replika samsung note 3,den islam bilgileri2

replika samsung note 3,den islam bilgileri2 replika samsung note 3 sizin icin islam bilgisini hazırladı replika samsung note 3 dediki MEVZUU: Dışını, şeriat hükümlerini yerine getirmekle süslemek, Yüce Hakkın zatından başka şeyden içini temizlemek devletlerini bir arada bulmaya teşvik.NOT: İmam-ı Rabbanî Hz.leri bu mektubu, Seyyid Nakib Şeyh Ferid Buharî’ye yazmıştır.Sübhan Allah, sizi, suri devletle, manevi saadete ermekle mes’ud eylesin.Hakikatta suri devletin manası şudur; Dış görünüşün, Şer’iy-ye-i Mustafaviye hükümleriyle süslenmesi... O şeriatın sahibi Resûlullah’a salât, selâm ve tahiyyat.Manevi saadetin manası ise şudur: Batıni mananın, Yüce Hakkın zatından başka şeylerden kurtarılıp temizlenmesi.
Bu iki devletle şerefyab olanların, saadetine paha biçilmez. Bir mısra:
MEVZUU: Bu düşük dünyayı kötülemek hakkında.

NOT: İmam-ı Rabbanî Hz.leri bu mektubu, Seyyid Nakib Şeyh Ferid BuharTye yazmıştır.
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, zatından başkası-
sizin için daha hayırlıdır». Yani size verdiğimiz emir nedensiz değil, hikmeti vardır, maslahatınız ondadır. Olur ki anlamış olursunuz ve onun maslahatma kavu. şursunuz.
Daha sonra ikinci ayette (28. Ayette) şöyle bu30i-ruluyor: Eğer haber verdikten ve izin istedikten sonra evde kimsenin olmadığmı anlarsanız, size izin veriİT medikçe girmeyin. Ama ev sahibi, evin anahtarını size vermek veya yanınızda bulunmak suretiyle izin vermişse, o zaman girebilirsiniz.
Sonra şöyle buyuruluyor: «Eğer ev sahibi size; geri dönün, sizi kabul edemeyeceğim derse, siz de dönün ve rahatsız olmaym»
Daha önce de söylediğimiz gibi araplar izin istemeyi ayıp sayıyorlardı ve bu onlarm cehaletindendi. Ne yazık ki bugün bile bizim toplumumuzda girmeye izin vermemek, her ne kadar özür dilense de ihanet ola^ rak anlaşılmakta ve bu cehaleti göstermektedir. Eğer bir kişi bir eve gider ve ev sahibi şimdi sizi kabul edecek zamanım yok derse bu cevaba danlmeıktadır. Dahası küser ve nerede otursa, ben filancanm kapışma kadar gittim de beni kabul etmedi diye, söylenir. Bu da bir anlayışsızlik ve cehalettir.
Biz bu konuda Kur’an’m emrini yerine getirmeliyiz. bu emri yerine getirmek bir çok güçlüklere katlanmayı ve rahatsızlıklan bizden uzaklaştırır. Bir takım yalanlar ve aynlıklam aramızda yaygınlaşmasmın nedeni işte bu yamhş davranış ve yersiz bekleyişlerdir.
Adamm biri önceden haber vermeksizin bir baş-kasmm kapısmı çalıyor ve ev sahibi onu kabul etmeye istekli değildir, örneğin, olabilir ki gerekli işleri vardır ve bu adamm gelmesi sıkıntılar doğuracaktır, ama diyor ki; söyleyin filanca evde değil ve gelen adam
genellikle bu yalanları anlar. Kendisi önceden zaman belirlemeksizin kabul edilmesini beklemekle haksızlık etmiş olur. Ev sahibi ise; özür dilerim şimdilik kabul edecek zamanım yok, diyecek kadar açıklık gösterememektedir. Ve eğer zamanım yok derse gelen adam, onun özrünü kabul edecek kadar anlayışa sahip olmadığından, fi^n adamın kapısının önüne kadar gittim beni kabul etmedi diye rahatsızlığmı ömrünün sonuna kadar orada burada söylenip duracaktır.
Bunun için böyle durumlarda hem yalan söylenmekte ve hem de rahatsızlık ortaya çıkmakta. Fakat, eğer Kur’an-ı Kerimin emrine uyulsa ne yalan söylenir ne de bir rahatsızlık belirtisi ortaya çıkar. Kur’an-ı Kerim şöyle buynruyor: «Yani size öğrettiğimiz bu davranış, sizin için daha temizdir.^*
«Yani Allah ne yaparsanız hepsini bilir.»
Burada merhum Ayetullah Brucerdi’ye ait hatırımda kalan bir olayı naklediyorum: Kum’da bulunduğum yıllardaydı, bir ara îran’m tanmmış hatiplerinden biri Kum’a geldi ve bir raslantı sonucu olacak ki onun bütün görüşmeleri benim odamda idi. Kum’da bulunduğu sıralarda adamın biri uygun olmayan bir zamanda Onu Ayetullah Brucerdi’nin evine götürmüştü. O zaman Ayetullah Brucerdi’nin ders saatine bir saat kalmıştı ve adet olduğu üzere Ayetullah Brucerdi o zaman konunım üzerinde düşünür ve kimseyi kabul etmezdi. Kapıyı vururleır ve hizmetçiye. Ayetullah Brucerdiye söyle filanca sizi görmeye gelmiş derler. Hizmetçi söyleneni ulaştırır ve geri dönerek şöyle den ‘Ben şimdilik konumun üzerinde düşünüyorum başka bir zaman gelsin dedi’ der. O muhterem kişi de geri döner ve aynı gün içinde kendi şehrine gider. Aym gün .\yetullah Brucerdi derste beni görünce ‘Dersten sonra filancayı görmek için sizin odanıza geleceğim' dedi. O kişi gitti, deyince şöyle konuştu: «O halde onu
görünce söyle ki: Beni görmeye geldiği zamanki durumum aynen senin konuşmayı eleştirmek için heLzır-iandıgm durum gibiydi. Gönlüm isterdik! o kişiyle konuşurken zihnim serbest olsım ve rahat sohbet edeyim. O kişi geldiğinde konu üzerinde düşünüyor ve derş için hazırlanıyordum.»
Bir süre sonra o kişiyi gördüm ve AyetuUah Bru-çerdi’nin özür isteğini ilettim ve bazı kişilerin vesvese yapmış olduklarını ve muhterem kişiye; ‘Sana hakaret edilmesi için kapı önünden çevrilmende kasıt vardı’ gibi sözler söylendiğini duyduğumu söyleyerek, Ayetul-lah Brucerdi, sizi görmek istiyordu. Ve hareket ettiğinizi öğrenince özür diledi dedim. Adamın verdiği cevap oldukça ilginçti. Şöyle dedi; «Bana bir zerre dokunmadığı bir yana tam tersine çok çok memnun bile oldum. AvrupalIların yersiz utanma ve çekinmelere kapılmamalan onların övülecek yönlerindendir. Ben o kişiden daha önce randevu almamıştım. Gaflet ederek uygun olmayan bir zamanda gitmiştim. ‘Şimdi işim var’ diyen bu alimin açıksözlülüğünden çok hoşlandım. Acaba bu mu daha iyiydi yoksa istemeyerek beni kabul etmesi ve sürekli olarak gönlünün rahatsız olması ve bu bela neydi üzerime indi, zamanımı aldı ve ders planımı bozdu demesi mi daha İ3iydi? Tam bir açık kalplilikle beni kabul etmediği için çok memnun oldum. Müslümanların taklid merciinin böyle açık kalpli, açık sözlü olması ne kadar da iyidir.»
Ayetlerin tefsirine dönelim: (29. Ayet). Bu ayeti kerimede istisnalar belirtilmiştir. Ayetten anlaşıldığı kadarıyla, izin almak konüsunda verilen emir, içinde otunılan evlere mahsustur. Yani insanların özel yaşantı yerleri ve tenha yerlerin sözkonusu olduğu, belli yerler anlatılmak istenmektedir. Ama böyle olmayan* gidiş-gelişin genel olduğu yerler başkalarına ait olsa da bu hükmün dışmdadır.
ömek olarak, bir pasaj, şirket veya bir mağazada işiniz olsa, kapı önünde durup giriş izni istemeniz gerekmez. Bunun gibi kapısı açık olan genel hamamlar da boyledir. Bu durumlarda izin almak gerekmez. Yine oturulmayan evlere işiniz olduğu zaman izin almaksızın girmenizde sakmca yoktur.
«Fiha metaon lakom» tamlamasmdan anlaşılan şudur ki, insanm bu gibi mekanlara girmesi işi olduğu zaman olmalı ve o mekanlarm sahipleri sıkıntıya sokulmamalıdır.
«Allah, açığa vurduğunuzu da bilir, gizlediğinizi de.» Birinin evine ve işyerine girdiğiniz zaman amaç ve niyetinizden haberdardır.
Bir sonraki ayet (29. Ayet)te şöyle buyuruluyor: -«Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakm-sınlar, ırzlarım korusunlar...
Ayn ve Basar
Bu ayeti kerimede basar kelimesinin çoğulu olan -«ebsar» kelimesi kullanılmıştır. «Basar» ve * Ayn» kelimeleri arasmdaki fark, aynen farsçadaki «çeşm» (göz) ve «dide» kelimeleri arasmdaki fark gibidir. Farsçası «çeşm» olan »Ayn» kelimesi yaptığı işe bakü-maksızm belli bir organa verilen isimdir. Ancak fars-.çası «dide» (gören) «basar», «görmek» (ebsar) işine mahsus olduğu için göz kelimesi yerine kullamimaktcu dır. Her ne kadar bu iki kelime bir organm adı olsa da. kullanışta farklıhk gösterirler. Sevgilisinin gözünün güzelliğini tanımlamak isteyen bir şair «dide» (basar kelimesini değil) göz kelimesini kullanır. Burada basar kelimesini kullanmak yersizdir. Çünkü burada gözün kendisine dikkat edilmekte, gözün, ela, yeşil olması ■üzerinde durulmaktadır. Fakat, eğer gözün eylemine
yani görmek işi üzerinde durulmak istenirse, basar kelimesi kullanılır. Üzerinde sözkonusu ettiğimiz ayeti kerimede gözün işine yani görme eylemine dikkat edildiği için «ebsar» kelimesi kullanılmakta «Uyun» kelimesi değil.
Gad ve Gamd (Gamdz ve Gadz)
Bu ayeti kerimede (30. Ayet) kullanılan kelimeler, den bir diğeri ise «yegudzuu» kelimesi olup «gadz» kö-kündendir. Gadz ve gamdz kelimelerinin her ikisi de göz konusunda kullanılmaktadır ve bazıları bu ikisini birbirleriyle karıştırırlar. Bu iki kelimenin anlamım da açıklamamız gerekir : Gamdz, göz kapaklarmı birbiri üzerine koymak anlammadır. Gözü ‘gamdz et' denilmesi vazgeç-göz3rum anlamma bir dolaylı anlatımdır ve ajm kelimesiyle birlikte kullanılmaktadır, basar kelimesiyle değil. Fakat gadz kelimesi konusunda ‘gadzz-ı basar’ yahut ‘gadzz-ı nazar veyahutta’ ‘gadzz-ı tarfe' denilmektedir. ‘Gadz’ azaltma, kısaltma, eksiltme anlamındadır ve ‘gadzz-ı basar' «bakışı» azaltmak anlammdadır. Kuranı Kerim Lokman suresinin 19. ayetinde Lokman’m dilinden şöyle diyor: Yani «sesini fazla çıkarma, sesini kısarak uygun konuş, yüksek sesle bağırma. Yine Hucurat suresinin 3. ayetinde şöyle buyuruyor: Yani; «Allah’m resulünün yanmda seslerini alçaltanlar, yani feryat etmeyenler öyle kişilerdir ki, Allah, onların gönüllerini takvayla smamıştır.»
Hind bin Kale’nin Resulu Ekrem’in (Sj^) nitelik ve dış görünüşünün özelliklerini belirten meşhur hadisinde şunlar yeralmaktadır: «Sevindiği zaman, gözlerini yan kapalı bir hale getirirdi. «Açıktır ki göz kapaklannı kapatarak karşısındakine bakıyordu anlamma değildirC*).
Merhum Meclisi bu cümle3â şöyle tefsir ediyor; Yani «göz kapağmı kırar ve başı aşağıya doğru sarkı-tırdı ve gözleri açmazdı. Böyle yapıyordu ki sevinçlilik" halinden uzak durabilsin. Normal olarak hislerine yenilen insanlar, sevinçli bir. durumla karşılaştıklarında elde olıhadan gözlerini oldukça açarlar ve kahkaha atarak, ağırbaşU ve vakarlı kişilerin aksine heyecana kapılırlar.
Hz. Ali (selamuUahi aleyh), kendi oğlu Muham-med bin Hanefiye’ye meşhur öğütünde, Cemel savaşında bayrağı ona verdiği zaman şöyle buyurdu; «Dağlar eğer yerinden kopsalar sen kendi yerinde kal, dişlerini biribiri üzerine bastır (böylece hışım ve gazap tahrik olsun) başmı Allah’a emanet et ve ayaklarım yere çivile». Hz. Ali aynı öğütünü şöyle sürdürüyordu. «Yani düşmanın en son noktasma kadar bak ve gözlerini topla.» (*)
Bunun gibi Hz. Ali (SelamuUahi Aleyh) savaşlarda ashabma genel taktikler verirken şöyle buyuruyor; «düşmanın teçhizatına olan bakışlarınızı azaltın ki böylece kalpler daha kuvvetli ve huzurlu olsun. Seslerinizi kısm ki böylece tembellik, güçsü2dük daha rahat uzak-laştınlsm.» (*)
Bütün bu anlatılanlardan şu sonuca varmeıktayız ki gadz-ı basar; bakışın azaltılması, dikkatle bakmamak, seyretmemek ve nazar atmamak anlamındadır.
(*) Nechul Belağa 11. hutbe ve Vasail 2. clld, mtabül Cihad s. 429). Açıktır ki burada amaç, gözlerini kapaması veya bakmaması değil. Burada anlatılmak istenen, belirli bir noktayı, özellikle
Mecma-i Beyan’ın sahibi, söz konusu ayete (Nur Suresi 30) atfen şöyle diyor: «Gadz kelimesinin asıl anlamı eksiltme ve azaltmadır. Yani, bu kök ses veya görmeye kıyaslandığı zaman, onu azalttı, eksiltti. Hu-curat suresi 3. ayetinin tefsirinde ise şöyle diyor: «Gadz’ı basere’nin anlamı keskin bakmayı (bakışlan) azalttı. Ragıp İsfahanı, ‘Müfredat-i Kur’an* adh kita-bmda bu kelimeye aym anlanu vermektedir.
Bunım için söz konusu ayette geçen söz ‘Bakışı azaltsmlar’ anlammdadır. Yani, şaşkm şaşkm (veya gö2derini bir noktaya dikerek) bakmasmlar ve Usul alimlerinin de3dşiyle, nazarları (bakışları) yüce olsun, bağımsız değil.
Bir zaman olur insanın, bir kişiye bakışı, baştan ayağa süzmek ve o kişinin kendisine dikkat etmek içindir. Şöyle ki onun elbisesinin dunımımu, nasıl süslenmiş olduğunu incelemek ister. Örnek olarak, elbisesini nasıl giydiğini, saçmı nasıl süslemiş olduğunu görmek ister. Fakat bazen bir kişiye bakılır ki, onunla konuşmak için yüz yüze durulmuştur ve konuşma bakmayı gerektirdiği için ona bakar. Bu türden bakışlar konuşmak için gerekli olduğu nedeni ile naz8u*-ı âli (konuşmaya yarayan bakış), fakat birinci tür bakış nazar-ı istiklali (bağımsız bakış) olarak adlandırılır. Öyleyse cümlenin anlamı şudur: Mü’minlere söyle ka-dmlara dikkatle bakmasmlar (onları süzmesinler) ve gözlerini otlatmasmlar (harama bakmaktan sakmsm-1ar.)
Şunu da eklemeliyiz ki, Gadz-ı Basar’ı, terk-i nazar (bakmamak) olarak almış olan bazı müfessirler, terk-i nazardan amacın, avret yeri olduğunu iddia ederler. Daha sonraki cümle de avret yerinin nazardan korunmasma işaret etmektedir. Ve yine fakihlerin söylemiş olduğu gibi, eğer 'Gadz-ı Basaır’dan amaç bakmayı tamamen terk etmek olarak alınsa, o zaman sey-
retmek ve lezzet almak amaayla olsun veya konuşmak için gerekli olan bakma olsun, bakışm neyle bağlantılı olduğu anılmamıştır.(*)
Ancak, eğer bizim kavradığımız gibi ‘Gadz-ı Başar’dan dikkatle bakmasınlar anlamı amaçlanıyorsa, yani konuşmak için gerekli bakmaya işaret ediliyor ve gözlerini otlatmamalan amaçlanıyorsa, ‘Gadz-ı Basar’ kesinlikle yaz ile ilgilidir. Çünkü gereklilikten doğan ihtiyaç da bu kadardır. Yüzden başkasma (ve belki bileğe kadar ellere bile) hatta ‘Gadz-ı Basar’ ile de olsa bakmak caiz değildir.
SETR-I AVRET
Bir sonraki cümlede şöyle buîrruluyor: (30. ayet) yani «Mü’min erkeklere söyle; ırzlarını korusunlar.» Mümkündür ki burada; namuslu olmaları ve namus-larmı olup bitenlerden korumaları, yani zina ve bunun benzeri kötü eylemlerden sakınmaları amaçlanmaktadır.
Ancak ilk İslam müfessirlerine göre bunım gibi ulaşan haberler ve hadislerden anlaşıldığı kadariyle, Kur’an-ı Kerimin neresinde ‘Hıfz-ı Fere’ geçse, bundan amaç zinadan korunmadır. Ancak bu iki ayette (30 ve-31. ayetler) nazardan, bakıştan korunma anlammadır. Ve Setr-i Avretin gerektiği amaçlanmaktadır. İster bu tefsiri alalım, ister hıfz-ı ferc’i mutlak namusluluk ve iffet olarak alalım her durumda setri avret konusunu kapsamaktadır.
Cahiliyyet devrinde araplar arasında setr-i avret adet değildi ve İslam onu farz kıldı. Bugünkü medenileşmiş dünyada batıklardan bir bölümü avretin açd
masını doğru bulmakta ve teşvik etmektedirler. Böy-lece dünya, bu açıdan tekrar cahiliyyet dönemindeki duruma sürüklenmektedir.
Bertrand Russell’in «Terbiye» adlı kitaplannd,an birinde «Mantıksız Ahlak» ve sözde ‘tabu ahlakı’ olarak nitelendirdiği şeylerden biri de avret yerini örtmek sorunudur. Russell şöyle diyor: «baba ve anneler, niçin kendi avret yerlerini çocuklarına karşı örtmekte ısrar etmektedirler? Bu ısrar .çocuklarda merak duygusunun tahrik olmasına neden olmaktadır. Eğer ana-baba cinsel organlarını gizli tutmaya ısrar etmezlerse, böyle bir yanlış merak görülmeyecektir. Ana-baba, avret yerlerini çocuklara göstermelidirler ki böylece çocuklar ne varsa ta baştan bilsinler» Bertrand Russell daha sonra şımlan ekliyor: «En azından bazı zamanlar, örneğin haftada bir defa, kırda veya hamamda so-yunmalı ve çocuklarm avret yerlerini görmesi sağlanmalıdır.
Bertrand Russell, avret yerlerini gizli tutma konusunu bir ‘tabu’ olarak nitelendirmektedir. «Tabu» sosyolojinin konularından olup korkunç ve mantıksız yasaklara denir. Vahşi milletler arasında görülmüş ve görülmektedir. Bertrand Russell gibilerine göre; bu-günl:ü medeni dünyada yaygın ahlak anlayışı bile ‘tabu’ ile doludur.
İlginçtir ki, insanlık medeniyet adma geriye gitmeye, yeniden vahşiliğe, barbarlığa dönmek istemektedir. Kur’an-ı Kerimde «el cahiliyyetululâ» geçmektedir. Belki de şunun içindir ki, eski cahili3ryetin ilk cahiliyyet olduğuna işaret edilmektedir. Ulaşan rivayetlerden bazılarına göre; «Satekune Cahiliyyetin uhra» ayetinin anlamı, yakında ayn bir cahiliyyet de ortaya çıkacaktır, şeklindedir.
Kur’an-ı Kerim setri avret emrinden hemen sonra Şöyle buyuruyor: «Bu onlar için daha j;emiz bir hare-
kettir.» Avret yerini örtmek bir tür beden ve ruh temizliğidir. Bunun için ki, insan sürekli olarak organların bayağılığıyla ilgili konulan düşünmesin.
Kur’an-ı Kerim, bir cümleyle bu eımelin felsefesini açıklamak isterken eski ve yeni cahiliyyet bağlılanna cevap olaraic bu yasaklarm mantıksız ve ‘tabu’ olarak nitelenemeyeceğini, onun etkilerine ve mantığına dikkat etmesi gerektiğini belirtiyor.
Daha sonda şöyle buyruluyor: «Şüphe yok ki Allah, ne yapsalar hepsinden haberdardır.»
Tarihte, bununla ilgili olarak Resulü Ekrem (sav) den nakledilen bir olay vardır. Resülü Ekrem (sav) şöyle buyuruyor : «Çocuklukta benim için bir kaç defa olaylar meydana geldi ve bir gaybi gücün, bir deruni memurun beni koruduğunu, beni bazı işler yapmamam için ahkoyduğunu hissettim. Bu cümleden olmak üzere; çocukluğumda çocuklarla oynuyordum. Bir gün Kureyş’ten birinin bina inşa işi vardı ve çocuklar, çocukluk durumu nedeniyle taş ve inşaat malzemelerini eteklerine ahp binanın yanma götürmekten hoşlanıyorlardı. Arapiarda adet olduğu üzere çocuklar üzerlerine uzun gömlekler giyerlerdi ve iç donları yoktu. Eteklerini yukarı kaldırdıklarında avret yerleri görünürdü, Eteğime bir taş almak için gittim tam eteğimi yukarı kaldırmak istediğimde sanki biri eliyle vurdu ve eteğiııü sahverdi. Bir kere daha eteğimi 3nıkan kaldırmak istediğimde yine öyle oldu ve anladımki bu işi yapmamalıyım.» (*)
Bir sonraki 31. ayette erkekler için anılan iki görevin —terki nazar ve namusluluk (avret yerini örtmek)— a3mısı kadmlar içinde anılmıştır.
(*) Ebü Hadld’in şerh-i Nechûl Belaga'sinde 190. hut.
Buradan çok açık bir şekilde ortaya çıktığı üzere bu emirlere U3mıak kadm veya erkek olsun insanm maslahatı içindir. Islamm kanunlan kadm ve erkek arasında farklıhk ve a3nılık sütunları üzerinde kurulmamıştır. Aksi taktirde bu görevlerin hepsi kadm için söylenmeli ve erkek için hiç bir görev konulmamahydı.
Eğer ‘örtünme’ görevinin sadece kadma ait olduğunu görüyorsak onun nedeni kadma ait olduğu içindir. Şöyle ki daha öncede hatırlattığımız gibi kadm cemal ve güzellik erkek ise tutkunluk simgesidir. Bunım için ancak kadma, kendisini göstermemesi, meydana koymaması söylenmelidir. Erkeğe değil. Bu yüzden erkeklere örtünmeleri emrolımmamasma rağmen, pratikte. evden dışan çıkarken kadmlardan daha örtülü olurlar. Çünkü, erkek bakmak ve göz otlatmak eğilimindedir, kendini göstermeye değil. Tam tersine kadm ise daha çok gösterişe eğilimlidir, bakmaya ve göz otlatmaya değil. Erkeğin bakmaya eğilimli olması, kadım gösterişe daha fazla tahrik etmektedir ve kadm-larda bakma isteği daha az olduğu için, erkeklerdeki kendini gösterme isteği daha azdır. Ve bunun için ‘süslenme’ ziynete başvurma kadınlarm özelliklerin-dendir.
. Bir sonraki cümlede (31. Ayet) arapçadaki ‘Ziynet’ kelimesi, süs kelimesinin karşılığıdır. Süs, mücevher, altmdan eşyalar bedenden ayn olan ziynetlere denildiği gibi hem de sürme ve boya gibi bedene sürülmüş süslemeleri de kapsamma alır. Bu emirden anlaşılan şu ki kadmlar, kendi süs ve makyajlarını göstermesinler. Daha sonra bu görev için iki istisna smılmış olup, şimdi her ikisini
Yani «Crörûnen, açığa çıkan zi3metlerin dışında.» Bu açıklamadan yararlanılarak denilebilir ki, kadmm ziynetleri iki çeşittir. Birincisi açıkta olan ziynetler, ötekisi ise kadının bilerek ve kasti olarak göstermek istemediği gizli kalan ziynetleridir. Birinci türden ziyneti kapamak örtmek farz değildir. Ancak ikinci türden ziynetleri örtmek farzdır. Burada karşılaştığımız sorun gizli ve görünen ziynetin hangisi olduğu konusudur.
Bu istisna konusunda önceki zamanlarda sahabelerden, tabiinden ve imamlardan (a.s) açıklamalar isteniyordu. Ve onlara cevap verilmiştir. Mecma-il Beyan tefsirinde şöyle diyor: «Bu istisna konusunda üç görüş vardır: Birincisi; görünen, açık olan zi3metten amacım elbiseler, (dış elbiseler) ve gizli ziynetlâ^ten amacım ise halhal, küı>e ve bilezik olduğudur. Bu söz, tanınmış sahabelerden biri olan îbn-i Mesut’dan nakledilmiştir.
İkinci söze göre; görünen, zahiri ziynetten amaç sürme, 3dizük ve ten boyasıdır. Yani yüzde ve bileğe kadar iki elde bulunan ziynetlerdir. Bu söz îbni Ab-basa aittir.
Üçüncü söze göre; Görünen, açık olan zi3metten amaç yüz ve bileğe kadar ellerin kendisidir. Bu söz Dahhak ve Ata’ya aittir.
Safi tefsirinde bu cümle hakkmda, masum imamlardan bir çok rivayet nakledilmekte olup, bunları dcu ha sonra açıklayacağız.
Keşşaf, tefsirinde şöyle diyor: «Ziynet, kadmm kendini onlarla süslediği altmdan eşyalar, sürme ve boya gibi şeylerden ibarettir. Açık olan zi3metler, görülmesinde bir sakınca olmayan yüzük, halka, sürme
ve boya gibi şeylerdir. Ama kola ve aya^a takılan bilezik. kol takısı, gerdanlık, taç, kemer, küpe gibi gizli ziynetlerden olanların ayeti kerimede anılan kimselerden başkasına görülmeyecek şekilde örtülmesi gerekir.
Yine şöyle diyor : Ayeti kerimede, görülmeyen ziynetlerin örtülmesi söz konusu edilmektedir, onların bedende bulundukları yerler değil. Bu, bedenin dirsek, baldır, kol. boyun, baş, göğüs ve kulak gibi kısımlarmı görünmeyecek bir şekilde örtünmesinin gereğini belirlemek içindir.»
Keşşaf tefsirinin sahibi olan, bu arada, kadınm saçlanna eklenen takma saçlarm hükmü hakkında ve peruk, görülen ziynetin yerinin belirlenme konusu üzerinde durarak sürme, boya, alhk, yüzük ve halka gibi görünen zi3metler ile yüz ve iki el gibi onlarm bulundukları yerlerin istisna tutulmasmm hikmeti nedir? Sorusunu şöyle cevaplandırıyor:
«Hikmeti, felsefesi şuradadır ki, bunlarm üzerini örtmek kadm için sıkıntılı ve zor bir iştir. îki eline de eşya alan veya iki eliyle de eşya taşıyan kadınm yüzünü açmaktan başka çaresi yoktur. Özellikle şahitlik yaparken yargılanırken, evlenirken başka çaresi yoktur. Sokaklarda yürürken ister istemez ayak bileğinden aşağısı yani adımlan belli olmaktadır, özellikle fakir kadmlar (mümkündür ki çorap ve ayakkabüan ol-masm) ve» anlatılmak istenen: «Eğer adet olduğu üzere ve doğal olarak açık ise. îlke olarak açık olması gerekiyorsa, o müstesna.»
Keşşaf tefsirinin sahibi burada ikinci istisnauım (mahremler) hikmetini araştırmaya koyuluyor. Daha sonra, kadınlarm bu ayetlerin nüzulundan önceki durumlarına değinerek şunlan söylüyor : Yakalan geniş ve açıktı. Boyun, göğüs ve göğüslerinin etrafı görünüyordu. Başörtülerinin eteğini adet olduğu üzere başm
arkasına atarlardı ve sonuçta boynun bazı kısımları, kulak memeleri ve göğüs görünürdü.
Fahr Razi, tefsir-i Kebirde ziynet kelimesinin s£u dece yapay güzelliklere mi denildiğini, yoksa doğal güzellikleri de kapsayıp kapsamayacağı konusu üzerinde durduktan sonra kendisi ikinci şıkkı seçiyor ve şöyle diyor:
-«Gaffal gibilerinin görüşüne göre,* bundan anlaşılan doğal güzelliklerdir, görünen ziynetler kadınlarda çehre ve bileklere kadar iki el, erkeklerde ise Geffal'm görüşüne göre; yıiz ve iki elin bileğe kadar açık olması izni, toplumsal ilişkilerde bulunmada gerekliliği olduğu içindir ve İslam kanunları kolaylık ve uygulanabilirlik açısından iki elin kapatılmasmı farz kılmamış-tır... Ama ziyneti yapay süslemeler olarak alan grup, görünen zi3metle yüz ve ellerde bulunan ruj, boya, vesme (kaşlara sürülen boya) ve yüzük cinsinden ziynetlerin amaçlandığmı söylemişlerdir. Bu istisnanm nedeni ise bunları örtmenin kadın için zor olmasıdır. Kadm elleriyle eşya taşımak zorundadır ve a3rnca şahadet makammda (şahitlik) mahkemede ve evlenme anmda yüzünü açmaya mecburdur.»
Bu istisna konusu imamlardan (a.s) çok sorulmuş ve onlar cevap vermişlerdir. Hadis kitaplarından nak^ ledeceğimiz rivayetlerin birçoğu Safi tefsirinde de nakledilmiştir. Şia’nm bu konudaki rivayetlerinde görünen bir ihtilaf yoktur. Rivayetler şöyle:
İmam Muhammed-Bakır (s.a) (5. imam) şöyle buyurdu ; Görünen ziîmet; elbise, sürme, yüzük, ellerdeki boya ve bilezikten ibarettir. Daha sonra şöyle buyurdu; Zi3met üç türlüdür; Birincisi, bütün halk içindir ve andığımız o idi. İkincisi mahremler içindir ve o gerdanlık yerinden 301 kan, bezubent (kol askısı) yerinden aşağı ve halhal’dan (ayak bileğine takılan bilezik) aşağısıdır. Üçûncûsû, kadmm kocasma ait zijTiettir ve o kadınm bedeninin tamamıdır. (*)2
Ebu Basir, İmam Cafes-i Sadık (s.a)’ten «illa ma-zeher»in tefsiri hakkında sorduğumda şöyle dediğini naklediyor: Yüzük ve bilezikten ibarettir.
Kendisi bir şii olan ravi şöyle diyor; Hz. İmam Ca-fer-i Sadık (s.a) ’ten şunu sordum; Erkek için, kadmm bedeninin hangi kısımlanna bakması caizdir, eğer erkek mahrem değilse? Şöyle buyurdu: Yüz, bileğe kadar iki el ve İki ayak. (*)^.
Bu rivayet, 3tüz ve bileğe kadar ellere bakmanm yasak olmadığı hükmünü içermektedir, yoksa onları örtmenin gerekmediği hükmünü değil. Bunlar biribi-rinden ayn iki sorundur. Fakat daha sonra değineceğimiz gibi daha çok eleştiri bakmanın yasak olmadığı, bakmaya cevaz verildiği üzerindedir yoksa örtmenin farzolmadığı konusunda değil. Eğer eller ve yüze bak-
(*)2 Safi tefsiri - Nur Suresi 31. Ayet üzerine. Ali bin İbrahim Gami'den naklen.
îlk Halife Ebubekir’in kızı Esma, Resulü Ekrem (s.a.v)’in evine geldiğrinde ince ve bedeni gösteren elbiseler gijTnişti. Resulü Ekrem yüzünü ondan çevirdi ve şöyle buyurdu : «Ey Esma, buluğ çağma erdiği andan itibaren kadmın bedeninden herhangi bir $e3dn görülmesi doğru değildir, sadece bu ve bımdan başka, diyerek kendi yü.z ve bilekten aşağı eline işaret etti. Bu rivayet îbn-i Abbas, Dahhak ve Ata’nm görüşüne de uygundur. Ama görünen ziynetten amacm elbise olduğunu iddia eden İbn-i Mes’ud’un görüşüne uygım değildir. (*) 5
Asimda İbni Mesudım görüşü tevil edilebilir cinsten değil, çünkü elbise kendiliğinden görünen, dış elbisenin, iç elbise değil. Bu durumda kadmlar, dış elbiselerinin haricinde kendi zİ3metlerini göstermesinler demenin bir .anlamı yoktur. Dış elbiselerin kapatılma-sma imkan yok ki istisna olsım. Oysa, îbni Abbas, Dahhak ve Ata’nm sözlerinde ve Şia - îmamiyenin rivayetlerinde açıklanan şeyler örtünme veya örtünmeme emri türündendir.
Her durumda da bütün bu rivayetlerden anlaşıldığı üzere, kadın için yüz ve bileklerine kadar ellerini örtmek farz değildir. Hatta sürme ve boya gibi, —ka-dmm normalde kullandığı— vücudım bu kısımlarında bulunan alışılagelmiş süslemelerin görünür olmasmda bir sakmca yoktur.
Burada şu konuyu açıklamalıyım ki, ben bu sorunu kendi görüşüme göre açıklıyor ve kendi yorumumu anlatıyorum. Fakat beyler ve hanımlardan her biri hangi müştehidi taklit ediyorlarsa, yani
larda uydukları kendi taklid merciinin fetvasma tabi olmalıdırlar. Benim söyledig:im, taklid merci olan bazı şahısların fetvalarıyla uygun düşmektedir ve olabilir ki bazı taklit mercilerin mûştehidleriyle a3mı olmayabilir (elbette muhalif fetva yoktur ve olanlar ise ihtiyat gözetmişlerdir, tam sarih fetva debidir) bu konudan amacım, sizin îslami metinlerle daha yakından tanışmanız ve savlam bir mantık yoluyla, îslamla donatılmış donanmış olmanızdır.
Hepimizin bildiği gibi, bugün kendi yanhşlarmı ‘aydmiık’ olarak tanıtan toplumun büyük bir tabakası, kadmla ilgili sorunlarda, İslama kötümser bir gözle bakmaktadır. îslamın ne dediğini bilmiyorlar ( îslamın toplumsal felsefesiyle tanışık değillerdir ve böylece onların kötümser oluşları da yüzde yüz temelden yoksundur, Bu grup, şehvani arzularına uyarak sadece hicab ve namusa karşı değillerdir, tam tersine îslami hicab ve onun mantığıyla tanışık olmadıkları için bunun bir hurafe ve insanhğm mutsuzluğuna neden olan bir emir olduğuna inanmışlardır. Bu düşüncenin kendisi, onların îslarpdan uzaklaşmasma, yabancılaşmalarma ve hatta îslamdan çıkmalarma neden olmuştur.
Eğer sorun sadece amel etmemek ve şehvani arzulara boyun eğmek olsaydı çözümlenmesi kolay olurdu. Komi, îslami iman ve imansızhk sorunudur. Siz, îslam toplumunda sosyal düzenin felsefe ve mantığıyla yalandan tanış^ olmalısmız ki bu kişilerle karşılaştığınızda onlarm cevabmı rahatlıkla verebilesiniz.
Şurası açıktır ki, sadece ameli risaleleri (ilmehal-leri) okumak ve bu konuda verilmiş fetvalarm metinlerini bilmek yetmemektedir. Delil .getirmek konusu hem nakletme açısmdan hem de
Kadın kendi mahremlerine karşı hangi smıra kadar örtüsüz olmama haJtkma sahip oldu^ konusunda, çeşitli rivayet ve fetvalar vardır. Bir kısım rivayetlerden çıkarılan yorumlara ve bunlara uygun olarak fa-kihlerden^ bazılarının vermiş oldukları fetvalara göre; kadın .kocası dışmdalû mahremleri yanmda göbekten dizine kadar örtünmek zorundadır.
ÖRTÜNMENİN NİTELİĞİ
Bu istisnadan sonra yine ayeti kerimede (31. ayet) şu cümle yer alıyor: *Ve örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzad omuzlarından aşağıya doğru salsınlar.» Elbette baş örtüsünün özellikleri anılmıyor. Amaç başı, boynu ve omuzlan örtmektir. Daha önce Keşşaf tefsirinden naklettiğimiz gibi —başkalan da böyle söylemişlerdir— arap kadınlan adet olduğu üzere omuzla-nnı açık bırakan gömlekler giyerlerdi ve bo3mun etrafıyla göğüslerini örtmezlerdi. Başlan üzerine attıklan başörtülerini ise başm arka kısmmdan aşağı sarkıtır-lardı. Aynen arap erkekleri arasmda şimdi adet olduğu gibi. İster istemez kulaklar, kulak memeleri, küpeler, göğsün ön tarafı ve boyun açıktı ve görünüyordu. Bu ayeti kerimede, başörtülerin sallanan kısımlarmı göğsün iki tarafma ve omuzlarına atmalan emredilerek böylece bedenin anılan kısımlannın kapatılması gerektiği amaçlanıyor.
Ibni Abbas bu cümlenin tefsirinde şöyle diyor: Yani «kadın saçmı, göğsünü, bo3munun etrafmı ve gırt-lağmı örtmelidir. (*)
Bu ayeti kerime örtünmenin smırlarmı açıkça ortaya koymaktadır. Bu ayeti kerimenin tefsirinde Ehli
sünnet ve Şia aşandaki hadise3d rivayet etmektedir. 1er:
«Medine’de havanm sıcak oldugru bir gün genç ve güzel bir kadın adet olduğu üzere başörtüsünü bo3mu, nun üzerine atmış, bo3mımun etrafı ve kulak memeleri açık olduğu bir halde sokaktan geçiyordu. Resulu Ek remin (sav) sahabelerinden bir erkek de karşı taraftan geliyordu o fevkalade manzara onun bakışlarmı celbet miş kadını seyretmeye o kadar dalmıştı ki etrafmdaki. lerden gafil bir duruma gelmiş ve kendi önüne bakmıyordu. Kadm bir sokağa girerken genç erkek, hala gözleriyle onu takip ediyordu. Tam yürümeye devam ederken duvardan dışarı çıkmış bir kemik veya şişe 3nûzüne değdi ve jnûzünü yaraladı. Kendine geldiği zaman ba-şmdan ve yüzünden kan aktığını gördü ve bu halde Resulu Ekremin (sav) huzuruna vararak macerayı anlattı tam bu sırada ayeti kerime nazil oldu. (*).
Tefsiri Safi ve Tefsiri Darül menşür Siyuti, cilt 5, sf. 40 bu ayet çevresinde.) Burada şu nokta hatırla-tılmahdır ki, bu hadis normal olarak kulak memelerinin ve kadmın boynunım etrafmm açık olmasmdan, şehvetli bakışlardan sozetmekte ve özellikle erkek amaçlanmaktadır. Muhaddis ve müfessirlerin kitaplarında Nur suresi 30. «ayetinin nazil olmasıyla ilgili olarak alınmaktadır. Ve ilk bakışta» Nur 31. ayetiyle ilgili olmadığı sanılmaktadır. Fakat şu nokta gözönüne alınmalıdır ki bu iki ayet birlikte nazil olmuşlardır. A3mı zamanda birinci ayeti kerime (30. ayet) bakış konusunda erkeğin görevini açıklığa kavuşturmakta, ikinci ayeti kerime (31. ayet) ise. anlaşıldığı üzere kadmm görevini ortaya koymaktadır. Görünüşte bu nedenden olacak ki, Safi tefsirinde bu hadis ikinci ayeti kerimenin tefsirinde nakledilmiştir. Bizim bu hadisi burada delil olarak göstermemizde işte bu temel üzerinedir.
«Darb* ve «Ala» kelimelerinden oluşan tamlamanın anlamı, bir şeyi başka bir şey üzerine koymak, b;. Takmaktır. Şöyle ki bir örtü veya üzerine çekmek an-lammdadır. Keşşaf tefsirinde şöyle deniliyor. Yani, ‘aynen elimi duvar üzerine koydum dememiz gibi bir anlam taşır*.
Aym bunun gibi Keşşaf tefsirinde Kehf suresinin II. ayetinin tefsirinde de bu kelime tamlaması geçmelu tedir. Ayetin tefsirinde şöyle deniliyor: «Onlarm kulak, lanna öyle bir perde çektik ki hiç bir şey duymasınlar.»
Tefsir-i Mecma-il Beyan da söz konusu ayetin tef. şirinde şöyle deniliyor:
«Kadmlar ba.^örtülerini göğüsleri üzerine atmak ve boylece boyunların etrafını kapatmak için memur oldular. Söylendiğine göre önceleri başörtülerinin eteklerini başlannm arkasma atıyorlardı. Ve göğüsleri görülüyordu. ‘Cuyup’ (yakalar) kelimesi, göğüsler yerine dolaylı olarak kullanılmıştır. Çünkü göğüsleri kapatan yakalardır. Denildiğine göre bu emir; kadmlarm kendi saçlarmı, küpelerini ve boyunlarını örtmek için kullanılmıştır. İbni Ab bas bu ayet çerçevesinde şöyle demiştir: Kadın kendi saçmı, göğsünü, boynunun çevresini ve boğazmın altım örtmek zorundadır.»
Safi tefsirinde de «ve leyednbne behomrehinne ala cuyubehinne» bu cümle anıldıktan sonra şöyle deniliyor: -Boyunların kapatılması için».
Her durumda da. bu ayeti kerime, tam bir açıklıkla gerekli olan r>rtünmenm sınırlarını ortaya koymaktadır, Ehli sünnet ve Şia tefsir ve rivayetleri sorunu açıklığa kavuvLurmakta ve ayeti kerimenin anlamında hiç bir şüph<r bırakmayacak bir şekilde açıklamaktadır.
Birinci istisna, bütün fertler için görünür olması caiz olan ziynetlerin bir bölümünü açıklığa kavuşturdu. Ama ikinci istisna belli kişilerin ismini getiriyor ve onlar için kesin bir şekilde ziynetlerin gösterilmesinin caiz olduğunu belirtiyor. Birinci istisnada istisna konusu, çerçeve açısmdan (bakılması caiz olan) daka dar ve içine aldığı fertler açısından daha geniştir. İkinci istisnada ise tam bunun tersidir.
İkinci istisnada adlan geçen kişilerin çoğu, fıkıh ıstılahında mahremler olarak bilinen grup olup şunlardır :
—Kocaları
—Babalan
—Kocalannm babalan
—Oğullan
—Kocalannm oğullan (üvey oğullan)
—Erkek kardeşleri
—Erkek kardeşlerinin oğullan
—Kız kardeşlerinin oğullan
—Kadınlar
—(Kendi mallan olan) Köleleri
—Erkeklikten kesilmiş veya kudreti olmayan erkekler
—Henüz kadınlarm gizli durumlarma vakıf olmayan veya zina yapacak gücü olmayan erkek çocuklar.
Yakarıda anılan maddelerden sadece son üzerinde sözedilmeğe değer niteliktedir,
— Kadınlar
dördü.
Bu kelime üzerinde üç ihtimal verilmiş bulunuyor. 1 — Burada belirtilmek istenen mûslüman kadm-
iardır. Bu görüşe göre ayeti kerimeden müslüman olmayan kadınlar, namahremdir ve müslüman kadının* kendisini onlara karşı örtmesi gerektiği anlaşılır.
2— Burada belirtilmek istenen, ister müslüman isterse müslüman olmayan olsun bütün kadmlar.
3— Burada belirtilmek istenen kadınlar, hizmetçi kadınlar gibi evde bulunan kadmlardır. Bu tefsirden anlaşıldığı kadarıyla her kadın, ev içinde bulunanlarm dışmda bütün diğer kadınlara namahremdir. Bu ihti--mal tamamen reddedilmektedir. Çünkü İslamm karşı çıkılmayan ve gerekliliğinden biri kadının kadma mahrem olduğudur.
İkinci ihtimalde zayıftır. Çünkü bu ihtimalde ‘Nisa’ kelimesine yapılan ‘Hünne’ zamiri gereksiz olacaktır. Oysa birinci ihtimalde ise bu zamirin eklenişinden amaç kafir hanımları hariç tutmak olacaktır.
Gerçek şudur ki. birinci ihtimal en kuvvetli ihtimaldir ve buna uygun olarak gelen rivayetlerde müs-lûman kadının yahudi ve hristiyan kadınlar yanmda çıplak bulunması yasaklanmıştır. Bu rivayetlerde, müslüman olmayan kadınların, müslüman kadınların güzelliklerini kocalarına ve kardeşlerine tarif etmelerinin mümkün olması ihtimaline dayandırılmıştır.
Burada ayrı bir sorunun karşımıza çıktığma dikkat edilmelidir. O da şudur ki. başka bir kadımn güzelliklerini kendi kocasına tarif etmesi, anlatması hiçbir müslüman kadma caiz değildir. Bu görevin varlığı müslüman kadınların birbirlerine karşı görevlerini ortaya ko3nnaktadır. Fakat müslüman olmayan kadmlar konusunda emin olunamaz, onların müslüman ka-dınlann durumlarını kendi erkeklerine açıklamaları mümkündür. Ve bunun için müslüman kadınlardan, müslüman olmayan kadmlara karşı örtünmeleri istenmiştir. Ancak müslüman kadmlar, müslüman olma-
yan kadınlara ziynet ve güzelliklerini göstermelerinin haram oldu|:u. ayeti kerimede tam bir açıklıkla belirtilmemiştir. Bunım için başka delillere dayandırılarak bu amelin mekruh oldu^ru söylenebilir. Fakihler bu so-run üzerinde genel olarak kadının müslüman olmayan kadınlara karşı örtünmesinin gerektig:ini kabul etmez ve sadece örtünmemenin uygunsuzlu^runa ilişkin fetva verirler.
B — Köleler ve Sahip olunanlar
Bu cümlede iki ihtimal vardır; birinci İhtimale göre, belirtilmek istenen kadm köleler (cariyeleridir, ikinci ihtimale göre ise genel olarak köle belirtilmek isteniyor ve bu erkek köleleri de kapsamaktadır. Burada da rivayetler ikinci şıkkı doğrulamaktadır, ancak fakihlerin fetvaları ommla uyum sağlamamaktadır.
Rivayet edildiğime göre Irak halkmdan bir adam —biranla komşu oldukları nedeniyle bu konularda daha çok bağnaz idiler— Medineye geldi ve îmam Car-fer-i Sadık hazretlerini ziyaret etti. Bir konuşmada söz, Medineli erkeklerden açılınca Iraklı adam karşı çıktı ve şöyle söyledi: Bunlar kadmlarmı kölelerinin eşliğinde gönderiyorlar ve ister istemez kadınlar binecekleri zaman (ata veya deveye) kölelerin yardımıyla biniyorlar, örneğin ellerini kölelerin omuzlarma koyarak biniyorlar. îmam Cafer-i Sadık (s.a) bımun bir sakm-cası olmadığını söyledi ve o sırada, bu anlamı doğrulayan Ahzab suresinin 55. ayetini okudu: «Kadmlara; babalarına, oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarma, kız kardeşlerinin oğullarına, kadınlara ve sahip oldukları kölelere karşı bir vebal yoktur. (*).
Genel olarak erkek olsun, kadın olsım kölelere, İslama göre birçok hükümlerde istisnalar vardır, öme-
ğtn 6nünm« vt i«yfi gdtt«rm«k açiiindan caziyelerle liwj kadmltJ arasında fark vardır Csurlyelere başlarını far» daltildır Oysaki hür kadınlar başlarını dua#lı torundadır Obrunûşı« bunun nedeni, onların {utnısi-p oluşlarıdır Bunun için kölelerin de böyle is-UMialara sahip olmaları mümkündür.
F*ka! daha öno» d« •öyltdidinılz gibi fakihlerin fi4ra.arms göre bu hûküm Lhumal dıgıdır. Ama öte *Auma tnaleket tyma nuhunne» cümlesini sa. canyalere mal etmekte çok uzak bir İhtimaldir.
tğm l^emîuk’ (kölel ifiifnasını sadece caıiye-jfTif Sınırlamak istersek o zaman hür kadmlann bir-bin<rme kayıtta şarua mahrem olduklarını fakat ca--‘vMfsfia hür kadınlara mahrem oiroadıklannu ancak kadar ki hur kadınlar canyelerln sahibi olurlarsa mabrraı olaoakJannı eöylemema gerekir. Eğer bu ko. nm faiuhlenn bir çolhınun can ye içm örtünmenin haua yabano erkekler kamısinda bile vmdp olmadı^. m iMûs verdikleri fetvayı da eklersek^ sonuçta çok bir dunun onaya çıkacaktır Çünkü sonuçta ca> fi# bsubr «raeaJert mahrem ve hür kadınlar cariye-kes namahrem olacaklarttır Tanı canyt tam bir erkek ^ prtpsr Clbetıa böyle bir fty do^ delildir.
Bir başka grup ise, ayeti kerimenin kapsamını da. hada geniş tutmuş, fakir ve miskinlerin de buna da» hil olduklarını söylemişlerdir. Yani özel durumlan ve içinde bulundukları şartlar onların bu alemde (cinsi arzular içinde) olmadıklarını gerektirdiği ileri sürülerek şöyle denilmekte: Ekme^ için didinip duran, bir lokma ekmek peşinde koşan biri —özellikle o ikisi arasında bulunan sınıf farklılığı göz önüne almdığmda— hiçbir zaman cinsi problemleri bulunmayacaktır.
Fakat, ayeti kerimenin kapsamını bu ölçüde geniş tutmak çok uzak bir ihtimaldir. Anlaşıldığı kadarıyla belirtilmek istenen birinci sınıftır. Eğer kapsamı daha çok genişletmek istersek ayeti kerimenin bu hükmünün ikinci sınıfı da kapsadığım söylememiz gerekir.
D — Henüz kadmlann gizli durumlarma vakıf olmayan veya zina yapacak gücü olmayan çocuklar.
Bu kısımda iki türlü tefsir edilebilir, «lemyezhenı* kelimesi «zuhur» kökünden olup «ala* kelimesiyle geçişli fiil durumuna getirilmiştir. Bu iki kelimeden oluşan tamlamanın haberdar olmak, bilmek anlamma geleceği mümkün. O zaman şu anlam ortaya çıkıyor-. Kadmlann gizli durumlarmı bilmeyen, bu durumlara vakıf olmayan çocuklar... «Galebe ve iktidar» kavra-mmı vermesi de mümkündür ki bu durumda anlam şöyle olur: Kadmlann gizli durumlanndan yararlanabilecek gücü olmayan erkek çocuklar.
Birinci ihtimalde, bu gibi konulan anlayabilecek güce sahip olmayan, ayırma gücünden yoksun erkek çocuklar belirtilmek isteniyor. Ama ikinci ihtimalde, cinsi konularda gücü olmayan yani baliğ olmayan erkek çocuklar —anlayabilme gücüne sahip olsalar bile— amaçlanmsLktadır. İkinci ihtimalde her şeyi anlayan buluğ çağına yaklaşmış ama baliğ olmayan erkek çocuklar istisnalann dışmda tutulmaktadır. Fakihlerin fet-valan da ikinci ihtimaideki tefsire uygundur.
Ayeti kerimenin (Nur. 31) devamında şöyle buyuruluyor: «Kadmlar, gizli ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.»
Arap kadınları adet oldu^n üzere ayaklarına halka (altın veya gümüşten bilezik gibi) takarlardı ve ayaklarında kıymetli halkalar oldu|runu bildirmek için ayaklarını sertçe yere vururlardı. Ayeti kerime bu hareketi de yasakladı.
Bu emirden, keskin kokular kullanma ve yüzde bakışı celbeden süslemeler gibi, erkeklerin dikkatini çekmeye neden olan her şeyin yasak oldu|ru anlaşılabil-mektedir. Genel olarak söylenebilir ki kadın toplumsal ilişkilerde namahrem erkeklerin dikkatini çekecek, onları tahrik edecek işlerden kaçınmak zorundadır.
Ayeti kerimenin son cümlesi ise şöyledir: «Hepiniz Allah’a yönelin, olur ki kurtuluşa erersiniz.» Bu Kuranı kerimin âdeti olup, buyrukların sonunda sürekli olarak halkı, Allah’a yöneltmektedir ki, O’mm emirlerini yerine getirmede ihmalkarlık, hafiflik göstermesinler.
BAŞKA AYETLER
Nur suresinin 58, 59 ve 60. ayetleri de bu konuyla ilgilidir. Bu ayetlerin tefsirini de anacağız.
«Ey inananlar, malınız olan köle ve cariyelerle sizden olup henüz erginlik çağına girmemiş çocuklar ya~ nımza gelirken üç vakitte izin alsmlar sizden: Sabah namazmdan önce, öğle sıcağında elbisenizi soyduğunuz zaman ve yatsı namazmdan sonra (ki yatmaya hazırlanıyorsunuz) *, bu üç zaman, yalnız kalma zamanıdır size. Bu zamanlardan başka zamanlarda yanınıza izinsiz girerlerse ne sizin için suç var, ne de onIzıra ve birbirinizi dolaşabilirsiniz. Allah, ayetlerini (delillerini) böyle apaçık bildirmede size ve Allah, herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nur 58).
*Ve çocuklarınız erginlik çağma girince, aynen başkalan gibi yanmıza gelirken giriş izni almalan ge* rekir. Allah, ayetlerini (delillerini) böylece açıklamaktadır size ve Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.» (Nur 59).
• Nikah ümidi kalmamış, kadmhk halinden kesilmiş kadmlar, ziynetlerini (süslerini) göstermemek şartıyla dış elbiselerini çıkarırlarsa onlara suç yok; fakat giyerlerse, bu daha da hayırhdır, onlara ve Allah, herşeyi duyar, bilir. (Nur 60).
Bu ayetlerde biri, başkalarmm odasma girerken izin almak kuralı üzerine ve ötekisi kadmlarm örtünmesi konusunda olmak üzere iki istisna anılmıştır. Bi-rinci ve ikinci ayetler (58, 59) birinci istisna, üçüncü ayeti kerime (60) ise ikinci istisna çerçevesindedir.
Daha önce bu hüküm üzerinde durmuş ve demiştik ki, başkalarma ait yalnız kalma yerlerine girmek isteyen herkes, önceden bu isteğini bildirmeli ve izin almalıdır. Ve hatta en yakın mahremlerin örneğin, erkek çocuğun annesine karşı ve babanm kız çocuğuna karşı bu hükme uymasmın ,gerekli olduğunu belirtmiştik. Bu ayetlerde, iki grup bu hükmün dışmda tutulmuştur. Bu iki istisnai grup için izin almak yalnız üç zamanda gerekli görülmekte ve diğer zamanlarda bu iki grubun giriş izni alması gerekli görülmemektedir. Bu iki grup şımlardır
Bu üç zamanda kadın veya erkek adet olduğu üzere normal olmayan elbiseler içindedirler. Çünkü, ya uykudan yeni kalkmışlardır (sabah namazmdan önce) ya yatmaya gitmek istemektedirler (yatsı namazmdan sonra) veya dinlenme halindedirler (öğle zamam) ve bunun için genel olarak gece elbiselerini giyerler. Böyle zamanlarda köleler ve erginlik çağma gelmemiş erkek çocuklar, odaya girmek için izin istemelidirler. Fakat bu zamanlarm dışmda, sık sık gidip gelmelere ihtiyaç olduğu için izin almalan gerekmemektedir. Bu ayetlerde üç noktaya dikkat çekilmektedir:
1 — EUezine meleket eymanokom» müzekkerin çoğulu için olan ‘ellezin’ «ki» ilgi edatı ile birlikte anılmıştır. Tefsir ve rivayetlerde açıklanmış olduğu gibi kesinlikle erkek köleleri içine almaktadır. Bu cümleyle ilgili olarak Usul-u Kafi’de İmam Caferi Sadık hazretlerinden bir rivayet nakledilmektedir. Yani, «bu hüküm (üç zamanda izin istemek) erkek kölelere aittir. Cariyeler de izin almalı mıdırlar? diye sorulunca şöyle buyurdu: Ha3ur, normal olarak gelirler ve giderler.» (*)
Kölelerin bu üç zaman dışmda izin almaksızm ka-dmın odasma girmeye haklan olması, kölelerin de istisnai bir duruma sahip olduklarmı gösteriyor. Ve bu bile daha önce örtünme ayetinde tefsir ettiğimiz «ma-meleket eîananuhunne» cümlesinin erkek hizmetçileri (köleleri) de içine aldığma ilişkin kuvvetli bir delildir. Hatta şimdi üzerinde sözettiğimiz ayeti kerimede «Meleket eymanokom» (müzekker zamir) deyimi kullanılmıştır. Yani hizmetçi de, kadmın kendi kölesi olma şartı da aranmamaktadır. Şimdiki durumda kölelik adeti ortadan kaldınlmıştır, köle diye bir şey yoktur ve bu konular üzerinde fazla durmak, sonucu olmayan konulardır diyerek bütün bunlara karşı çıkılmamalı. dır. Çünkü birincisi, İslamın bu sorunlar üzerindeki
görüşünün aydınlığa kavuşması, bizim, bu hükümlerin genel hedefine daha iyi vakıf olmamızı sağlar. Ve İkincisi, cesur bir fakih, köleler hükmündeki delil ve temele dayanmak yoluyla, hizmetçilik gibi buna benzer birçok konulara kapsatma5m çalışabilir.
2— «Tavvafune aleykum badokum alâbadin» cümlesinden anlaşılan şudur: Kölelere ve ergenlik çağma ermemiş çocuklara izin istemenin farz olmaması-nm sırrı, durmadan tekrarlanan giriş çıkışlar dolayısıyla bunların, her defasmda izin isteğinde bulunma-larmm gerekli olması ve bir takım zorluk ve sıkıntılara girmeye neden olacağmdandır.
Bu gibi durumlarda izin almamayı caiz saymak as-İmda bu görevin bir takım zorluklara yol açmasmdan ka3maklanmaktadır, yoksa mükellefiyetin anlamsız ol. masmdan değil.
Şuna inamyoruz ki, örtünme konusımdaki diğer istisnalar da, örneğin yüz ve bileğe kadar iki el ve bu-nım gibi mahremler istisnası da, a3men bu türdendir. Daha önce bu konu üzerinde sözedildi ve bu konu üzerinde ileride tekrar daha geniş bir şekilde duracağız,
3— Ayeti kerimede a3men bü3rük erkekler gibi anılan üç durumda izin almakla 3nükûmlû kılman çocuklar, henüz baliğ olmayan, erginlik çağma erişmeyen çocuklardır. Fakat bu bahğ olmayan çocuklar, erginlik çağma yaklaşmış (murahik) olsalar bile ayeti kerimede belirlenmiş üç durum dışmda izin almaksızın kadmlarm odasına, yalnızlık yerlerine girebilirler.
Bu ayeti kerime Nur suresi 31. ayetindeki «Veya henüz kadmlarm gizli durumlarına vakıf olmayan erkek çocuklar «cümlesiyle amaçlananm (daha önce bu cümlenin anlamı hakkmda iki ihtimal vermiştik) murahik olmayan çocuklar değil de henüz buluğ çağma erişmemiş çocuklar olduğu ipucunu verebilir.
örtünme konusundaki üçüncü istisna Nur suresi 60. ayetindeki cümleyle belirtilmekte olup birinci ve ikinci istisnalar yine Nur suresi 31. ayetinde belirtilmişti. Bu üçüncü istisnada şöyle buyruluyor: Nikah ümidi kalmanuş, kadınlık halinden kesilmiş kadmlar, ziynetlerini göstermemek şartıyla dış elbiselerini çıka-nrlarsa suç yok onlara, fakat giyerlerse bu, daha da hayırlıdır onlara ve Allah, herşeyi duyar, bilir.
Burada ‘Kavaid’ kelimesiyle amaçlanan grup kimlerdir? Amaç ihtiyar kadınlar olup, kadınl-k halinden kesilmiş, kadmiık açısından emekliye ayrılmış kadm-lardır. Yani cinsi açıdan erkegdn dikkatini çekmeyen ve bu yüzden evlenme ümitleri bulımmayan kadmlar-dır. Cinsi açgözlülük ve isteklerinin olması mümkündür ama artık ümitleri kesilmiştir. Ve daha sonra gelen «enyezene siyabehunne» cümlesinden anlaşıldığı kadarıyla kadmın ev içinde ve ev dışında giymek üzere iki tür elbisesi v?,rdır. Burada ihtiyar kadmlara dış elbiselerini çıkarma ruhsatı verilmektedir ki bu da, ziynetlerini göstermemeleri, gösterişten kaçınmaları şartına bağlanmaktadır.
İslanü rivayetlerde ihtiyar kadınların hangi örtülerini çıkarabileceklerinin izni açıklanmıştır.
Abdullah Halebi, İmam Cafer-i Sadık hazretlerinin «enyezene siyabehunne» cümlesiyle amaçlanamn başörtüsü ve çarked (omuzlan ve göğsü de başla birlikte örten bir örtü) dir dediğini nakleder ve şöyle devam eder: Dedim, herkesin önünde açılajDilir mi? Buyurdular. evet, kim olursa olsım şu şartla ki sade olmalı ve ziynetlerini göstermemeli, gösterişten kaçm-malıdırlar. (*)
Aynı ayeti kerimede daha sonra gelen cümle «Fakat giyerlerse bu daha hayırlıdır onlara»dan genel bir kanun anlaşılabilir ki, İslam açısmdan kadm namus
(-) Kafi Cilt 5. sf. 522. Vesaü Cilt 3, sf. 25.26.
ve örtünmeye ne kadar çok uyarsa, o kadar beg:enilir. Ama bazı zorunluklar dikkate almarak, yüz, bileğe kadar eller ve başka konularda bir takım kolaylıklar olması için ruhsat verilmiştir. Ama yine de bu genel ahlaki kuralı iyi öğrenmek gerekir.
PEYGAMBERİN HANIMLARI
Tesettür, örtünme göreviyle ilgili asıl ayetler Nur suresinseki ayetler olup, genişçe açıklandL Ancak Ah-zab suresindeki bir kaç ayeti de bu konuyla ilgili olarak ele alabiliriz. Bu ayetlerden bir kısmı Resulu Ek, rem (s.a)’in hanımlarıyla ilgili, bir kısmı da namusım korunması konusunda nazil olmuştur. Ahzab suresi 32. ve 33. ayetlerinde Resulu Ekrem (s.a)’in hanımları muhatap almarak şöyle buyruluyor:
«Ey Peygamber eşleri, siz. öbür kadmlardan birine benzemezsiniz; çekiniyorsanız sözü yumuşak bir tarzda söylemeyin ki, gönlünde bir hastalık olan ümide düşer sonra; sürekli ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin. (Ahzab 32) ve evlerinizde oturun ve ilk cahiliyet devrinde olduğu gibi sokaklara süslenmiş olarak gösteriş için çıkmayın... (Ahzab 33)».
Bu ilahi emirden amaç. Peygamber hanımlannm evde hapsolunmalan değildir elbette. Çünkü Resulu Ekrem (s.a) hanımlarmı kendisiyle birlikte seferlere götürüyor ve onlarm evden dışarı çıkmalarını yasaklamıyordu. Bu emirle amaçlanan, kadmm süslenmiş olarak, kendini göstermek için dışarı çıkmamasıdır ve bu görev Resulu Ekrem (s.a)’in hanımları konusunda özellikle vurgulanmış ve daha ağırdır.
Yine Ahzab suresi 53. ayetinde şöyle bu5mıluyor:
«Ey inananlar! Peygamberin evlerine, yemeğe çağ-nlmaksızm vakitli vakitsiz gitmeyin; fakat davet edi
lirseniz girin ve yemeği yi3ânce dagılm. Sohbet etmek için de girip oturmaym. Bu haliniz Peygamberi üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasmdan isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah’ın Peygamberini üzmeniz ve ne de Onun eşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katmda büyük şeydir.»
Müslüman araplar izin almadan pervasızca Resulu Ekrem (s.a) ’in odalarma giriyor ve çoğu kez Peygamberin hanımları da evde bulımuyorlardı. İşte böyle bir durumda na2ûl olan ayeti kerime öncelikle Peygamberin evine habersizce ve izin almadan girmejnn buyurarak, şöyle devam ediyor: Eğer davet edilirseniz za-manmda gelin ve hemen kalkıp gidin, boş sohbetlere dalarak zaman almayın, çünkü bu işleriniz Peygamberi rahatsız eder. O sizi kendi evinden çıkarmaktan utanır, Allah ise size doğruyu söylemekten çekinmez. Ayeti kerime daha sonra Peygamberin hanımlarından bir şey almak istediğinizde odaya girmeksizin perde arkasmdan isteyin, denildikten sonra şöyle buyuruluyor-. Bu sizin ve onların kalblerinin temizliği için daha iyidir. Resulullah’ı ve hanımlarım incitmeniz caiz değildir ve Peygamberden sonra hanımlarını almaymız.? Bunlar Allah katmda bü5nük günahlardandır.
Bu ayeti kerimede ‘hicab’ kelimesi anılmıştır. Daha önce de söylediğimiz gibi eskiler her nerede hicab ayetinden sözetseler bu ayeti kerimeyi amaçlamışlardır. Bu ayetteki hicab emri, bizim üzerinde durup açıklamaya çahştığımız tesettür (örtü) konusunun dışındadır. Tesettür emrinden apayrı bir konuyu ele alan bu ayeti keHmeyle anılan emirler, ailevi ilişkiler ve .davranışlar hakkmda olup başkalannm evlerinde dik-:at edilmesi gereken kurallardır. Bu emre göre; er-:ek, kadmlann bulunduğu yerlere girmemeli ve ihti
yacı olan birşey almaJc isterken perde arkasından ses-lenmelidir. Bu sorunun, fıkıh teriminde ‘hicab’ değil de *s9tr’ olarak geçen ‘tesettür’ konusuyla hiç bir ilgisi yoktur.
Ve yine aynı ayette geçen «Zalekun etherulegalu* bekomve golubehenne» cümlesi Nur suresi 61. ayetin, deki «Veen yesteafifne hayrunlehunne» cümlesinde ol, duğu gibi bu noktayı açıklığa kavuşturmaktadır: Er, kek olsun kadın olsun mümkün olduğu kadar kendilerini örtmeli ve birbirlerine bakmayı gerektiren durumlardan kaçmmahdu*lar ki takva ve ruh temizliğine yaklaşabilsinler. Daha önce de belirttiğimiz üzere, ko-layhk sağlamak için verilen ruhsatlar toplumsal ilişkilerin doğurduğu gereklilikler içindir. Bununla birlikte tesettüre uymak ve bakışlan terketme gibi yüce ahlaki değerleri korumak için elden geldiğince dikkat göstermelidir.
replika samsung note 3 sundu yarın devam edecegiz.

replika samsung note 3

samsung note 3

replika note 3

note 3

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder