birebir ürünler ile bilgi küpü

birebir ürünler ile bilgi küpü evet arkadaslar sizin icin birebir ürünler elinden gelemn gayreti gösterdi ve birebir ürünler diyorki İbn Kudâme (Abdullah b. Ahmed) meselemize hem el-Muğnî, hem de el-Mukni’ isimli eserlerinde temas etmiştir. Birincisinde «peşin şu kadara veya veresiye şu kadara» örneğini zik-rettikden sonra «bu sahih değildir, fakat sahih olması ihtimali de
vardır; bunu Tâvûs, Hakem, Hammâd ve bir rivayete göre Ahmed caiz görmüşlerdir» diyor. («0
el-Mukni’ isimli muhtasar eserinde ise daha kısa olarak «...sahih değildir, sahih olması muhtemeldir» cümlesine yer veriyor. (02)

İkinci eserin haşiyesindeki açıklamalardan faydalanarak bu kısa ifadelerden maksadı anlayabiliyoruz. Buna göre :
a)Peşin veya veresiyeden birisine karar verilmeden iki fiat söyleyerek pazarlık bitirilirse bu -orada isimleri sayılan- bazı âlimlere göre caizdir; fakat cumhura göre caiz değildir; amma sahih olması ihtimali de vardır.
b)Şayet, pazarlıktan önce veya sonra peşin mi veresiye mi olduğuna karar verilir ve buna göre bir fiatla (vâdeli ise vâde farkı ile) satış yapılırsa cumhura göre de caizdir.
7— İbn Âbidîn şartlı satış mevzûunu işlerken «evde oturma, hediye veya ödünç verme şartlarıyla satmak» örneklerini vermiş, münâkaşa ettiğimiz örneği vermemiştir. («») Fakat murâba-ha satışından bahsederken O da -el-Kâsânî gibi- vâde sebebiyle fia-tın arttırıldığını ve bunun nazar-ı itibâre alınması gerektiğini ifade etmiştir.
Açık veya kapalı olarak meselemiz hakkında görüşlerini bildiren âlimler yanında meseleyi sadece vazeden, görüşleri nakleden fakat tercih yapmayan âlimler de olmuştur. (o<)
III— Münâkaşa ve Tercih
Buraya kadar müctehidler ve fıkıh âlimlerinin vâde farkı ile alâkalı görüşlerini, bu görüşlerin dayandığı delilleri -eskiden yeniye doğru- en mûteber kaynaklara dayanarak arzetmiş olduk. Caiz görmeyenlerin şüphelerini ele alıp izâleye çalışmak ve caiz görenlerin de delillerini sıralayarak neticeye varmak işi, bu bölüme kalmış oldu.
A — Caiz Görmeyenlerin Şüpheleri :
Satış akdinde vâde farkını caiz görmeyenlerin dayandıkları delil ve şüpheleri şu maddelerde toplamak mümkündür :
61)el-Muğnî, C. IV, s. 177.
62)el-Mukni’, es-Selefiyye, 1382, C. II, s. 17.
63)Raddu’l-Muhtâr, C. IV. s. 134.
64)örreî< olarak bak. es-San’âni, Sübülü’s-Selâm, Mısır, bilâ tArih, C. III, s. 20-21; ez-Zürgânî, Şerhu’l-Muvatta', Mısır, 1962, C. IV. s. 169-271.
Ö4 / VÂDE FARKI ve Kâr HADDİ
1— «Bir satış içinde iki satışı», «Bir satış içinde bir veya iki şartı» yasaklıyan hadîsler.
2— Ribâ şüphesi. -
3— Bedelin meçhul olması (cehalet) şüphesi.
Bunları teker teker münâkaşa edelim : 1 — Hadîsler :
a) Hadîs âlimleri şartlı satışı meneden hadisin sahih olmadığını, senedinde tenkide uğramış kişUerin bulunduğunu tesbit etmişlerdir. Buna mukâbil Rasûlullah’ın (s.a.v.) şartlı alış-verişler yaptığını ve böyle satışlara izin verdiğini bildiren sahih Hadîslerin bulunduğunu yukarıda gördük, (o''») «Bir satış içinde iki satışı yasaklayan» Hadîsin Ebû-Dûvûd rivâyetinde geçen «ya fiatın az olanına sâhip olur veya ribâya» ilâvesinin de rivâyet bakımmdan mevsuk olmadığını mütehassıslardan öğrendik.
Geriye «bir satış içinde iki satışı yasaklayan» Hadîs kalmış oldu. Müctehidlerden hiçbirisi bu hadîse «mutlak olarak vâde farkı ile satış» mânası vermemiştir. Hadîsin altıyı bulan (s») tefsiri arasında «peşin şu , kadara veya veresiye şu kadara sattım» şekli de zikredilmiş, hemen bunun arkasından şu açıklama yapılmıştır : «Önceden veya sonradan peşin mi veresiye mi olduğuna ve buna göre mua3ryen bir bedele karar verilmez ise satış fâsid olur; amma karar verilir ve satış «peşin şu fiata» yahut da «veresiye şu fiata» şeklinde yapılırsa vâde farkı caizdir, satış fâsid değildir. Bu anlayış fukahânın cumhûruna aittir. Ve bu anlayışa göre hadîsler vâ-deli satışı menetmemekte, aksine caiz kılmaktadır.
Ribâ şüphesi :
İslâm faizi «ribâ» ismiyle yasaklamıştır. Hadîste «altm, gü-
müş, buğday, arpa, hurma ve tuz» zikredilmiş bunlardan herbiri kendi cinsi Ue değiştirileceği, alınıp satılacağı zaman hem eşit, hem de peşin olmaları istenmiş, aksi halde ribânın tahakkuk
Mezkûr hadîsin sahih olduğunu farzetsek dahi veresi alıp satma ve vâde farkı şart mâhiyetinde değildir. Fakat (bedel) akdin iki önemli unsurundan (satılan ve bedel) biridir. Pazarlık bedel (fiat) ve ödeme zamanı üzerinde olmakta, rıza da burada tahakkuk etmektedir. Meselâ peşin satarken 1000 liraya vermem, 1200 liraya veririm diyen ve böyle satan kimsenin sözünü nasıl şart saymıyorsak, vâde farkını da şart saymamamız gerekir; bu fark fiatın bir cüz’üdür. Eğer bunu şart sayarsak, bu takdirde müfsid şart değildir.
İbnü’l-Arabi, Şerhu-Sünon-i Ebî-Dâvûd, C. V, s. 238 vd
VÂDELt SATIŞIN CEVÂZI / 35
İfade buyurulmuştur. Meselâ elli gramlık bir altın bilezik elli gram altın lira ile peşin değişilebilir. Bunlardan birisi veresiye-veya peşin fakat diğerinden fazla-olursa faiz alınmış verilmiş olur. Dikkat edilirse bu maddelerden ilk ikisi bedel (semen) diğerleri yiyecektir. Her iki grup içinde kalanlar cinsleriyle değil de yekdiğeriyle mübadele edilecekse meselâ altın ile gümüş, buğday ile arpa değişilecek ise bunlar birbirinden fazla olabilir; ancak peşin olması şarttır. On gram altın yirmi gram gümüş ile, on ölçek buğday yirmi ölçek arpa ile peşin mübadele edüebilir; bu caizdir; ancak veresiye yapılamaz; yapılırsa faiz olur.
İki gruptan birindeki diğerindeki ile eksik fazla, peşin veresiye alınıp satılabilir; burada faiz bahis mevzûu olmaz. Meselâ birinci gruptan gümüş ile ikinci gruptan buğday peşin, veresiye, farklı ölçülerde almıp satılabilir.
Elbette ki faiz yalnızca bu altı maddeye bağlı değildir.
Müctehidlere göre değişen kriterler, vasıf ve illetler ile diğer maddelere de şâmildir, (^s)
Bu açıklamadan varmak istediğimiz netice şudur: Para ile -para olmayan- bir mal satıldığı zaman, peşin olsun veresiye olsun, fiat farkından faiz doğmaz. İslâm’m fâiz anlayışı buna müsait değildir. Burada faizden bahsedenler aradan malı kaldırıyor, para ile parayı mukâyese ediyorlar; meselâ bir mal peşin 100 lira, veresiye 110 lira ise yüz lirayı yüzon liraya satılmış kabul ediyor ve bunun faiz olduğunu söylüyorlar. Halbuki gerçek, vâkıa bu değildir. Hakikatte para ile para satılmamış, para ile mal satılmıştır; aradan malı kaldırmak, paranın karşısına parayı koymak vâ-kıaya uymâz; farazi ve hayâlidir, hükümler ise hayâle değil hakikate binâ edilir. Ayrıca içtimai, İktisâdi ve ticâri bakımdan para ile paranm mübâdelesi, para ile malın mübâdelesinden çok farklı neticeler doğurur. Eğer bu mantık doğru olsaydı kârın da meş-rû olmaması gerekirdi; çünkü bir mal 100 liraya alınmış ise bu 100 liradır; aynı malı alan yüzon liraya satarsa yüz lirayı yüzon lira ile satmış olmaz mı? Aradan malı kaldırırsanız kâr bundan ibâret olmaz mı? Kâr mevzûunda aradan malı kaldırmayıp, vâde-U satışta kaldırmak tenâkuz değil midir?
Zâhiriyye mezhebi fâizin yalnız bu altı maddeye münhasır olduğu hükmünü benimsemiştir; fakat bu, cumhurun görüşüne aykındır.
Hadisler ve ribâ ile ilgili açıklamalar için bak. es-Şevkâni, ag. esr., C. V, 8. 213 vd; Ibnü’l-Humâm, ag. esr., C. V, s. 274 vd. İbn Âbidin, ag. esr., C. IV, s. 194; el-Fıkhu ale’l-mezâhibi’l-erba'a, C. s. 245
36 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
dİ fâsid kılacağını «Giriş» bölümünde arzetmiştik. Vadeli satışta böyle bir durum yoktur. Satışın peşin mi veresiye mi olduğu ve buna göre fiatın ne olduğu bilinmez ise cehâletten bahsedilebilir. Bizim meselemizde hem satış şekli, hem de bedel bellidir, sâbittir; şu halde satış sahihtir, caizdir.
B _ Caiz Görenlerin Delilleri:
Gerek peşin ve gerekse veresiye alış-verişin caiz olduğuna, günün fiatından daha ucuz veya pahalı satmanın da caiz bulunduğuna dair nakli delilleri daha önce vermiştik. Satış akdinde vâde farkının caiz olduğunu gösteren deliller bunlardan ibaret de değildir. Kanâatimize göre şu akid nevileri ve onlara bağlı hükümler de vâde farkının cevâzına delildir.
1— lyne ve Beyi bil-vefâ:
Ödünç para bulmak için başvurulan iki usul vardır :
a)lyne: Bir kimseye bir malı veresiye meselâ yüz liraya salip aynı şahıstan peşin 90 liraya satın almaktır. Bu alış-veriş neticesinde ilk satıcı ilk alıcıya 90 lira verecek, vâde sonunda yüz lira alacaktır. Sahâbe devrinden beri birçok müctehidin kabul ettiği bu usûl (<59) vâde farkı ile satışın caiz olduğuna evleviyetle delâlet etmektedir.
b)Beyi’ bi’l-vefâ: Meselâ bir evi parasını iâde edince geri almak şartiyle bir kimseye satmaktır, ("o) Tabiî evi satın alan iâde edinceye kadar ondan istifâde etmektedir. Faizden kaçmak için tecviz edilen bu usûl bir hile mâhiyetindedir; buna rağmen -ihtiyâca biriâen-caiz görülmüştür. Vâde farkı ile satış ise gerçek satıştır, muvâzaa yoktur, bir faiz hilesi de değildir.
2— Kâr ve Ğabn Delili:
İslâm’ın muayyen bir kâr haddi koymadığını, bunun tabiî ve ahlâkî şartlara göre ayarlanmasmı müslümanlara bıraktığını biliyoruz. Bir kimsenin malını pazarın ve günün fiatından fazlaya satmasına «ğabn» deniyor. Hanefiler ğabni şöyle anlıyorlar: Bir mal anlayan kişilere gösterilir ve ortaya birkaç fiat çıkar; meselâ biri 10, diğeri 15, üçüncüsü 20 lira der; 10 liradan aşağı, 20 lira-
69)İbn Âbidîn, ag. esr., C. IV, s. 269; Şâfii, el-Umm, C. III. s. 68; îbn Hazm,
adg. es., C. IX, s. 40 vd., 47 vd.
70)İbn Âbidîn, adg. es., C. IV, s. 271-275; Mecelle, mad. 390-403.
VÂDELİ SATIŞIN CEVÂZI / 37
dan da fazla fiat biçen olmazsa bu mal 10 ilâ 20 liraya satılabilir; bu takdirde gabinden bahsedilemez. 10 liradan aşağı, yirmi liradan fazla satılırsa bu takdirde fâhiş fiat vardır ve bunun hükmü câri olur, (’i)
Hanefî, şâfiî ve hanbelî mezheblerine göre gabin; yalan, hile ve aldatma (tağrîr) ile olmuş ise karşı tarafa fesih hakkı verir. Mâlikîlere göre tağrîr bulıınmasa da, gabin feshe sebep olabilmektedir.
Şu halde İslâm’a göre fiat ve kâr haddi bir çizgi değil bir satıhtır. Vâde farkı bu satıh içinde kaldığı müddetçe câizdir. Bu sathın sınırları aşılır ise yine câizdir; ancak aldatma, yalan, hile vb. var ise zarara uğrayanın satışı bozma (fesih) hakkı vardır. Vâde farkı ile satışlarda -kabul edelim ki- satan bu kâr sathı içinde hareket etmiş, peşin sattığına nisbetle veresiye sattığında bir miktar daha fazla kâr etmiştir; bunun caiz olmaması için hiçbir sebep yoktur.
Selemin «peşin para ile veresiye mal almaktan ibâret olduğunu» zikretmiştik. Bilhassa zirâat ile meşgul olanların hasad zamanından önce paraya olan ihtiyaçları böyle bir muâmelenin vaz’ın-da rol oynamış, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Medine’ye geldiği zaman karşılaştığı bu akdi, ölçü ve müddetin kesin olarak tesbiti şartıy-le tasbip bujmrmüştur. (7»)
Selemde iki taraflı menfaat vardır : a) Satan, malı elinde hazır olmadığı halde bedelini alıp işini görmektedir, b) Satın alan ise bir miktar ucuza almak süreliyle kârını artırmaktadır. Burada ucuz almanın sebebi malın peşin olmasındandır; yâni para yönünden değil de mal yönünden bir vâdeli satış bahis mevzûu-dur ve bu vâdeden dolayı da mal ucuza alınmaktadır. (74) Hattâ bazı devirlerde bu fiat farkı fukahânın devletten tedbir istemesine sebep olacak kadar büyümüştür. (75)
Malın teslimi vâdeli olduğu için fiat farkını caiz görmekle, be
İbn Âbidîn, adg. es., C. IV, s. 176. Mecelle ticâri eşyada % 5, hayvanlarda % 10 dan fazlasını fâhiş fiat (gabn-i fâhiş) kabul etmiştir. Mad. 165, 356-360.
el-Mezâhibu’l-erba’a, C. II, s. 283 vd.; H. Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku II, s. 133 vd.
Şevkâni, adg. es. C. V. s. 255 vd.
el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-erba’a, C. II, s. 302; T. Karaçizmeli, ag. esr. s. 228 vd.
İbn Âbidin, adg. es., C. ly, s. 194.
38 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDÎ
delin teslimi vâdeye bağlandığı zaman fiat farkını caiz görmek arasında fark olmaması lâzım gelir. Birincisi sünnet ile sabit olunca İkincisinin cevâzına bu da ayrı bir delil teşkil eder.
Netice :
Bir malı peşin fiatma nisbetle farklı bir fiat ile vâdeli satmanın caiz olduğunu gösteren deliller sahih ve sâbit; buna mukabil caiz olmadığı hükmüne götüren şüpheler gayr-i vâriddir; hükme temel olamıyacak kadar zayıftır. Bu sebeple İslâm âlimlerinin cumhûru (büyük ekseriyeti) ve bu arada dört mezhebin ulemâsı bunun caiz olduğunu söylemişlerdir. Bizim de kanâatimiz bu yoldadır: Vâde farkı helâl, vâde farkı ile satış caizdir. Ancak imkânı olanlar, aza kanâat edenler, âhiret menfaatini dünya menfaatine tercih edenler —^bilhassa tüketiciye— satış yaparken peşin fiatı ile verirler, vâde farkı almazlarsa bu karz-ı hasen sayılır. Karz-ı hasen Allah rızâsı için borç vermek demektir. Allah Teâlâ böyle yapanları kendisine borç vermişcesine sevmiş ve övmüş, onların kazancına bereket vereceğini müjdelemiştir. (?«) İmkânı olan her müminin bu şeref ve berekete can atması tabiîdir.
Dâvâmızın sonu : Âlemlerin Rabbı olan Allah’a hamdolsun! O’nun rızâsı her şeyden büyüktür!
TENKİD VE TEKLİFLER
iiALIŞ-VERİŞDE VÂDE FARKU ARAŞTIRMASINA DÂİR RAPOR
İslâmî İlimler Araştırma Vakfı Başkanlığına,
Tetkik konusu :
Hayreddin Karaman, «Veresiye Satışta Vâde Farkı», İzmir, 1976, Daktilo orijinal nüsha, s. 1 - 28.
Veresiye satışta vâde farkları dolayısiyle semen üzerinde peşin satışlara nisbetle tatbikatta görülen farkların İslâm hukukundaki yeri üzerinde kaleme alınmış İlmî etüde dayalı mukayeseli bir risâledir. Bir Önsöz. Giriş ve I - Vâdeli satışın cevâzı ile II - Vâde farkı şeklinde iki ana bölümden ibarettir.
Müellifin konuyu incelerken takip ettiği göze çarpan yol, mukayeseli bir usûl kullanmasıdır. Bu mukayese, öyle anlaşılıyor ki mümkün olan nisbette dört ana İslâm Hukuku ekolü ile, ayrı ayrı bu ekollerde mümessil durumda olan müteaddit âlim fakîh’ in eserlerini nazarı itibara almak suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Risâlenin bu bâriz husûsiyeti yanında göze çarpan bir diğer nokta, eserin baş kısmına konan Giriş bölümünün ziyâdesiyle ele-manter bilgiler ihtivâ etmiş olmasıdır.
Her ne kadar müellif, okuyucunun müteakip sahifelerde kar-gıİELşabileceği hukukî müesseselerle ilgili noktalarda bu bilgileri nazarı itibara alması gibi bir kolaylığa kavuşturulduğunu ileri sürebilirse de, bu, teknik bakımdan asıl konunun hayli ötesinde kalmaktadır.
Müellif Karaman, risâlesinde sadece Hukuk mektepleri arasındaki görüşlerde bir muvazene unsuru olmakla kalmamış, aynı zamanda müstakil olarak hareketle, hemen her noktada Âyetlere ve Sünnet’teki prensiplere dayanmak suretiyle, hem belki bir neticeye varmada ve hem de okuyucunun bu hukukî neticeyi görmesinde açıklıklar getirmiş olmaktadır
40 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
Edindiğimiz kanaate göre işbu risale, sırf İlmî alandaki prensip, görüş ve temayüller i görüp anlamamızdan ayrı, datıa da önemlisi, belki bir sonuca varan ve konunun aydınlanmasında fayda bekleyenler için gerçekten pratikte İlmî istifâdeler sağlayacak husûsiyetler de taşımaktadır.
Risalenin neşri düşünülüyorsa Giriş bölümünün ilıtisarı ancak mâlî bir kolaylık sağlar.
Hitab edilen okuyucu kütlesinin genişletilmesi bedef alınmışsa hattâ denebilir ki bu bölümün bu kütleyi aydınlatıcı vasıfta olduğu da söylenebilir.
Durumu arzeder, gereğini saygılarımızla rica ederim. 1.9.1976 İslâm Araştırmaları Enstitüsü
Edebiyat Fakültesi, İSTANBUL.
(Salih TUĞ)
iiALIŞ-VERÎŞDE VÂDE FARKh^ ARAŞTIRMASINA DÂİR RAPOR
İslâmî İlimler Araştırma Vakfı Mütevelli Heyetine,
Tedkîki istenilen ((peşin Satışla vadeli satışın hükm-ü şer‘isi» hakkında yapılan tahkikatı okudum. Ciddî emek sarf edilerek muteber merâciden nakiller yapılmak suretiyle hazırlanmış olması takdirde şâyândır. Fakat mevzuun dibâcesinden itibaren itnâb yapılmış olması ve ifâde tarzı da mahzâ ilmi ıstılâhatla meşhûn bulunması hasebiyle bugünkü Türkiye karilerine kâfi derecede tai-deli olamıyacağı mülâhaza edilmektedir.
Binâenaleyh bu ilmi makalenin ikinci bir şahıs veya bizzat muharriri tarafından efradını cami ağyarını mâni kılacak şekilde ihtisar edilmesi, uslûbunu da vasat seviyeye itibâre alınarak tavzih edildikten sonra mevki-i intişâra konulması m'inâsib olacağı kanaatine varmış olduğumu arz ederim. Hürmetlerimle.
17 Ramazananu’l-Mübârek 1396 Muhammed Emin SARAÇ
«ALIŞ-VERÎŞTE VÂDE FARKI» ARAŞTIRMASINA DÂİR TENKİDİ GÖRÜŞ
Doç. Dr. Ali ŞAFAK Erzurum İslâmî İlimler Fakültesi
Bu konuda hazırlanan risalede temas olunan hukukî meselelerden bazıları hakkında şunlar söylenebilir :
a — Oldukça mufassal hazırlanan risâlede asıl konu ile yakın alâkası olmayan bahislere de yer verilmiş 28 sahifeden ibaret araştırmanın hemen yarıya yakını talî hususâta tahsis olununca s^eri kalan kısımda, İktisadî sahada oldukça önem taşıyan «ALIŞ ■ VERİŞTE VÂDE FARKININ» leh ve aleyhindeki görüşler daha ıbjektif ve geniş şekilde değerlendirilememiştir. Hattâ denilebilir ci konunun incelenişinde daha baştan itibaren sanki vâde farkının ehinde bir kanaatle hareket edilmiş intibaı uyanmaktadır. Oysa serlerde vâde farkının aleyhindeki görüşlere lehde olan görüşürden daha çok rastlanılır. Kaynaklara yeri geldikçe müracaat dilecektir.
b — Sayfa 15’de «Nassın yasaklamış olmaması» başlığı al-nda haram edilen şekilde kullanılmak üzere müskirât ve uyuş-ırucu madde satmak... böyle akitler ya batıl yahut da —hariefî-re göre kısmen— fâsiddir, denilmektedir. İfadede eğer kapah-: yoksa «haram edilen şekilde kullanılmak üzere...» ifadesinin erhum-ı muhalifinden bazı hallerde rnüskirât ve uyuşturucu adde satmanın meşru olduğu ve haram edilen yerde kullanma müşterinin kendisine ait bir şey olacağından müskirât ve uşturucu madde satmanın meşru olduğu sonucu çıkarılabilir
42 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
kİ, İslâm Hukukunca kesin surette «Mâl-ı Gayr-ı Mütekavvim» sayılan bir malın —ki sözü geçen maddeler de bu nevi maldandırlar— İslâm toplumunda günlük hayatta bazı hallerde mütekav-vim sayılabildiği ve akde konu olduğu, satana bir mesûliyet terettüp etmiyeceği neticesini verir ki, bugüne kadar fıkıh kitaplarında rastlanılamıyan, onlara zıd bir mânâ taşıyan bir husustur. Hanefiler muâmelâtta bâtıl ve fâsidin hukukî neticelirini tamamen ayırt ederler. Onlarca mâl-ı gayr-ı mütekavvimin satışı kesinlikle bâtıldır. Diğer mezheblerde de hakim görüş budur. Nasıl olur da «—Hanefîlere göre kısmen—fâsid...» denilebilir?
c — Sayfa 17’deki c bendinde «...Cuma ezanı sırasında alış -veriş ile meşgul olmak...» deniliyor ve bu esnadaki alış-verişin ne batıl ne de fâsid olduğu ancak diyâneten haramlığı belirtiliyor. Oysa fıkıh kitaplarının pek çoğunda sözü geçen vakitte vâki satışın fâsid olduğu ve mahkemece feshedilebileceği açıklanır. Zira Borçlar Hukukundaki ifadeyle «Gerek satıcı ve gerekse müşteri îcab ve kabul üzerinde düşünebilmek için yeterli vakte sahip değildir.» Makûl bir sürenin tanmmayışı iradenin sihhatli beyanında şüphe meydana getirmektedir (İbn-i Hazm, el-Muhallâ, c. 9, s. 647 ve başka kaynaklar).
ç — Sayfa 24’de b bendi (başlığı)nde «...Gerçi her vâdeli satışta vâde farkı bulunmayabilir, fakat farkın bulunması öteden-beri teâmül hâlini almıştır» denilmekte. Eğer burada kasdolunan fark bugünkü anladığımız mânâda bir vâde farkı ise şunu unutmayalım ki vâdeli satışlardaki vâde farkı, bırakalım kapitalist olmayan İslâm Hukuk ve İktisad nizâmını, kapitalist nizamda, modern hukuk sisteminde bile çok yakm bir geçmişe sahiptir. Nasıl olur da müslüman toplumda bu müessese «ötedenberi teâmül halini almıştır» denilebilir? Bir tatbikâtm cemiyet içinde veya muayyen bir grup arasında umumî veya, hususî teâmül halini alabilmesi, için biri maddî; bir veya iki asır gibi uzun bir süre tatbik edilir olması, diğeri mânevi; herkes tarafından ve ahlâk kurallarınca benimsenmiş olması gibi iki unsur aranır. Halen veresiye satışlardaki vâde farkı, İslâm toplumunda uzun süreden beri tatbik edilir ve henüz cumhurca kabule mazhar olmadığmdan işbu seminer tertiplenmiştir. Eğer teâmül halini almış olsa idi risâle sahibi aleyhte değil lehte pek çok kaynak bulabilirdi; oysa lehteki bir iki görüşün, aleyhteki görüşler karşısında takviye için zorlayıcı tefsire girişmektedir. Bugüne kadar hiçbir fıkıh kitabı böyle bir teâmülden bahsetmediği herkesçe müsellemdir.
d — Asıl konu üzerindeki görüşlere ve kaynakların değerlendirilmelerine gelince  birebir ürünler sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder