replika telefon ve islam tarihi

replika telefon ve islam tarihi ve bugün replika telefon sizler icin yazılarını hazırladı ve sizlere güzel yazılarımızı sunuyoruz replikla telefon diyorki Sayfa 21’de Neylü’l-Evtar’dan faydalanılan kısımlarda muhalif fukahanın görüş ve izahına yer verilmemiştir. Şevkâni, c. 5, s. 172’de vadeli, farklı fiyatla satışın leh ve aleyhindeki görüşleri kayıt ve görüşüne paralel düşen lehteki görüşü takviye eder. Oysa aleyhteki görüşler başka kaynaklarda daha çok taraftâr toplamıştır.
2— el-Müdevvenetü’l-Kübrâ, c. 9, s. 151’deki mesele (ki ri-sâle s. 26’dadır) de İmâm Mâlik, sebebini açıklamazsa da, genellikle böyle vâdeli ve farklı fiyatla satışı doğru bulmaz.

3— Konu ile ilgili olarak İbn HazmTn el-Muhallâ’sından şunları nakledebiliriz : Bir kimse semen-i müsemmâ ile peşin, yakın veya uzak vâdeli bir mal alırsa bunun herbirîsi helâldir (c. 9, s. 698). Şu duruma göre satış anında söz konusu semen tek ama vâde bir veyâ birkaç türlü olabiliyor. Zira fakih eğer farklı vâdede farklı semen-i müsemmâlar kasdetse idi ibareyi ona göre sevk ederdi.
Risâle sayfa 36 ve 37’de Bey-i îyne hakkında «Sahâbe devrinden itibaren birçok müctehidin kabul ettiği bu usûl» diye söz edilmektedir. Halbuki kaynaklarda yalnızca Ebû Yusuf’un buna taraftar olduğu, diğer fakihlerin böyle bir satışın aleyhinde oldukları görülür. Zira îyne satışında İslâm fakihleri karz isteyen müşterinin o andaki maddî ihtiyacını ödünç veren ve satıcı durumundaki kişinin açıkça sû-i istimâl ettiği, kanaatındadırlar. Meselâ Ebu Hanife’ye göre; A, B den bir mal alır ve tekrar B ye akid tamamlanmadan, daha az fiyatla geri satarsa, satış bâtıldır. Akid tamamlandıktan sonra böyle daha az bir fiyatla geri alırsa caizdir. İmam Mâlik de aynı süre içerisinde farklı fiyatla satışın caiz olmadığına kanidir (el-Muhallâ, c. 9, s. 687, 688). İbn Hazm eserinin bir başka yerinde, «her bir alış veriş ki helâl ve haramı câmidir bütünüyle o muâmele bâtıl olup hiçbir şey onu sahih hale getiremez» (el-Muhallâ c. 9, s. 629) der.
Yine Bey‘u’l-îyne hakkında İbn Âbidîn şunları söyler; «Bu nevi satışta fukahanın bazısı üçüncü kişilerin araya girmesini şart koşar, şöyleki; A, B den 1000 TL.sı ödünç ister, B de ödünç verme yerine 1000 TL.lık elbiseyi A ya 1200 TL.sına satabileceğini ileri sürer. A buna razı olur, alır ve çarşıda aynı elbiseyi C ye piyasa fiyatı olan 1000 TL.sına satar. Şu durumda B 200 TL.sı kâr etmiştir ve a3mı zamanda A dan 1000 TL.sı alacaklı durumundadır. Fakat böyle bir işlem sonucu 1000 TL.ye ihtiyacı olan A nın eline 800 TL.sı geçmiştir. îşte ancak bu durumdaki Beyu’l-îyne şâibeden biraz uzaktır. Aksi halde bu satış sırf A ile B arasında cereyan ederse taşıdığı şüphe daha da fazla olacaktır. İmam Mu
şekli olarak vasıflandırır ve kalben razı olmadığım açıklar (Ha&i-yetu Reddl’l-Muhtâr, c. 4, s. 269, 270) Kezâ es-Serabsi, el-Mebsüt c. 14, s. 36’da Beyu’l-îyne’nin caiz olmadığına ve fukahânın kerih gördüğüne dâir; «îyne yoluyla alış-veriş yaptığınız ve öküzlerin kuyruklarını takip ettiğiniz (ziraatle meşgul olup cihadı bıraktığınız) zaman aşağılanırsınız» meâlindeki Hadis-l Şerifi delil gösterir (aynı hadis ve izahı için A. Davudoğlu, Selâmet Yolları, c. 3, 760 no’lu hadise hak).
F.l-FetAvâ'l Hindiyye ve sair Hanefi kaynaklarında Beyu’l-ly-ncyc yalnız Ebû Yusuf’un cevaz verdiği kaydedilir (Ag. esr. c. 3 s. 208)
4— thn Hazin, el-Muhallâ’sının 1447. meselesinde aUş-veri-
şi if.sad etmeyen şartlan açıklarken intifa ve sOknâ hakkının gerek .«^.'ilış ve gerekse kirada satın alındığını belirtir. Hanefi mez-hoblrdf intifa ve süknâ haklarının mal sayılmıyacağı görüşü hakimdir. Onun için de intifa ve irtifak haklan gibi şeylerin satışını hukuken doğru bulmazlar. Ama diğer mezhep fakihlerinin hemen h«>psi intifa ve sükna hakkı gibi menfaatlerin mal sayılabileceğini ve doloyısıyla kira ve satışa konu olabileceğini belirtmişlerdir. Nitekim tatbikatta, da bu ikinci görüş tutunmuştur. Buna göre risalenin 21. sayfasında kayıtlı Câbir hadisini açıklamak gayet kolaydır. Fuhâhft, Rasulullah’ın, burada «binme şartı»nı kabulü, ya satış akdinin Medine’ye çok yakın bir yerde yapılış sebebiyle şart üzerinde durmaya değmediği, yahut da RasûluUab'dan, hayvandan faydalanmayı Hz. C&bir’ln kiralayışı ile açıklamaktadırlar (cz-Zeylei, c. 5. s. 234. İbn Kudâme, el-Muğni c. 5. s. 518. Mu-hammed Selâm Medkûr, Tarlhu’t-Teşril’l-lslâml
Hattâ İbn Abidin «Evde oturma, hediye vev’a Ödünç verme tartları İle satmak» örneklerini verirken akdin muteber olduğunu, hal böyle olunca ftkidlcrdcn bilhassa satıcı lehine menfaat temin aden aaiış akldlerinde şart batıldır. Hattâ karşılıksız menfaat temin «den şart İslerse üçüncü şahıs lehine de olsa yine şartın bâtıl cMutunu «oyler (Ag esr . c 4. s, 134) tşle satıcıya mentaat temin •dan vâdr farkı şartı da evleviyetle batıl ve satış muteberdir. Astında modam hukukta da Undldll llyailar ürerinden satışlar şüp-h«3rl# karftlanır. Onun İçindir kİ. pmforma faturalar hukuken U ranan
altındaki görüşün tahliline girişilirse : Herşeyden önce materyalist ve kapitalist sistemlerde taksitle ve vâde farkı ile satış müesseseler! ticaret ve borçlar hukukuna yeni girmiştir. Orada fertler arası hukukî münâsebet hep maddî ölçü ve menfaatlerle güçlü veya zayıftır. Öyle bir cemiyette vâde farkı da belki normal ve hukukîdir. Ama unutulmamalıdır ki, İslâm’ın getirdiği hukuk sisteminde ve kurduğu cemiyette fertleri birbirine bağlayan şey maddeden çok mânevi değerlerdir. Anadolu halkı taksitli satışla işini yürüten kişi ve ticârî işletmelere «Boş ver orası iş bitirmeyen yer veya kişidir» der. Zirâ iş bitirmek, darda olan din kardeşe yine parası karşılığı yardımdır, yoksa vâde farkı alarak iş bitirme şeklinde adlandırılmaz. Acaba şu meseleyi hukuken nasıl değerlendirebiliriz?
A, karz-ı hasen isteyen B ye «falan şeyi hediye verirsen ödünç para veririm» der ve B de o malı A ya verir ve ödünç parayı alırsa zâhiren hediye gibi olan şey meşru mudur? Tereddütsüz bu fâ-iz sayılamaz, ama sebebsiz bir iktisab olup gayr-ı meşrudur. Buna evet diyorsak vâdeyi bahane ederek alınan fazla parayı nasıl mal karşılığı gibi düşünebiliriz? Evet ortada bir mal var; ama veresiye satışta her artan zamana göre fiyat farkının da zamana muzaaf olarak artışını mala bağlı düşünüp meşru bir şey gibi göstermek güçtür, tamamen zamandan doğan bir sun’î, karşılıksız artış ve iktisabdır. Bu artışın yasaklığı için adına illâ faiz demek mi gerekir? İslâm’da her nevi sebebsiz, haksız iktisab tereddütsüz yasaktır.
Ribâ şüphesi başlığının 36. sayfadaki son kısmındaki kâr ile fâizi ve veresiye satıştaki vâde farkını kıyaslama hukuken yerinde olmasa gerek. Çünkü illet ve gâyede iştirak yoktur. îbn Âbi-dîn, selem ve benzeri satış işlemleriyle bâyi veya müşterilerin çok zarar gördüğünü kayıtla devletten o zamana göre tedbirler alınmasını istemiştir. (Haşiyetü Reddi’l-Muhtâr, s. 4, s. 194).
Hal böyle olunca her yönüyle inkılaba maruz kılmış bugünkü cemiyetimizde hangi muhitten geldiği malum «veresiye satışlarda vâde farkı» müessesesiyle fertler daha çok istismâr edilmiş olmayacaklar mıdır? O zaman hangi İbn Âbidîn, kimden tedbir alınmasını isteyecektir? Kapıyı zorla aralamak elbet büyük tehlikeler açacaktır. O zaman Usûl-i Fıkıh’daki «Sedd-i Zerâyi'» bahsine ne lüzûm vardır? Nitekim araştırıcı da netice bahsinde nihâî kanaatim açıklarken (ki biz bu kanaate katılamıyacağız) önce veresiye satışta vâde farkını dört mezheb ulemâsının câiz gördüğünü ve kendi kanaatinin da bu olduğunu söyleyerek kapıyı aralıyor. Sonra da «Ancak imkânı olanlar...» ve devamı cümlelerinde
duyduğu tereddütleri ve ileride zuhuru tereddütsüz muhtemel tehlikeleri gâliba görür gibi olduğundan yapılmaniasmı tercih eder gibi oluyor. Unutulmasın ki halk, yetkili kişilerden bir fetvâ koparmaya görsün, artık ondan sonra fetvâ veren de verdiğine nâ-dim olur ama iş işten geçmiştir.
Dînî hayatımızda ve kanunların işlerimize karışmadığı, serbest bıraktığı sahalarda ecdâdın yaptığı gibi dizginleri sıkı tutmakta zarar değil fayda vardır. Bu fayda hem ferdler ve hem de cemiyet lehinedir.
Hadis-i Şerirde döı/le bir zaman gelecek ki, kişi kazandığının helâl yoldan mı, haram yoldan mı olduğuna aldırmayacaktım (Tecrid-i Sarih, hadis no: 962) buyurulur.
Hz. Ömer (r.a.) : «...Siz malum olan ribâyı terk ettiğiniz gibi ribâ şâibesi olan umuru da bırakınız» (el-Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’ân, c. I, s. 464) demiştir.
Daha önceki kaynaklardan da faydalanılarak hazırlanan el-Fetâvâ’l-Hindiyye’de «Bir kimse peşin şu fiyatla, vâdeli şu fiyatla, bir ay vâde ile şu fiyatla, iki ay vâde ile şu fiyatla demek suretiyle bir mal satarsa, satış câiz değildir» (c. 3, s. 136), ve «Mebi'de ecel şart koşulursa akid fâsiddir. Semende ecel şart koşulursa akid sahihtir. Meselâ kesin fiyatla bir satış akdi yapılsa ve sonra da semen taksidlere bağlansa bu câizdir» denilir (c. 3, s. 143).
Hindiyye fetvâsına kaynak teşkil eden ve İslâm fıkhının temel kaynak kitaplarından es-Serahsi merhumun el-Mebsût, cüz 13, s. 7-8’de de durum ve misâl aynıdır. Orada da bu nevi satışların fâsid olduğu belirtilir. Zaman ve şartlarda bazı farklılıklar olabilir, ama insanların tab’ı, birbiriyle olan hukukî münâsebetleri iyilik vâ kötülük yönünde hep aımıdır.
NETİCE :
Bugünkü İktisâdi durumlar karşısında ne yapılabilir? İşte bunun daha çok araştırılması gerekir. Aslında İslâm hukukunun getirdiği ve bugünkü mevzuât ile pek ters düşmeyen bazı prensipleriyle iktisâdın arz ve talep çarkı daha iyi işler. Zira veresiye satışlarda bugün görülen husus şudur : Bu işle uğraşan mağazalar sanılmasın ki süratle gelişiyor. Vâde'farkı olarak alınanların çoğu avukatlara ve icra dairelerine ödenmektedir. Gâye sürümü sağlamak ise fiyatta suhûlet gösterenler daha çok sürüm yapmaktadır. Eğer müşteri sınıfının peşin satın alma gücü zayıfsa, yoksa
ÎENKİD VE TEKLİFLER / 47
ona yardım edelim derken niçin kambur üstüne kambur yüklenil^ mektedir? Yardım sandıklarının kurulmasına, kefalet ve teminât istenilmesine ne din ve ne de hukuk mânidir.
Bir mağazada ve aynı eşya üzerinde terdidli fiyatlar uygulama yerine, tek fiyatla iş yapan ama semenin tediye şeklini vâdeye bağlayabilen ticârî işletmeler kurulabilir. Nitekim, ticâret erbabı da dört veya beş aya kadar vâdeli satışlarda peşin fiyatı uygulamaktadır. Ancak böylece bir sürüm olabileceğine kanaat getiriyor. Eğer risâle sahibinin dediği gibi verilen fazla, zamandan değil maldan doğmuş olsa idi bâyi herhalde alırdı. Ama bu fazlanın (farkın) tediyesinin sebebi tamamen zamandır.
TEMENNİ
İslâmî İlimler Araştırma Vakfı’nın Türkiye’de ilk defa tertiplemiş olduğu bu seminerin ardının gelmesi baş dileğimizdir. Ancak;
1— Seminer mevzuu en az üç kişiye verilip inceletilmeli.
2— Davet olunacaklara konular ve varsa risâlelerin birer sureti seminer tarihinden en az bir ay önce eline geçecek şekilde postalanmak.
3— Davetlilerin katılabilmeleri için uygun mevsim ve zaman seçilmeli ve mümkünse birkaç konuda peşi peşine seminerler devam etmeli. Zita çekilen zahmete değmeli.
4— Her bir seminer mevzuu, Diyânet İşleri Başkanlığı’na, dînî yüksek tahsil veren müesseselere bildirilmeli, elemanlar istenil-melidir.
Allah’dan muvaffakiyetler dilerim.
iiALIŞ-VERİŞTE VÂDE FARKU ARAŞTIRMASI HAKKINDAKİ MÜTALAALARA HAYREDDİN KARAMANDIN CEVAPLARI
Müzâkere celsesine tenkitlerini yazılı olarak gönderen sayın Doç. Dr. Ali Şafak şu itirazları ileri sürmüştür :
Dr. Şafak :
— «İfâdede eğer kapalılık yoksa «haram edilen şekilde kullanılmak üzere...» ifadesinin mefhuıh-ı muhâlifinden bazı hallerde müskirât ve uyuşturucu madde satmanın meşru olduğu ve haram edilen yerde kullanma da müşterinin kendisine ait bir şey olacağından müskirât ve uyuşturucu madde satmanın meşru olduğu sonucu çıkarılabilir ki, İslâm Hukukunca kesin surette «Mal-ı Gayr-ı Mütekavvim» sayılan bir malm —ki sözü geçen maddeler de bu neyi maldandırlar— İslâm toplumunda bazı hallerde mütekavvim sayılabildiği ve akde konu olduğu, satana bir mesûliyet terettüp etmiyeceği neticesini verir ki, bugüne kadar fıkıh kitaplarında rastlanılamayan, onlara zıd bir mâna taşıyan bir husustur. Hanefîler muâmelâtta bâtıl ve fâsidin hukukî neticelerini tamamen ayırt ederler. Onlarca mal-ı gayr-ı mütekavvimin satışı kesinlikle bâtıldır. Diğer mezheplerde de hâkim görüş budur. Nasıl olur da «—Hanefîlere göre kısmen— fâsid...» denilebilir?
2 — Haram edilen şekilde kullanılmak uyuşturucu madde satışının hükmü.
üzere müskirât ve
1.Hanefilere göre sünnetin yasakladığı akitlerden bir kısmının bâtıl, bir kısmının fâsid, bir kısmının da sadece mekruh olduğunda hiç şüphe yoktur. Bütün fıkıh kitaplarımızda bu husus örnekleriyle açıklanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) hür insanın satılmasını yasaklamıştır; bu satış bâtıldır. Unsurlarında cehâlet (bilinmeyen hususlar) bulunan akitleri yasaklamıştır; bu satışların çoğu fâsiddir. Almak niyeti olmadan arttırmayı, başkasının pazarlığı üzerine pazarlık yapmayı, pazara gelen malı şehir dışında karşılayıp satın almayı yasaklamıştır; bu satışlar ise ne bâtıldır, ne de fâsiddir; yalnızca mekruhtur. Kur’ân-ı Kerîm cum’a ezanı okunurken alış-verişi yasaklamıştır; bu alış-veriş de —hanefîlere göre— bâtıl ve fâsid değil, mekruhtur. (Bak. İbnu’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, Mısır, 1316, C. V, s. 186-240).
2.Müskirât ve uyuşturucu maddelerin satışında hükümleri farklı şıklar vardır : a — Şarabın (hamr) satışı; b — Şarap dışında kalan müskirât (sarhoş edici maddeler) satışı, c — Şarap dışında kalan müskirâtın ve uyuşturucu maddelerin yasaklanmış şekilde kullanılmak üzere satışı, d — Haram olmayan bir şekilde kullanılmak üzere satışı. Bu şıkların hükümlerini kısaca açıklayalım.
a)Şarap mütekavvim mal değildir; bunun müslümanlar arasında alınıp satılması haram ve bâtıldır. «Böyle akitler ya bâtıl...» derken bunu ifade etmiş oluyoruz. Şuna da işaret edelim ki şarap ara ile değil de mal karşılığında trampa usulüyle satılırsa bu da Hanefîlere göre bâtıl değil fâsiddir. (Fethu’l-Kadîr, C. V, s. 188).
b)Şarap dışındaki müskirâtın satışı Ebû-Hanîfe’ye göre câiz-dir (yâni fâsid değildir), Ebû-Yûsuf ve Muhammed’e göre caiz değildir. (Fethu’l-Kadîr, C. V, s. 187; el-Kâsânî, Bedâyi’u’s-sanâyi’, C. V, s. 144)
c)Şarap dışındaki müskirât ve uyuşturucu maddelerin haram edilen şekilde (meselâ içip sarhoş olmak için) kullanılmak üzere satışları cumhûr’a göre câiz değildir. Yukarıdaki maddelerden bu anlaşılmaktadır.
d)Kolonya, ispirto, afyon gibi «içildiği, yutulduğu zaman sarhoşluk veren» müskirâtın; temizlik, yakmak ve ilaç sanâyiinde kullanılmak üzere alınıp satılması umûmiyetle caiz görülmüştür; yâni bunların satışı ne bâtıl, ne de fâsiddir.
Bu açıklamadan vardığımız netice şudur : Müskirâ,t dem yalnız şarap anlaşılmaz. Şarap dışında kalan bazı müskiratın ram kılınmış şekilde kullanılmamak üzere satışı caizdir, i^te
sebeple risalemizde kaydı konmuştur.
«Haram edilen şekilde kullanılmak üzer^^^
Dr. Şafak :
— «Oysa fıkıh kitaplarının pek çoğunda sözü geçen vakitte vâki satışın fâsid olduğu ve mahkemece feshedilebileceği açıklanır. Zira Borçlar Hukukundaki ifadeyle «Gerek satıcı ve gerekse müşteri îcab ve kabul üzerinde düşünebilmek için yeterli vakte sâ-hip değildir, makul bir sürenin tanınmayışı iradenin sıhhatli beyanında şüphe meydana getirmektedir (İbn Hazm, el-Muhallâ, c. 9, s. 647
— Hanefî fıkıh kitaplarının pek • çoğunda değil, hiçbirirıde
Sayın Şafak’m söyledikleri yoktur. Çünkü Hanefî ve Şafiîlere göre cum’a ezanı sırasında alış-veriş ne fâsiddir, ne de bâtıldır, bu
noktada ittifak vardır; yalnızca —diyâneten— tahrîmen mekruhtur veya haramdır. (İbnu’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, C. V, s. 240; el-Kâsânî, Bedâyi’, C. V, s. 144).
Sayın Şafak’m verdiği kaynakta (İbn Hazm, el-Muhallâ) ((Borçlar Hukukundan» naklettiği ifadeye delâlet eden bir cümle de mevcut değildir. Zâhirî mezhebinin müctehidlerinden olan İbn Hazm, mezhebi icabı cuma ezanı sırasındaki alış-verişi bâtıl saymış fakat —ne garibtir ki— nikâh, kirâ, selem akitlerihi bâtıl saymamıştır; çünkü —İbn Hazm’e göre— âyette yalnız beyi* zikredilmektedir. (ibn Hazm, el-Muhallâ, Mısır, 1351, C. IX, s. 26).
— ((Muhalif fukahânın görüş ve izahlarına yer verilmediğ ni» kaydettikten sonra (s. 44) İbn-i Hazm, İbn-i Kudâme, M. Medkûr'a dayanarak şartlı satışlar hakkmda bilgi veriyor; inti hakkının mal sayılması hususunda Hanefi mezhebi dışındaki bi mezheblerin görüşlerini tercih ederek Câbir Hadisinde geçen şa satışı, ((Hz. Câbir’in^ hayvandan faydalanmayı kiralayışı ile a< lıyor; sonra îbn-i Âbidîn’den şunları naklediyor •. «İbn-i Ab1 ((Evde oturma, hediye veya ödünç verme şartlarıyla satmak» neklerini verirken akdin mûleber olduğunu, hal böyle olunca § lerden bilhassa satıcı lehine menfaat temin eden satış akldler
VÂDE FARKI MÜTALAALARINA CEVAPLAR / 5İ
şart bâtıldır, hattâ karşılıksız menfaat temin eden şart isterse üçüncü şahıs lehine de olsa yine şartın bâtıl olduğunu söyler (adg. esr., C. 4, s. 134).» ve «İşte satıcıya menfaat temin eden vâde farkı şartı da evleviyetle bâtıl ve satış mûteberdir. Aslında modern hukukta da terdidli fiyatlar üzerinden satışlar şüpheyle karşılanır. Onun içindir ki, proforma faturalar hukuken tarafları bağlayıcı değildir.» diyerek tenkidini devam ettiriyor.
1.Şartlı satışlar mevzûunda olsun, vâde farkı ile satış bahsinde olsun karşılıklı görüşleri eksiksiz olarak verdiğimiz kanâatindeyiz.
2.İbn Âbidîn’den nakledilen ifadeyi verilen ka5nıakla karşılaştırdığımız zaman önemli farklar gördük. İbn-i Âbidîn «bilhassa satıcı lehine menfaat temin eden satış akitlerinde şart bâtıldır» gibi bir şey söylemiyor. Onun söyledikleri ile risâlede özetlediklerimiz (s. 21-22) arasında hiçbir fark yoktur.
3.Risalemizin 34. sayfa 65. dipnotunda açıkladığımız gibi, meselemizin şartlı satışla alâkası yoktur. Meselâ peşin alış-verişte satıcı, alıcınm teklifini reddederek 100 liraya vermem, 125 liraya veririm dese, alıcı da bunu kabul etse, «satıcının 125 lirayı şart koştuğu» ileri sürülerek buna şartlı satış denmez; hiçbir fakih böyle dememiştir. Aynı şekilde vâdeli satışta satıcının 100 liraya değil, 125 liraya veririm demesi, alıcının da bunu kabulü ile meydana gelen satış şartlı satış değildir. Bununla beraber zorlama yoluyla bunu şartlı satışlar içine soksak, bu takdirde şatışı ibtal eden şartlar içine sokmamız mümkün değildir. Çünkü bedel, akdin gereğidir (muktezâsıdır); akdin muktezâsı olan şart, -alıcının lehinde olsun, satıcının lehinde olsun- akdi ifsâd etmez; çünkü beyi’ akdinden maksad, karşılıklı menfaat teminidir.
Dr. Şafak :
«— Risâlede asıl konu ite alâkası olmayan bahislere de yer verilmiş» olduğunu ifâde ediyor, (s. 41)
Cevap :
=—«Asıl konu ile yakın alâkası olmayan bahisler» derken «Giriş» bölümü kastedilmiş olsa gerektir. Bu bölümde yer alan hususlar bizce konu ile yakından ilgili ve gerekli idi. Çünkü mev-zûumuz satış akdi idi; biz de satış akdi ile alâkalı genel bilgiler
VÂDE FARKI MÜTALAAtARiNA CEVAPLAR / 5İ
şart bâtıldır, hattâ karşılıksız menfaat temin eden şart isterse üçüncü şahıs lehine de olsa yine şartın bâtıl olduğunu söyler (adg. osr.. C. 4. s. 134)ve «İşte satıcıya menfaat temin eden vâde farkı şartı da evloviyetle bâtıl ve satış mûteberdir. Aslında modern hu-kukUı da terdidli fiyatlar üzerinden satışlar şüpheyle karşılanır. Onun içindir ki, proforma faturalar hukuken tarafları bağlayıcı değildir.^ diyerek tenkidini devam ettiriyor.
Cevap ;
1.Şartlı satışlar mevzûunda olsun, vâde farkı ile satış bahsinde olsun karşılıklı görüşleri eksiksiz olarak verdiğimiz kanâ-atinde3Ûz.
2.îbn Âbidin’den nakledilen ifadeyi verüen kaynakla karşılaştırdığımız zaman önemli farklar gördük. İbn-i Âbidîn «bilhassa satacı lehine menfaat temin eden satış akitlerinde şart bâtıldır» gibi bir şev' söylemiyor. Onun söyledikleri ile risâlede özetlediklerimiz (s. 21-22) arasında hiçbir fark yoktur.
3.Risalemizin 34. saj^fa 65. dipnotunda açıkladığımız gibi, meselemizin şartlı satışla alâkası yoktur. Meselâ peşin alış-verişte satıcı, alıcınm teklifini reddederek 100 liraya vermem, 125 liraya veririm dese, alıcı da bunu kabul etse, «satıcının 125 lirayı şart koştuğu» ileri sürülerek buna şartlı satış denmez; hiçbir fakih böyle dememiştii'. Aym şekilde vâdeli satışta satıcmm 100 liraya değü, 125 lira\^a verü’im demesi, alıcının da bunu kabulü ile meydana gelen satış şartlı satış değildir. Bununla beraber zorlama yoluyla bunu şarth satışlar içine soksak, bu takdirde şatışı ibtal eden şartlar içine sokmamız mümkün değüdir. Çünkü bedel, akdin gereğidir (mukfrezâsıdır); akdin muktezâsı olan şart, -alıcınm lehinde olsun, satıcmm lehinde olsun- akdi ifsâd etmez; çünkü beyi’ akdinden maksad, karşılıklı menfaat teminidir.replika telefon sizin icin sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder