replika telefon ve modern islam
sizlere bugün en güzel bilgileri yazan replika telefon dediki Onun makalelerinin ilk üçü, k{anotaux’nufj konusu Fransızca makalesine, diğer üçü ise, Mısır'da çıkan gazetesinin Hanotaux ile yaptığı bir röportajdaki görüşlere cevap verjy^^^' du.Her ne kadar Abduh’un eleştirisi üzerine yazdığı “Tekrar İslam” b İlkli ikinci makalede, maksadının İslam’a saldırmak değil, birlikte ma, uzlaşma ve uyum olduğunu belirtse de, Hanotaux’nun esas amaQ tartışmak veya diyalog değil, Hıristiyan görüş açısından, Fransa’nın sö mürge topraldarmdalci Müslüman halklarla kendilerini ayıran farklılıkla, rın kavranması ihtiyacını Fransız hükümeti ve kamuoyuna duyurmaktı (Adams 1968: 86). Oryantalist paradigma uyarınca Hanotaux'nun amacı, Fransız sömürgelerini daha iyi kontrol için daha iyitanımaktı. Ona göre kamuoyunda İslam ve Müslümanlara karşı biri dışlayıcı ve negatif, diğeri de ılımlı ve uzlaşmacı iki uç yaklaşım, Fransa’nın sömürgelerindeki siya-salarda uzun vadede tehlikeli sonuçlar verebilecek bocalama ve tereddütlere yol açıyordu. Hanotaux’nun önerisi, bilim ve politika alanında uzmanların işbirliğiyle Fransa’nın İslam dünyasıyla ilişkilerinin çerçevesini çizecek temel bir siyaset belgesinin hazırlanmasıydı. Ona göre iki dinin ve iki medeniyetin karşı karşıya gelmesi, daha doğrusu İslam dünyasının Batı tarafından kuşatılması kaçınılmazdı; oysa izolasyoncu bir eğilim gösteren Müslümanlar, bu durumun yeterince bilincinde değildiler, Fransa’nın gerçekleştirdiği tepeden modernizasyon ve sekülerizasyonun “medenileştirme” işleminin, Tunus’a banş, düzen ve medeniyet getirdi ğini savunan Hanotaux, bunun sair İslam dünyası için de emsal olabile ceğini, Müslüman aydınların, vatan kavramını dinî yerine meden (seküler) bir içerikle düşünmeleri gerektiğini savunur (Adams 1968:88).
Ona göre uluslararası ilişkilerde iç ve dış meseleleri, siyaset ile dini birbirinden ayırmak mümkün değildir.replika telefon İkisi de İbrahimî ve Yunan köke ne dayansa ve birçok noktada birleşse de Hıristiyanlığın İslam’dan ayni dığı iki temel nokta vardır: Birincisi, tevhit/teslis akidesi açısından Tan rı'nm ve insanın doğası, diğeri de kader inancına bağlı olarak beşeri öz gürlük ve irade sorunu. Hanotaux, İbrahimî kökten gelmesine rağmen Hıristiyanlığın Sâmî değil, Ârî ırkın özelliğini taşıdığı için, zât-ı uluhiyete yakınlık amacıyla teslis inancını geliştirdiğini söyler. Ona göre, Hıristiyan eslis inancınca Tanrı’nm beşeri hayatta içkinliği, insanı Allah’a yakınlaş-tmak suretiyle hayata bakışa dinamizm kazandırırken, Tanrı’yı aşkın bir »kilde konumlandıran İslam’ın tevhit inancı, insanları soyut ibadetlere
İSLAM'DA MODERNLEŞME 549
ve dünyevî pasifızme sevk eder. Renan’ı izleyerek HırisLiyanlık ve İslam’ı, stereoLipileşLirdiği Ârî ve Sâmî ırklarıyla özdeşleştiren Hanotaux’ya göre, teslis ve irade özgürlüğüyle mütemayiz Hıristiyanlığı benimseyen Ârî Batı medeniyeti, Sâmî ırkından Arapların mensup olduğu, tevhit ve kadercilikle karakterize İslam dinine dayalı Doğu medeniyetinden üstündür. Bu yüzden İslam’da Kilise ve Devletin ayrılması sağlanmadıkça Doğu, ilerleme yoluna giremeyecektir ona göre (Adams 1968; 87-88).
Hanotaux, böylece medeniyetler ile bunlara bağlı din ve ırkları oıyantalistik tarzda özselleştirerek kutuplaştırır. Bu yüzden Abduh’u bekleyen iş, önce muhatabının tezlerinin medeniyet tarihi, sonra da teolojik açıdan tutarsızlığını göstermekti. Öncelikle Abduh (1980: III/ 201-6), medeniyetlerin belli ırklarla özdeşleştirilmesine karşı çıkar. Ona göre bugünkü Avrupa medeniyeti, aslında Ârî topluluklardan gelmiş değildir; Avrupa’nın üstadı Yunanlılar medeniyetlerini aslında Sâmî topluluklarla temas yoluyla geliştirmiştir. Diğer taraftan İslam, ona göre Asya’nın Ârî halklarından, îranlı. Mısırlı, Romalı ve Yunanlılardan aldığı kültür ve medeniyeti daha da incelterek vahşet ve barbarlıktan başka bir şey bilmediği bir sırada Avrupa’ya getirmiştir.
Ona göre medeniyetler-arası alışveriş doğaldır ve zamanında Batılı Ârîler, Doğulu Sâmîlerden, bugün çökmüş Doğu’nun bağımsız Batı’dan ödünç aldığından daha fazlasını almıştır. Sorun, ona göre bir medeniyet sorunu değil, fakat din sorunudur. Bugünkü Batı medeniyetinin Hıristiyanlık ile bir alakası yoktur; o sadece bir kuvvet ve nicelik medeniyetidir. Diğer taraftan Abduh (1980: III/212-20), dinlere ilişkin indî kültürel ka-rakterleştirmelere de karşı çıkar. Ona göre tevhit doktrini, Sâmî değil, İbrânî kökenlidir; zira Fenikeliler ve İslam’ın gelişinden önce Araplar ve diğer Sâmî halklar, putperest idi. Diğer taraftan ilk dönem Hıristiyanları da tevhidi inancı benimsedikleri halde daha sonra sapıtarak teslise düşmüşlerdir. Abduh, çeşitli dünya dinleriyle mukayese ederek tevhidin. Tanrı inancının kemali olduğunu belirtir. Tevhit inancı, ona göre, beşerî iradeyi boğmak yerine tam aksine ilahi iradeye bağlı olarak özgürleştirmeye yönelir İd ilk dönem Müslümanlarının medeniyet alanındaki atı-lımları bunu gösterir.replika telefon sundu..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder