Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- reklam panosu fiyatlari
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo Çalişması
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- replika telefonlar ve google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- samsung iphone cep telefonu kelimeleri
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Cep Telefonu Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
replika s4,nden islam bilgileri7
replika s4,nden islam bilgileri7 bugün ben ve replika s4 sizin icin güzel olan islam yazılarımızı sizlere sunmaya devam edrken replika s4 diyorki Bugün, birçok hıristiyanlar, târîhde okudukları hıristiyan zulmlerinden dolayı çok müteessir olduklarını, artık kendilerinin böyle düşünmediklerini, aksine İslâm dînini en medeni dm olarak tanıdıklarını bildirmektedirler. Hattâ, bunun aksine iddiada bulunanlara gereken cevâbı kendileri vermekdedirler. Ümmîd edelim ki, artık bundan sonra, insanlar dîni “DİN” olarak tanıyacaklar ve* onu başka maksadlar için kullanmak küstahlığında bulunmıya-caklar, elele verip, dinlere düşman olan komünistlerle mücâdele ederek, onların pençelerine düşmüş olan esîr milletleri, işkenceleri altında inleyen zevallı insanları hürriyete, insan haklarına kavuş-durmak için çalışacaklardır.gününe ta’kîb etmeğe, öğrenmeğe ve öğretmeğe mecburuz. Yalnız sanâyi’ ve teknik sâhasında değil, her alanda yenilikler yapılmakdadır. Size küçük bir örnek verelim: Türkler güreşde bütün dünyada (yenilmez) sayılıyordu. Hakikaten milletler arası güreşlerde dâima birinci geliyorlardı. Halbuki, son senelerde, güreşde hiçbir varlık gösteremiyoruz. Yenilgi üzerine yenilgi alarak, dünyâya maskara oluyoruz. Neden biliyor musunuz. Cünki batılılar, evvelce güreşi bilmiyorlardı. Bunu bizden öğrendiler. Fekat, güreşi son derecede islâh ederek, ona yem ye hızlı hareketler, yeni oyunlar, yeni tarzlar ilâve etdiler. Biz, hâlâ eski tarzda isrâr ediyoruz. (Bizim usûlümüz en doğru tarzdır. B^. güreşi babalarımızdan öğrendiğimiz gibi yapmalıyız) diyoruz. Hala gu-reşdeki yenilikleri adam akıllı incelemedik. Hala yabancı güreşçilerden ders almak istemiyoruz. Onlar da, ortaya koydukları yem oyunlar sâyesinde, bizim güreşçileri tutdukları gibi, yer^n yere vuruyorlar. İşte en ufak bir şeyde bile, bizden dahâ iyisini bilen ye yapandan muhakkak fâidelenmek zorundayız. Her şeyi daha lyı bildiğini sanan kimse, yâ akılsız bir budala veyâ bir ruh hastasıdır.
Dînimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ayırmışdır. Din bilgilerinde ve ibâdetlerde en ufak bir değişiklik yapmağı şiddetle yasaklamış, fen bilgilerinde ise, her değişikliği yapmağı, bütün ilerlemelere ayak uydurmamızı emr etmışdır. OsmanlIların son devlet adamları ise, dînimizin bu emrinin tâm tersim yapdı ar. Din bilgilerini değişdirmeğe, dînin esâslarını yıkmağa saldırdı ar. Avrupanın fende ilerlemesine, yeni buluşlara gözlerim kapadılar. Hattâ fen bilgilerine, modern tekniğe uymak istiyen ilerici türk sultânlarını öldürdüler. Sanki, masonların elinde maşa olarak, ilerlemeği, teknikde değil de, dinde reform yapmakda, bölüculük-de aradılar. Çok şaşılır ki, din bilgilerinin nezâhetıne dokunmak, son senelere kadar, siyâsî partiler arasında devâm etdı. Kendi partilerini desteklemedikleri için, siyâsete karışmıyan halis müslıman-lara kâfir diyecek kadar gâfıl politikacılar türedi. Allaha şükrier olsun ki, bu temiz, asîl milleti felâkete sürükliyenlere (Dur) diyen kurtarıcılar yaratdı. Yoksa, dinden de, yurtdan da olacak, komünistlerin pençelerine düşecekdik. Türkiyede bugün 19 Üniversite vardır ve türk gençlen modern ilm ve fenleri öğrenmeğe ve diğer müslimân memleketlere rehber olmağa çalışmakdadır. 1981-82 yılında Türk ne gelen müslimân memleketlerin öğrencileri birkaç bmı dur^ Şimdi Önce, sinüs [Ceyb] ve cosinUs ITeceyyUb U,so_nralar, ise bütün mUsellesât,(trigonometriyi)Avru-pahlar, mUshman üniversitelerinde öğrendiler. Dokuzuncu yüzyıldan Omkıncı yüzyıla kadar dünyâda ne kadar bir ilmf veyâ teknik yemlik varsa, ancak müslimân üniversitelerde öğreniliyordu.Avicenne adlı büyük müslimân 370 [m. 980] - 428 (m. 1037] J^ki, hakîkî ismi Ebû Alî Al-Hüseyn tbni Sînâdır] hem bir filozof hem de çok kıymetli bir hekimdi. Yazdığı (Al Kanun fif-tıb = Tıbbın esâsları] adlı eseri yüzyıllarca tıp ilminin esâs öğretim eseri olarak üniversitelerde okutuldu. Averroes adlı müslimân [ki, hakiki adı Ebû Al-Velîd Muhammed İbni Ahmeddir.] 520 [m. 1126] yılında Kordubada doğmuş, büyük bir hekim olarak ün salmışdı.dünyânın hocası,medeniyyetin önderi olmuşlardır. O zemân, yarı vahşî olan AvrupalIlar, en modern bilgileri İslâm üniversitelerinde öğrenmişler, hattâ Papa Syivester gibi, hıristiyan din adamları bile Endülüs Üniversitelerinde okumuşdur. Bugün bile, hâlâ Avrupa dillerinde kimyâya, “Chemie”, ve cebire lArabca Alcebir kelimesinden] “Algebra” adı verilmekdedir. Çünki bu ilmler, evvelâ müslimân arablar tarafından dünyâya öğretilmişdir.” Avrupahlar, dünyâyı tepsi gibi dümdüz ve etrâfı duvarla kaplı sanarken, müslimânlar, ilk olarak, dünyânın toparlak olduğunu ve döndüğünü buldular. Musul civârında, Sincar sahrâsında, meridyenin uzunluğunu ölç-düler ve bugünkü rakkamları elde eldiler. Bundan başka, müslimân Arablar, son derecede câhil ve fanatik olan Ortaçağ papasla-rının men’ etdiği eski Yunan ve Roma felsefe kitâblarının terceme-si işini ele almış ve bunların ortadan kalkmasını, yok olup gitmesini önlemişdir. Bugün, tarafsız batı bilginlerinin kabûl etdiği gibi, hakîkî Renaissance, ya’nî, (Eski kıymetli bilgi ve görünüşlerin yeniden doğması) îtalyada değil, Abbâsîler zemânında, Arabistan-da, ya’nî ondan çok evvel, başlamışdır. Fekat, ne yazık ki, bu büyük ilerleme 17. yüzyılda birdenbire hızını gayb etmişdir. Anlaşılan, kendilerini yeni gelişmelere sür’atle alışdıramamışlardır. Bu felâkete, (Hıristiyanların yapdığı her şey müslimânlara harâmdır. Bunları kabûl eden veyâ onlar gibi yapan müslim.ınlar, kâfir olur) diye herşeye burnunu sokan ve müslimânların ilerlemeleri tâkîb etmesini önleyen yehûdî siyâseti ve bunlara aldanan din câhili yobazlar sebeb oldu. Müslimânların son zemânlarda ilm sâhasında en büyük rehberi, Türklerdi. Türklerin dünyâdaki ilerleyişlere ve değişikliklere kaydsız kalmasını onları Avrupadan sürüp atmak is-tiyen dürlü milletlerin sürekli haçlı savaşlarına bağlıyabiliriz. Bir tarafdan, bu haçlı saldırıları, bir tarafdan da, şî’îlerin ve vehhâbî-lerin yıkıcı ve bölücü çabaları, OsmanlIların müslimânlara, fende, teknikde de rehberlik görevini yapmalarına mâni’ oldu. Türkler, dışardan ve içerden yapılan saldırılardan dolayı, çok zarara uğradılar. Düşmanlarınki kadar te’sîrli silâhlar yapamadılar. Memleketlerinin büyük kaynaklarından lâyiki ile fâidelenemediler. Kendi öz yurtlarında sanâyi’i ve ticâreti yabancılara kapdırdılar. Fakîr düşdüler.Bugün, İslâm âlemi, yavaş yavaş kendine gelmekdedir. Fekat, dahâ pekçok şey öğrenmeğe, pekçok çalışmağa muhtaçdır. Bugün Amerikalılar've Avrupahlar bizden katkat ilerdedir. Dünyâda, her gün, her alanda birçok yenilikler yapılmakdadır. Bunları biz.
Tıb hakkında eski Yunanlılar tarafından yazılan eserler. Ortaçağda câhil hıristiyanlar tarafından yakılmış olduğundan bunların aslları bugün elimizde bulunmuyor. Bunlardan şurada burada kalarak bu barbarca imhâdan kurtulmuş olan parçacıklar, Bağ-dadlı Hüseyn îbni Johaq tarafından arabcaya çevrilmişdir. Aynı bilgin. Eflatun ve Aristonun eserlerini de Arabcaya terceme etmişdir.
(Rubâiyyât) m yazarı Ömer Hayyâm, yalnız bir şâir değil, aynı zemânda birinci sınıf bir ilm adamı idi. Algebra (cebir) trigonometri ve astronomide büyük bilgisi vardı. Ömer Hayyâm, cebrde ikinci derece denklemini bulan, akustik ve optikde birçok yenilikler ortaya koyan bir büyük bilgindir. Müslimân astronomlar dünyânın toparlak olduğunu ortaya koydular ve büyük bir doğrulukla arzın çevresini ölçmeyi başardılar. AvrupalIlara birçok şey öğreten ve Renaissance’ı hazırlayan Abbâsî İmperatörlüğü, ne yazık ki, yavaş yavaş parçalanmaya başladı ve 656 [m. 1258] de Mo-ğollar Bağdâdı zapt etdiler. Yakıp yıkdılar ve böylece müslimânla-rın kurdukları büyük medeniyyet yavaş yavaş ortadan kalkdı. Acabâ şimdi vaz’ıyyet nasıldır? İslâm medeniyyetinde yeni bir renaissance [yeniden canlanma] bekinebilir mi?
Ortaçağda müslimânlar, altın, kıymetli bahârat ve kokulu ağaçlar [ödağacı, günnük ve benzerleri] ararlar. Bunların bir kısmını yüksek ücretler karşılığı AvrupalIlara satarlardı. [Hazret-i Süleymân zemânında olduğu gibi]. Bugün kara altın, ya’nî petrol, bunların yerini tutmuşdur. Acaba müslimânlar, vaktile büyük Is-kenderin veyâ Napoleonun kurduğu imperatörlüklar kadar büyük olan imperatörlüklarını yeniden kurmağı başarabilecekler mi? Arablar bugün petrol sâyesinde zengindir. Ellerindeki bu zengin hazîneden fâidelenerek kuvvetlenmeğe çalışıyorlar. Bunun için ne yapmak lâzım geldiğini bize Kuveyt Araşdırma Merkezi Müdürü Prof. Muhammed El Şamalî şöyle anlatdı: (Her şeyden evvel ilm, fen alanında ilerlememiz gerekmekdedir. Bunun için, İlmî fennî araşdırmaları sıklaşdırmamız, bir yandan da, ilm adamı yetiışdif-memiz îcâb etmekdedir.)
Şimdi arabların bugünkü ilm ve araştırma merkezlerini inceli-yelim. Sü’ûdî Arabistanda, bundan 20 sene evvel tek bir yüksek mekteb yokdu. 20 sene evvel, ya’nî 1947 de “İslâm timleri Fakültesi’’ kuruldu. Küveytde, K.I.S.R. adını alan İlmî araşdırmalar enstitüsünde (ki Hükümet merkezinden birkaç kilometre uzakda bulunmakdadır) birçok İngiliz ilm adamları bulunmasına rağmen, müslimân öğretmenler çoğunlukdadır. Bu öğretmenlerin bir kısmı Küveytli, bir kısmı Filistinli, bir kısmı Mısırlı ve Lübnanlıdır, öğretilen dersler, yalnız petrol araşdırma-ları olmayıp çöl nebâtları, bunların kullanma imkânları ve kullanılabilecekleri yerler, bunlardan hayvan yemi veyâ ilâç yapma Usûlleri, susuz yerlerde yetişdirilebilecek bitkiler üzerinde çok enteresan araşdırma ve tecribeler yapılmakdadır. Amerikada yetişmiş olan Prof. İbrâhim Hamdan, çölde yetişen bitkilerin zehriilik dereceleri, besleme kudretleri üzerinde çok kıymetli araşdırmalar yapmış ve nihâyet (Atriplex) ismini verdiği nebâtın kaba yonca kadar besleme kuvvetine ve bol protein mikdarına sâhib olduğunu meydâna çıkarmış, bunun yanında, mikrop öldürücü birçok bitkiler bulmuşdur. Bütün bu nebâtlar, eski tıbbî usûller ile tedâvî yapan (Attârîn) nezdinde rağbet görmekde ve bunlar bu otları başarı ile kullanmakdadır. Bütün bu İslâm enstitüleri, şübhesiz Amerika-daki Rockefeller veyâ Fransadaki Pasteur enstitüleri ile kıyâs edilemez. Fekat bunlar teknikde çok câhil olan bir yerde ilk defa olarak, [binüçyüz sene evvel Kur’ânına ve hazret-i Muhammedin emr etdiği] (araşdırma), tecribe fıkrlerini aşılamak ve araşdırıcı yetişdirmek bakımından rehber olmuş ve büyük fâideler sağlamış-dır. Tabî’î dahâ yapılacak çok şey vardır. [Zemânla, müslimânlar, fen bilgilerinin, din bilgileri gibi, İslâm bilgisi olduğunu ve bu iki İslâm bilgisinin birbirinden temamen ayrı olduğunu ve fen bilgilerinin temamen aklî bir mes’ele olarak ele alınması gerekdiğini ve her tarafda aynı olması îcâb etdiğini iyi anlıyacaklar ve fen sabâsında batılı milletler ile birlikde çalışmakdan çekinmiyeceklerdir.]
öteki İslâm devletlerine gelince, Sü’ûdi Arabistan kadar mü-te’assıb (an’ane ve âdetlerine fazla bağlı] olmıyan Mısr, Irak, Sü-riye, Südân, Lübnan gibi memleketlerde ilm tradisyonu (an’anesi) çok dahâ sağlam temellere oturtulmuşdur. Bu memleketler arasında ilm sâhasında en ilerde olan memleket şüphesiz Mısrdır. Mısr-da. Kahire ve Iskenderiyede 13 üniversite bulunmakdadır. Çeşidli ilm sâhalarında tahsîl gören 100.000 talebe vardır. Bunlardan yir-mibini, kimya ve fizik fakültelerinde^yirmibeşbini de zirâ’at fakültelerinde çalışmakdadır. Mısrda döviz sıkıntısı, malî ve iktisâdî buhran, memleketin mühim bir kısmının yavaş yavaş çöle çevrilmesi gibi husûslar, bu memleketin maddî araşdırmaları için büyük para harcamasına mâni’ olmakdadır.
Arab dünyâsında en büyük tehlüke, “ÇöIIeşmek'tehlükesi-dir. Bundan 10 sene evvel, satellitler tarafından alınan fotoğraflar, çölleşmek tehlükesinin ciddî olduğunu göstermekdedir. Dr. Fâruk Bazın kanâ’atine göre, batı çölleri her sene bir kaç kilometre doğuya doğru ilerlemekde, ya’nî her sene verimli araziden bir kısmı çöl hâline geçmekdedir. Dr. Bazın başkanlık etdiği (ayn-ı Şems) üniversitesinde 6 geologun katıldığı bir teşkilât, bundan 30 sene evvel, İngiliz ve Almanların ikinci Cihan Harbi esnasında kuma gömdükleri maynları bularak ve bunlardan fâidelenerek [çün-ki, bunların ne kadar derinliğe gömüldükleri bilinmekdedir] üzerlerine ne kadar kum geldiğini ölçmeğe muvaffak olmuşdur. Mısr-da kuraklık yanında, bir de fazla sudan müteessir olan yerler vardır! Meselâ, Âsuvân Barajı yapıldıkdan sonra, Mısrın ba’zı yerlerine tuzlu su hücum etmiş, bu tuzlu suyu ortadan kaldırmak, büyük bir mesele olmuşdur. Mısırda, ayrıca güneş enerjisinden fâi-delenmek için tecribeler yapılmakdadır. Mısrda, güneşli sâ’atler senede 3(XX)—4(XX) i bulmakda ve güneş her sene bir metre kareye 2,5 milyon kalori vermekdedir ki, bu da, 250 kilo fuel-oilün verdiği enerjiye mu’âdildir. Bu büyük enerjiden tuzlu suları buharlaşdı-rarak içindeki tuzu ayırmak için fâidelenebilir. Aynı zemânda, bu sâyede, senede 1,5 milyon ton fuel-oil tasarruf edilcbilecckdir. Güneş enerjisi ile sudan hidrojen elde etmek ve bunu yakıt olarak kullanmak da düşünülmekdedir.Mısrda uranyum ve toryum da vardır. Elahrâm gazetesinin teknik müdürü Salah Celâl, Mısrda kat’î hesâblara göre, 12S0ton uranyumoksit ve 16.700 ton toryum-oksit bulunduğunu sövle-mekdedir. Hâlbuki ba’zıları, Mısrda 317.000 ton toryumoksit ve 24.200 ton uranyumoksit bulunulabileceğini iddi’â etmekde ve bu fikrde olanlar günden güne çoğalmakdadır. Sü’ûdî Arabistanda da uranyum ve toryum bulunmuşdur. İnsan gücüne gelince, bu husûsda, Arabistan çok zengindir. Arab memleketleri, (genç memleketler) zümresine girer. UNESCO neşriyyâtına göre, 18 Arab memleketinin nüfûsunun ®'o 45 i, yaşı onbeşin altında bulunanlardan ibâretdir. Hâlbuki, batı memleketlerinde, yaşı 15 den aşağı olanlar, umum nüfusun ancak <Vo 25-30 unu teşkil ederler.Hakikati söylemek îcâb ederse, bugün Arab memleketlerinde yapılan İlmî araşdırmalar, henüz onların ellerine petrol sayesinde geçen büyük para ile mütenâsib değildir. Dahâ başlangıçdadır. (Sü’ûdî Arabistanda, petrolden ve bütün İslâm memleketleri hâcı-larmın bırakdıkları ayakbasdı vergilerinden elde etdikleri.replika s4 sizin icin sundu.
replika s4,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder