Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- reklam panosu fiyatlari
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo Çalişması
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- replika telefonlar ve google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- samsung iphone cep telefonu kelimeleri
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Cep Telefonu Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
replika telefondan islam bilgisi345
replika telefondan islam bilgisi345 bugün replika telefon sizler icin yazılarını hazırladı ve sunacak arkadaslar sizinde bildiginiz gibi replika telefon herzaman sizler icin islam yazılarını sunmaya devam edecek replika telefon diyorki en kıymetlileri olan Petrus, bir gecede üç def’a îsâ aleyhis-selâmı inkâr etdi) ifâdesinden kolayca anlaşılmakdadır, îmânları böyle za’îf olan kimselerden irtidât edenleri cezâlandırmağa zâten lüzûm yokdur.
Yine bu papaz, (İslâm dîni, siyâsîkanûnlar ve dînî emrlerden meydâna gelmişdir. Bunun için, ekseri insanlar, ilk İslâm devletlerinin muzafferiyyet ve muvaffakiyyetlerini, İslâm dîninin doğruluğuna kuvvetli birdelîl kabûl ederlerdi. Asrımızın müslimân-ları, biz artık dînimizin doğruluğuna nasıl i\imâd edelim ki, dînimizin bir rüknü olan siyâsetimiz öyle bir hâle gelmişdir ki, vakti ile emrimizde olan bunca memleket ve şehrlerimiz, bugün hı-ristiyanların eline geçdi ve kırk milyon kadar müslimân da, onların emrleri altında kaldı demeleri îcâb etmez mi?) demekdedir.
CEVÂB: Müslimânlarm böyle söylemeleri, mümkin değildir. Çünki, yukarıda da zikr etdiğimiz gibi, İslâm devletlerinin kuvvet ve azametleri, müslimânlarm dinlerine tam yapışdıklan, onun emr ve yasaklarını en güzel şeklde yerine getirdikleri müddetçe devâm etmişdir. Sonradan, İslâm ahlâkından uzaklaşarak, millî ahlâkları bozulmuş ve islâmiyyetin emrleri yapılmamış ve keyfî icrâât ve idâreye başlanılmışdır. [Bunu hâzırlıyanlar da, yine hıris-tiyanlar ve onların mason cem’iyyetleri olmuşdur. İslâm dîninden haberi olmıyan gençleri çeşidli va’dler ve menfe’atler ile aldatarak, dinlerine ve devletlerine düşman birer vatan hâini olarak İslâm memleketlerine gönderdiler. İsmi müslimân, kendi hıristiyan olan bu kimseler, İslâm devletlerini, dînin ahkâmı yerine, kendi keyfleri ve arzûları istikâmetinde idâre etdiler. Böylece, İslâm memleketleri parçalandı ve müslimânlar hıristiyanların hâki-miyyeti altına girdi. Hıristiyanlar arzûlarına kavuşmak için, her İslâm düşmanını ve putperesti açıkça desteklediler. İslâm dünyâsını yakıp yıkan, mogol hükümdârı, meşhûr zâlim ve kâfir Cengiz hânf'l. Papa tarafından taltîf edilmiş, kendisine bahâ biçilmez-kıymetde hediyyeler ve altınlar gönderilmişdir. Papanın elçileri. Cengiz hân ile Papa arasında mekik dokumuş ve ona akl hocalığı yapmışlardır. Çünki Cengiz hân müslimânlan insâfsızca kati ediyor, islâmiyyeti yok etmeğe çalışıyordu. Cengiz hânın torunu Hülâgü, Bağdâdı ele geçirdiği zemân, sekizyüzbinden ziyâde müslimânı kati etmiş, o zemân dünyânın en güzel şehri ve ilm merkezi olan Bağdâdı yakmışdır. Bütün İslâm eserleri ve din kitâb-
[1] Cengiz, 624 [m. 1227] de öldü.
â verilmez. Bunun ceza ve keffâreti, Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği gibidir. [Kaza îcâb ederse, kazâ, keffâret îcâb ederse kcffâ-ret yapar, ayrıca da tevbe eder.] Hükümet tarafından verilen ce-zâ, müslimânın günâhını i’lân etmesinin ve başkalarına fenâ misâl olmasının cezâsıdır. Bu cezâlar müslimânlar içindir. İslâm devleti Hıristiyanların ibâdetlerine karışmaz. Onlara ibâdetleri için, hiç bir cezâ verilmez. Hiç bir baskı yapılmaz. Bu cezâlar, müs-limânların ahlâkını ve millî birliğini bozulmakdan muhâfaza eder. (Dinde zorlama yokdur) meâlindeki Bekara sûresinin iki-yüzellialtıncı âyeti, başka dinde bulunan bir kimsenin zor ile İslâm dînine da’vet edilerek, müslimân yapılamıyacağını ifâde et-mekdedir. (Eğer onlar, tevhîd ve hicretden yüz çevirirlerse, onları nerede bulursanız esîr veyâ kati ediniz) meâlindeki Nisâ sûresinin seksen dokuzuncu âyeti ise, islâmiyyeti kabûl etdikden sonra, ondan yüz çevirip irtidât edenlerin öldürülmesi îcâb etdi-ğini bildirmekdedir. (İslâmiyyet insanları ınüslimânlıkda kalmağa ve riyaya zorlar) ma’nâsını bu papaz kendi kafasından çıkar-mışdır. Bu sözünden, Kur’ân-ı kerîmi dilediği gibi tefsîr ctdiği gö-rülmekdedir. [Her hâlde Kur’ân-ı kerîmi de, okuduğu İncîller gibi zan etmckdedir. Fekat işin aslı böyle değildir. Kur’ân-ı kerîmi kendi aklına göre tefsîr eden kâfir olur. Kur’ân-ı kerîm, serhoş kafalar ile okunup, ahkâm kesilecek bir kitâb değildir. Onu tefsîr etmek için, önce müslimân olmak, sonra nice ilmlerde mütehassıs olmak ve ayrıca Allahü teâlânın husûsî bir nûruna kavuşmak lâzımdır.]
Yine bu papaz, (İncilin, irtidât edenlere ve oruç yiyenlere cezâ verilmesine muhâlif olduğu, şundan da anlaşılıyor ki, bir vakt, Isâ Mesîhe tâbi* olanlardan ba'zısı, bir şeyden dolayı üzülerek ondan ayrılmağı arzû etdiklerinde, îsâ Mesih diğerlerine bitâben, (Siz dahî gitmek ister misiniz) diyerek, onları gidip gitmemekde serbest bırakmasıdır. Onlardan birisi, hepsine vekâleten (biz kime gidelim, ebedî hayâtın kelâmı şendedir) demişdir) demekde-dir.
CEVÂB: Ulül-azm Peygamberlerin hepsi, Allahü teâlâ tarafından getirdikleri ahkâm-ı şer’ıyyenin yerleşmesine ve tatbîk edilmesine bizzat kendileri vazîfeli idiler. îsâ aleyhisselâmın teblîg etmeğe me’mûr olduğu şerî’at, Mûsâ aleyhisselâmın şerî’atinin kemâle kavuşdurularak kuvvetlendirilmesi ve bir takım zâhirî ibâdetler ile güzel ahlâk sâhibi olmakdan ibâret idi. îsâ aleyhisselâm. Benî İsrâîlin sapıtmış olanlarını Tevrât ve İncîlin ahkâmına uymağa da’vet ederdi. îsâ aleyhisselâma îmân edenlerin, îmânlarını
bi emrlerini ibtâl eden] hangi İncildir diye bu i’tirâzcı papaza sü-âl sorduğumuz zemân, cevâb olarak, îsâ aleyhisselâmın zemânı-na yetişmemiş olup, onaltı sene îsâ aleyhisselâmın ümmetine eziyyet ve işkence yapan, hattâ, havârîlerden bir zâtın derisini yüzen ve sonradan [uydurduğu bir] rü’yâ sebebi ile, îsâ aleyhisselâma inandığını söyliyen Pavlosun, Galatyalılara yazdığı mektû-bundaki birkaç ibâreden başka bir delil ortaya koyamadı. îsâ aleyhisselâmın kat’î emri ortada iken, ne olduğu herkesçe ma’lûm olan bu yehûdînin sözü, hangi sebeb ile, îsâ aleyhisselâmın kat’î emri üzerine tercîh edildiğini ve sünnet olmanın niçin terk olduğunu bu i’tirâzcı papaza soruyoruz? Müslimânların hitân (sünnet olmak) sünnetine riâyetleri. Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” İbrâhîm aleyhisselâmın bu sünnetine ve Allahü teâlânın Tevrâtdaki bu emrine uymağı emr etdiği içindir. Müslimânların bu işleri, Allahü teâlânın İlâhî irâdesine uymak-dan ibâretdir. Fekat, Hıristiyanların sünnet olmağı terk etmeleri, îsâ aleyhisselâmın emrini ve Tevrâtın hükmünü bırakıp, münâfık ve zâlim Pavlosun sözlerine tâbi’ olmalarındandır.
[Pavlos Galatyalılara yazdığı mektûbun ikinci bâbının yedinci ve sekizinci âyetlerinde, (Fekat bil’aks Petrusa sünnet olmayı emr eden İncîl olduğu gibi, bana da sünnetsizlik İncîlinin emânet olunduğunu gördükleri zemân. Çünki sünnetlilik risâleti için Petrusda âmil olan, bende de [sünnetsizlik risâleti olarak] yehû-dîlerden başka milletler için âmil oldu) demekdedir. îsâ aleyhis-selâmın yanından ayrılmayan, onun en yakın havârîsi olan Petrus, sünnet olmağı emr ediyor ve bunu yapıyor. Ömründe îsâ aleyhis-selâmı hiç görmemiş ve onaltı sene, îsâ aleyhisselâma îmân eden nasrânîlere kan ağlatmış bir yehûdî çıkıyor, bir yalan uyduruyor ve (Bana sünnetsizlik İncîli verildi. Yehûdîlerden başka milletler sünnet olmasın) diyor. Bu da, Hıristiyanlık dîninin emri olarak tatbîk ediliyor. Her hangi bir kimse çıkar da, (Bana böyle bildirildi, böyle ilhâm olundu) der, bu sözü bir dinde hüccet olursa, böyle bir dînin İlâhî bir din olacağına, aklı başında olan bir kimse inanmaz.]
Hıristiyanların, İslâm dînine karşı yapdıkları i'tirâzlardan biri de, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerin arabî olmasıdır. Bu papaz, (Kur*ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler arab lisânı üzerine olup, bir diğer lisâna tercemelerine çahşılmadığtndan, arabcayı bilmeyen müslimânlar, Kur'ân-ı kerîmin ma*nâsını anlamakdan mahrûm olmakdadırlar. Düâlar ve zikrier hep arabcadır. Müslimânlar, ne dediklerini bilmeden ibâdet ve düâ etmekdedir. Diğer milletlerden İslâm dînini kabûl edenler, Kur*ân-ı kerîmin hakîkat-
3 _ Vatan sevgisi gibi, ma’nevî bir kuvvetin, bir merkeze toplanması için, bir vatan-ı umûmî ittihâz
lâm dîninin koyduğu hükmlerin aslı ve gayesi, insanlar arasında ki ihtilâfların yok edilerek, hepsinin se’âdet ve menfe atlerını ara-hmnda müşterck kılmakdır. Kur’ân-ı kerîm, beşer lisanlarının en güzeli olan, arab lisânı üzerine indirilmışdır. [Arab güzel de-mekdir. Lisân-ül-arab demek, en güzel lisân demekdır.j Farzlarda ve diğer ibâdetlerde bütün milletler ve kavmler e^d tutu -muşdur. Hac farîzası ile de, Mekked mükerreme ve Medıne-ı münevvere bütün İslâm milletlerine (Umm-ül-eytan) ya m mukaddes mahal ittihâz kılınmışdır. Bir müsliman kuçuk yaşından tı-bâren, Kur’ân-ı kerîm okumağa alışdırılarak ve arabı ders er v^ rilerek kolaylıkla arabî lisânını öğrenir. Böylece, butun ıslam milletleri ile fikr alışverişinde bulunabilir.
bilhâssa nemâzın rüknleri, Cum’a nemazı, cema at ile nem^z ve imâma uymak gibi, umûmî üsûller ile de, adetleri farklı olan kavmleri islâmiyyet, birbirine yaklaşdırıp, müşterek bin tıkada vriSâSreTevk eier. Mekke-i mükerreme de, bir İslâm merkezi ve müslimânların toplandığı bir yer olarak, onların mukaddes yerleridir. Onu sevmek, muhâfaza ve mudafe’a etmek, dmı bir vazîfe ve bir borçdur. Çünki şark, garb, cenub ve şimal menıleket-lerinde bulunan mUslimânlar, ömrlerinde bir def a lerini görmemiş ve görmeleri de mumkın müslimân, hac farizasını yerine getirmek 1«‘"’ mede bir araya gelerek, ilm ve fikr alış-verışmde bu unur, dmı akı STnnançl ve sevgilerini te’kîd ederek, birbirleriyle kaynaşırlar. İste islâmın esâs maksadı, bütün milletleri ve kavmleri, imanda, ibâdetlerde ve güzel ahlâkda birleşdirerek, kardeş yapmakdır. [Dünyânın her neresinde ve] hangi zemânda olursa olsun, vele uyanlar, uydukları müddetçe, izzete, se adete ve muvaffakiyete kavuşurlar. Böylece, az zemânda yeryüzünde altıyuz milyon Lslimânın, asrlardan beri olduğu 8*“, eski İslam kuvvetm^^^^^ refini kazanıp, birbirleri ile sevişeceklerine, alemin huzûr ve se’âdet ile dolacağına hiç şübhe yokdur.
lerine vâkıf olmak isteyince, arabcayı öğrenmek gibi bir müşküle karşılaşmakdadırlar. Bir diğer husûs da, her müslimân ömründe bir def'a olsun, Mekke ve Medîneyi ziyâret etmekle mükellef olduğu için, Hicâz topraklarının diğer memleketler üzerine bir üstünlüğü zuhûr etmişdir. Hac yapma mecbûriyyeti, uzak memleketlerde oturan müslimânlar için, bir külfet ve zahmet olmak-dadır) demekdedir.
CEVÂB: Bu i’tirâzlardan birincisine cevâb olarak, (Ahd-i atîk) ve (Ahd-i cedîd)in incelenmesi kâfidir. Ahd-i atîk ve ahd-i cedîd her lisâna terceme edilirken, şimdiye kadar pek çok tahrîfâla uğramışlardır. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmini böyle tahrîflerden korumak için, arab lisânı üzerine indirdi. Papazların i’tirâzına bu cevâb kâfîdir.
İkinci i’tirâzlarının, ya’nî hac için olan i’lirâzlarının cevâbı ise, yukarıda beyân edilmiş idi. Burada tekrar etmeğe lüzûm yokdur. İslâm âlimleri, eserlerinde, Kur’ân-ı kerîmin arab lisânı üzere inmesini ve haccın hikmetlerini beyân etmişlerdir. Burada, sâdece mevzû’umuzla ilgili olduğundan, Kur’ân-ı kerîmin başka lisânlara terceme olunmamasında ve Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvereyi ziyâret hakkında bildirdikleri hakîkat-lerden birini bereketlenmek için bildirelim:
Akl ve irfân ehlinin ma’lûmu olduğu gibi, yeryüzünün çeşid-li iklimlerine dağılan insanlar, bir babadan ve anneden doğmuşlardır. Bunlar, zemânla çoğalarak bir çok kabîlelere ayrılmış ve aslî akrabâlıklarını unutmuş bir büyük hânedâna benzerler. Bu muhtelif kabîleler arasında meydâna gelen ihtilâf ve mücâdeleler ise, fikr ve akîdelerinin farklı olmasından, fikr ve akîdelerinin farklı olması da, lisânlarının ve âdetlerinin farklı olmasından ileri gelmişdir. Vatan sevgisi, insanda fıtrî bir haslet olup, herkes kendi vatanını sevdiğinden, her kavm ve milletin menfe’ati ve vatan sevgisi de muhtelif olmuşdur. Muhtelif kabîlelerin, milletlerin her birine zararlı olan bu ihtilâfların ortadan kaldırılması ve ıslâhı istenirse, onların aralarında bulunan ihtilâf sebeblerinin azaltılması ve birbirlerine yaklaşdırılmakdan başka çâre olamaz. Ya’nî:
1— İhtilâfa sebeb olan, lisân ayrılığının zararlarını yok etmek için, aralarında müşterek bir lisânın yerleşdirilmesi îcâb eder.
2— İhtilâf sebeblerinin en büyüklerinden olan, aralarındaki âdet ve üsûl farklarının zararlarının hafîfletilmesi ve onların bir diğerine yaklaşdırılması ve birleşdirilmesi için, hepsinin müşterek bir üsûl ve âdete bağlanması îcâb eder.replika telefon sizler icin hazırladı ve sundu.
replika telefon, replika telefonlar,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder