkn ahlaki kötülük listesinin sadece başlangıcını teşkil ederier ^ j Ahlakı kötülüğün tanımında en temel kavram, bu kötülü^ saht&i ve faili olan özgür ”insan"dır. özgür insanın bu kötü-lüjjü, kendi içinde bireysel bir kötü psikolojik huy veya zihinsel bir düşünce olabilir; bu kötü duygulann dışa vurulduğu kötü bir bireysel davranış olabilir; yahut daha geniş bu boyutta kötü bir kitlesel ve toplumsal eylem alabilir. Fakat bütün bunlar için ilk etapta fail olarak görülebilecek ve sorumlu tutu-Ubılcek olan daima insan veya insaniptlır.j
Ahlaki kötülüğün çarpın bir örneği olsun diye Bab literatüründe genellikle Dostoevski'nin KMrûnmzov Kardeşler*inden pasaflar alıntılanır/^^ Batı dünyasının tanhınde verilebilecekŞu ana kadar gördük ki, semitik dinlere ve felsefi teizme göre Tann, öteki sıfatlarının yanmda, sınırsız bir "kudret" ve sınırsız bir "iyilik" vasıfma sahiptir. Daha sonra da örnek oUyU-nyla birUkte gördük ki, evrende kolay inkar edilemez fiziksel ve ahlaki kötülükler vardır, işte çok değişik formulasyonUn olan bu sorun belki basit deneyimsel ve varoluşsal sorularla başbyıp, çok iddiah mantıksal kamtlarla desteklenmeye çalışılan felsefi görüşlere dönüşebilmektedir. Kudretli ve iyi bir Tanrı nın yarattığı evrende kötülük nasıl olur? Böyle iyi bir Tann eğer gerçekten varsa, iyiliğin zıddı olan kötülük evrende hiç olmamalı değil midir? Binlerce insanın hayabruı malolan bu depremlerin ve diğer âfetlerin kaynağı nedir? Tann mı, doğa mı. yoksa her ikisi mi? Tann doğal felaketlere olsun, hastalıklar ve savaşlara yor onları? Kısa ve kesin bir ateistik ifadeyle, 'Tanrı varsa kö» tülük yoktur, kötülük varsa Tanrı yoktur’, denilebilir mi?
Kötülük probleminin geleneksel felsefi formulasyonlan arasında ilk dikkat çekeni ilk çağ Yunan filozoflarından Epicurus'a aittir. David Hume'un Epicurus’a atfederek ortaya koyduğu ikilemsel formül, hâlâ klasik geçerliliğini korumaktadır:
O iTann), kötülüğü önlemek istiyor da önleyemiyor mu? öyleyse o güçsüzdür.
önleyebiliyor, ama önlemek mi istemiyor? öyleyse o kötü niyetlidir.
Hem önleyebiliyor hem de önlememek mi istiyor? öyleyse kötülük nereden geliyor?^^
Hıristiyan ortaçağ felsefesinde de problem sık sık gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Bunlar arasında St. Augustine ve St. Thomas Aquinas'ın probleme çözüm getirme yönündeki tartışmalarının daha özel bir değeri vardır. Thomas Aquinas problemi şöyle ifade eder: "Eğer iki karşıttan birisi sonsuzsa, Ötekinin varlığı tamamen yok edilir. Fakat Tann fikri sonsuz iyilik fikridir. O halde eğer Tanrı varsa, hiç bir kötülük olamaz. Fakat kötülük vardır. O halde. Tanrı yoktur.
Evrendeki kötülük olgusu karşısında, İslam dünyasında Platon’un dediği gibi, "Mutlak lyi’nin işi de en iyidir" diyenler de vardı (ve bunlar daima çoğunlukta idiler); Hume'un Philo’su gibi konuşanlar da. Mesela, meşhur el-Ma’arri ve İbnu’r-Ravendi, asırlarca önce, Hume’un yukarıya aldığımız sorusunu ısrarla sormuşlardı. Yine, el-Bikai ve Ibnu'l-Muneyyir gibi düşünürler, Gazali'nm "bu dünya mümkün dünyaların en
Kötülük probleminin yapısı ve stratejisi üzerine filozoflar arasındaki önemli farklılıklar onun farklı formulasyonlan arsında aynmlar yapmaya götürmektdir. Belki en geniş ayrım problemin teorik ve ekzistansiyel boyutları diye adlandınlabilecek şey arasındaki aynmdır. Teorik boyutunda o, Tann ve kötülük ile ilgili belli bazı önermeler arasındaki mantıksal ve episte-mik ilişkilerle ilgilidir. Ekzistansiyel boyutunda ise kötülük problemi, sadece önermelerin soyut analiziyle değil, birinin topyekün hayat anlayışı ve Tanrı'ya karşı tutumunu da içeren öznel tecrübesiyle ilgilidir.^^ Varoluşşsal kötülük probleminin, sorunun soyut ve kavramsal boyutuna ilaveten, bir "gerçek hayat" boyutuna sahip olduğu düşünülür. Varoluşsal problem, kötülüğün tecrübe edilmesinin, birinin Tann'ya ve dünyaya karşı tutumunu nasıl belirlediğini içerir. O, kötülüğün yaşanması, dini inançlar için bir kriz oluşturduğu zaman ortaya çıkar. Bazı insanlar için kötülüğün tecrübesi, dini inançlan kabul elme)i imkansız kılar. İvan Karamozov, teistik dinin varoluşsal reddi için örnek bir durumdur.^ Dostoevsky için, "kötülük problemi teolojik bir 'bilmece' değildir. O, her duyarlı dindar kişinin ruhuna dokunması gereken bir problemdir."^' Kötülük probleminin varoluşsal formu, teizmin, bu dünyadaki kötülük-
59- Jkfidtael L. Pelerson, Tntroduction: The Problem of Evil', The Problem of Evü: Sdaciaf Reaimgs, ed. KtL. Pefcerson, (Nötre Dame: Üniversity of Nötre Dame karşısında ahlaki bir protesto, öfke ve hakaret temellerine dayah olarak sorgulanması veya reddedilmesidir.^^
Albert Camus, örneğin, Tann'yı reddedişini kötülüklerin varlığına ve insanlar tarafından bolca ve şiddetli bir biçimde tecrübe edilişine bağlamaktadır. Ona göre sormamız gereken soru şudur: Bu dünyada kötülük var mıdır? Eğer varsa, kötülük Tanrı fikriyle bağdaşmaz. Tannsal bir düzende, Tann'nın yarattığı ve yönettiği bir dünyada kötülüğün olması akıl alacak gibi değildir. Sözgelimi ölüm, bir kötülüktür ve kötülük bize azap verir. 0>'sa "haklı olan asla öldürmeyendir. Bu, demek ki, Tann olamaz."^ Camus, kötülük problemini çok basit bir varoluşsal ikilemle ifade eden "Ya biz özgür değiliz ve her şeye gücü yeten Tann kötülükten sorumludur. Ya da biz özgür ve sorumlu\aız ama Tann her şeye gücü yeten değildir.”^
Camus’nün, kötülük, özgürlük ve kader sorununu ve cevabım bu kadar basite indirgemesi, onun ateizminin sağlam düşünsel dayanaklar ve teorik gerekçelerden ziyade varoluşsal kökenli "hayat sevgisi ve ölüm korkusuna dayanan ve dolap-sıyla tam anlamıyla felsefi temellendirilmesi yapılmamış olan bir ateizm”^^ olduğu kanaatini paylaşmaya götürüyor bizi Zira Müslüman olsun Hıristiyan olsun pekçok teist düşünürün haklı olarak belirttiğine gibi, "İlahi ve insani sorumluluklar farkb düzeylerde etkili olurlar ve karşılıklı olarak birbiriyle uyuşmaz değillerdir. Tann yaratılmış dünyanın varlığından ve insanın onun içinde sorumlu bir biçimde yaşayışından niludolarak sorumlu ikon, insan da yaralrlnıış dünyaılaki k(>ndı lı.ı yatından sorumludur.Özj^ürlük vo alıkıki KiMiımlulu^ıın kaynağını, Camus'nün bizi zorladığı ^ibi, birbirini dışkı l»n>ı kacak biçimde ya l’anrı ya insan ikileminde aramak yerine, "orta yolda aramak durumundayız, bu yola ^öre ins,m lımn bağımlı, hem de bağımsız; yahut bir açıdan bakıldığı zarmm bağımlı, başka bir açıdan bakıldığında bağımsız bir varlık tır."^^
Varoluşsal kötülük problemi, temelinde ve (i/ünde I anrı \ a ve yarattığı kusurlu gözüken dünyaya karşı kişisel ve alıl,d ı bir tepki ve eleştiri ise de, Camus örneğinde görüldüğiı gibi, bu kişisel karar ve tepkilerin arkasında sağlam veya zayıf çe şitli teorik düşüncelerin bulunmaması kaçımlmaztlır. Ihı du rumda kötülük probleminin asıl tartışılması gereken boyutu teorik boyutudur. O da mantıksal ve dclilci kötülük problem leri olarak ikiye ayrılmaktadır.
Mantıksal Kötülük ProblemiKötülük probleminin mantıksal (lo^ical) versiyonunu öne sürenler, Tann ve kötülük ile ilgili belli bazı teistik inançlar ve ka buller arasında mantıksal bir tutarsızlığın (inconsistency) veya çelişkinin (contradiction) olduğunu iddia ederler. Örneğin, bazı Fransız ansiklopedistleri, J. S. Mili, F. H. liradley, ve başka birçok filozof, teistlerin yaptığı gibi, bir yanda, Tann’nın tamamen iyi, kudretli (her-şeye-gücü-yeten) ve alîm (her-şeyi-bi-len) olduğunu, öte yandan da kötülüğün var olduğunu öne sürmekte bir çelişki olduğunu iddia etmişlerdir.^®
Son zamanlarda ise bu versiyonu J. l,. Mackie, ve H. j, McCloskey gibi felsefeciler geleneksel teistik jnançlara karşı
yenidon gündomc golirmışlrrdır Mu vrı«nv«*mın m savunucusu olan John Mackıc’vo goıv .Iimm I mA.M,U
nn sadı^vo rasyonel destekten yoksun oldu^^u değil. ı»nkum|u. 7İtif olarak irrasyonel olduı^u, temel KH>lo)ik dı*klnnlenn v V'Hı
kısımlarının bırbiriyle tutarsız iddu^Ju gi'sienlehılı
Tanrı her-şeye-gücü-yetendır. Tanrı tamamen iyidir, ırr yine dc kötülük vardır. Bu üç önerme arasında bir çtlı^ dugu gözüküyor, öyle ki eğer onlardan herhangi ıkıw olsa üçüncüsü yanlış olurdu, l akat aynı /amanda uçunun hep«i de çoğu teıdojık p>ozisyonun asli parçalarıdır ovl<* nüyor kı teologlar bu üçüne topluca bağlı kntmıtttJnlar (umUl ama tutarh olarak bağlı kalamazlar (canmU amstslenfl^)7^
Teistler bir yanda ilim, kudret ve iyilik sıfatlan sahibi bif Tanrının var olduğunu tasdik ediyorlar, öte yandan da dün yada kötülüğün mevcudiyetini kabul ediyorlar. Oysa Mackıe ve mantıksal versiyonun sağlamlığını savunan Öteki eleştir menlere göre bu önermeler arasında tutarsızlık veya çelişki vardır; temel mantık ılkelennden çelişmezlik ilkesine göre bu
İtli İki (dıeıme araamda (çelişki olduğu iddia edilmektedir. IbiflyiMiel hlı liman İki lıılarsı/ veya (,elişik (inermenin her iki-q|Mİ de kaİMil edeıneyeeeğine gbre, ya inançlarının tutarsız, çelişkili Ve lıiasyonel olduğunu kahtıl ectecek ya da mantıksal İdi hala İşlemek Isleınlyınsa bu Önermelerin birinden vazgeçe-Iekili MeVıiıdIyell aşikar (>lan kıdülü^ün dünyada var oldu-^jıım bellilen ikimi Önermeden mantıksal ve deneysel .sınırlar İçimle vargeçIlemeyfM efJ,ire, mantıklı bir kişiye düşen, teklik adalları haiz bir rann'mn var olduğu ifade eden birinci (Inermeılen va/geçmeklir I akat bu iki Omerme gerçekten çelişik midlı ve her ikisini de kabul eden biri sahiden kendi kendisiyle çelişmekle midir?
Ilıma ievap vermi’k için manlılsal bir teknik terim (darak çelişmenin ne oldu|^una bakmak gerekmektedir [Çelişrr^l OneiMH* İle hu Önermenin dej^illeınesındcn oluşan küme“dir.^ Mu lamına gOıe, sfbgelimi, "bütün insanlar ölümlüdür” önermesi İle bÜHln İnsanların Ölümlü olduf^u yanlıştır” ya da "bazı İnsanlar OlOmlO d«»ftildlr” Önermeleri arasında çelişme vardır.spot telefon ve
spot telefonlar sizin icin sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder