replika telefonlar,ndan islam bilgisi77

 replika telefonlar

replika telefonlar,ndan islam bilgisi77 evet ben ve replika telefon sizin icin elimizden gelen gayreti göstermeye devam ederken sizinde bildiginiz gibi replika telefonlar diyorki matta İncîlinin bu âyetlerinden anlaşılan, aslâ yemîn etmemek, kat’îbir emrdir. Hâlbuki, cem’iyyet içinde muâmelât sebebleri-nin en büyüklerinden olan böyle bir emniyyet vesîlesinin, büsbütün yok edilmesi akla ve hikmete uygun bir şey olamıyacağından, bunun da, İncilde yapılan tahriflerden biri olduğu zan olunur. Mû-sâ aleyhisselâmın dîninde olduğu gibi, islâmiyyetde de, yemîn vardır. İslâmiyyetde yemîn üç dürlüdür;

a)Yemîn-i Gamûs: Geçmişdeki birşey için, bilerek yalan yere yemîn etmekdir. Büyük günâhlardandır. Böyle yemînlere kef-fâret lâzım olmaz. [Hemen pişmân olup, tevbe ve istiğfâr etmelidir.

b)Yemîn-i Lağv: Boş yere bir işi yapdığı zannı ile, yanlış yemîn etmekdir. Dahâ sonra yapmadığı ortaya çıkınca, hiç hükmüne girer. [Ya’nî günâh da olmaz, keffâret de îcâb etmez.
c)Yemîn-i Mün’akıde: İlerde yapacağım veyâ yapmıyaca-ğım diye yalan yere yemîn etmekdir. Bir kimse yarın şu işi yapacağım diye va’dde bulunup (VALLAHİ) diyerek yemîn etse, dahâ sonra sebât etmeyip, o işi yapmasa (Hânis) ya’nî yalancı olup, keffâret vermesi lâzım olur. Bu kısm yemîne keffâret verilmesi husûsunda Kur’ân-ı kerîmde açık beyânlar vardır. Mâide sûresinin seksendokuzuncu âyetinde meâlen; (Allahü teâlâ sizi yemîn-i lağv ile muaheze etmez [cezâlandırmaz]. Fekat akd et-diğiniz [mün’akid] yeminlerde muâheze eder. Onun keftareti, çoluk çocuğunuza yidirdiğiniziiı orta hâli ile on fakîri doyurmak-dır veyâ çoluk çocuğunuza giydirdiğinizin orta hâliyle birer elbi-seyiy on fakîre giydirmekdir veyâ bir köle âzâd etmekdir. Bu üçünden birini yapmaya gücü yetmiyenin, üç gün müte’âkıben [peşpeşe] oruç tutmasıdır. İşte bunlar sizlerin yemînlerinize kef-fâretdir. Lisânlarınızı [yalan yere yemîn etmekden veyâ] yemininizi bozmakdan hıfz ediniz) buyurulmuşdur. Allahü teâlânın isminden başka, yer, gök ve başın için ve evlâdın için diyerek, yemîn etmek ise, çeşidli hadîs-i şerîfler ile men’ edildiğinden, şer’an câiz değildir.

13 — Matta İncîlinde yazıldığına göre, îsâ aleyhisselâm Tev-râtda olan kısâs âyetini naki etdikden sonra, beşinci bâbının otuzdokuz ve devâmındaki âyetlerde, (Fekat ben size derim ki; kötülüğe karşı koymayın ve sağ yanağınıza kim vurursa, ona sol yanağınızı da çevirin. Eğer birisi gömleğini almak isterse, ona kaputunu, abanı da ver. Ve kim seni bir mil gitmeğe zorlarsa, onunla iki mil git. Senden dileyene, isteyene ver. Düşmanlarınızı sevin ve size beddüâ edenlere hayr düâ edin. Herkese selâm verin) de-nilmekde ve başkalarına kötülük yapan, zulm eden kimselerin afv edilmesi bildirilmekdedir. Kısâs, ya’nî suçluyu cezâlandırmak temâmen inkâr olunmakdadır.

Kısâs mes’elesi, İlâhî kitâblarda meşrû’ olduğu gibi, Kur’ân-ı kerîmde de, emr edilmişdir. Mâide sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen: (Can, can için, göz göz için, burun burun için, kulak kulak için, diş diş için ve yaralamak içth kısâs vardır) buyurulmuşdur. Bekara sûresinin yüzyetmişdokuzuncu âyetinde meâlen: (Ey akl sâhibleri! Sizin için kısâsda hayât [ve sıhhat] vardır) buyurulmuşdur. Fekat öldürülen kimsenin vârislerinin ve yaralanan veyâ bir a’zâsı kesilen kimsenin, kısâs yapılmasını istemeyip, afv etmelerinin efdal ve pek hayrlı olması hakkında âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler vârid olmuşdur. Ancak, İncîlin kısâsı temâmen afv etmesi, tahrîf edildiğine, kuvvetli bir delîldir. Çünki, her dinde ve her kanûnda kısâs vardı. Hattâ, hıristiyan memleketlerinde dahî kısâs yapıldı. Eğer hıristiyanlar, bu İncîlin sıhhatini, doğruluğunu kabûl etmiş olsalardı, kısâs yapmazlardı.

(Bir yanağına vurana diğer yanağını da çevir. Gömleğini isteyene kaputunu da ver. Her gidelim diyen ile berâber git) emrle-ri de aynen kısâs mes’elesi gibi tahrîfâtdan olmalıdırlar. Çünki, böyle bir şerî’at ile dünyâda hiç bir kavm, hiç bir cem’iyyet hayâ-tiyyetini, varlığını devâm etdiremez. Bunun en açık delîli de, AvrupalIların, hıristiyanlığın bu esâslarına hiç i’tibâr etmemeleridir.

[Avrupada maddî refâh, ilm ve teknik, hep hıristiyanlığı terk etmek sebebi ile zuhûr etmişdir. Bu terakkîlerin sebebi, Avrupa-daki reformlar olmuşdur. Bu reformları yapanlar, Endülüsde ya’nî İspanyada İslâm medreselerinde ilm tahsîl eden AvrupalIlardır. Bunlar her dürlü terakkîye mâni’ olan hıristiyanhğa karşı cebhe almışlar, hıristiyanlığın terakkîye mâni’ olduğunu akl ve ilm ile isbât etmişlerdir. Hıristiyanlığı red eden, terakkîye mâni’ olduğunu isbât eden kitâblar yazmışlardır. İslâmiyyeti bilmeyen ba’zı câhiller, AvrupalIların yazdığı bu kitâbları okuyup, islâmiyyeti de böyle sanmışlar. Her dürlü ilerlemeği, terakkîyi, ilmi

Bütün bu anlatılanlardan sonra, insâf sâhibi, akili kimseler, Hıristiyanlık ve müslimânlıkdan hangisinin İlâhî kitâblara ve insanlık edeblerine, îcâblarına uygun olduğunu Allah için söylesinler.

11— İncilde, (Kim kadınını boşarsa, ona boş kâğıdını versin denilmişdir. Fekat ben size derim ki, her kim zinâdan başka bir sebeble boşarsa, onu zâniye eder. Ve her kim boşanmış kadınla evlenirse, zinâ eder) denilmekdedir. [Matta bâb beş, âyet otuzbir ve otuziki.]

Hıristiyanların islâmiyyetdeki talâk, ya’nî kadın boşamaya yapdıkları i’tirâzları ve bunların cevâblarını (TALÂK) bahsinde mufassal olarak anlatacağız. Fekat, bütün hıristiyanlara burada birkaç, süâl tevcîh edeceğiz:

a)Madem ki, dahâ önce zikr etdiğimiz Matta İncilinin beşinci bâbının yirmisekizinci âyetine göre, şehvet nazarı ile bakmak aynen zinâ etmek olduğu, îsâ aleyhisselâm tarafından bildirilmiş-dir. Zinâ sebebi olunca kadını boşamak ise, yine Mattanın beşinci bâbının otuzikinci âyetine göre lâzım olmakdadır. Şimdi hıris-tiyanlar arasında yabancı kadın ve erkeğin birbiri ile görüşmemesi gibi bir şey olmadığından, her Hıristiyan kadının, istediği genç erkekle ve her Hıristiyan erkeğin de, istediği kadınla açıkça veyâ gizlice görüşmesi âdet olduğu hâlde, hıristiyanlar zinâ nazarından acabâ nasıl kurtulabilmekdedirler?

b)Avrupa târihlerinde yazıldığına göre, Avrupada birçok hü-kümdârın hanımlarında zinâ fi’li bulunmadığı hâlde, hükümdâr-1ar hanımlarını boşamışlar [ve pek çok kadın ile evlenmişlerdir.]. Papalık makâmının hudûdsuz yetkilerine sâhib bulunan papazlar, hükümdârların o kadınları boşamasına nasıl müsâade etmişlerdir?

c)Bugün Avrupa kanûnlarında talâk [boşanma] bahsi yazılı ve mer’iyyetde olup, zinâdan başka, aşırı, şiddetli geçimsizlik ve gadab, hattâ kadın ve erkeğin rızâları ile boşanmayı îcâb et-diren sebebler olduğu hâlde, birbirlerinden boşanamamakdadır-1ar. Eğer zevç, yeni sevdiği kadını evinde bulundursa, zevcin zevcesini boşayabilme salâhiyyeti ve zevç ve zevcenin rızâları ile olan ayrılıkda dahî, zevç ve zevce üç sene geçdikden sonra, bir başka kimse ile evlenebilirler. Zinâ töhmeti ile olan ayrılıkda ise, en az on ay geçdikden sonra bir başkası ile evlenebilmesi müm-kindir. Bunlar Avrupa kanûnlarının ba’zı hükmleridir. Öyle ise, burada (Încîlin zinâ edeni hemen at, ayrıl) sözü nerede kalmı-şdır?

12— Incîlde, (Sizden öncekilere, yalan yere yemîn etmeyin ve

emr eden islâmiyyetde de, reform yapmak fikrine kapılmışlardır. Kendileri islâmiyyetin ışıklı yolundan sapmış, başkalarını da sap-dırmışlardır. Böylece, câhilliklerini ve ahmaklıklarını ortaya koymuşlardır. Dahâ önce bildirdiğimiz gibi, müslimânlar islâmiyye-te yapışıp, bağlandığı müddetçe, hıristiyanlar ise, hıristiyanlığı terk edip, uzaklaşdığı müddetçe, terakki etmişlerdir.

14— Matta İncilinde, (Her neye sâhib isen satıp sadaka ver) diye emr eder. [Matta bâb ondokuz, âyet yirmibir.

Kur’ân-ı kerîm ise, sadaka ve ihsânda bulunmayı teşvîk eder. [Bütün malını sadaka ver diye, emr etmez. Bütün malını sadaka verip, başkalarına muhtaç ve zelîl olmakdan men’ eder.] Nitekim, İsrâ sûresinin yirmialtıncı âyetinde meâlen: (Akrabâya hakkını ver [ki, o hak, hâllerine göre sıla-i rahm yapmak, muhtâc ve âciz olanlara nafaka vermek ve güzel geçinmekdir]. Hâllerine göre fakirlere ve yolculara [zekât^ve ta’âm] haklarını ver. İsraf edip, malını lüzûmsuz yere dağıtma) ve yirmi dokuzuncu âyetinde meâlen; (Elini boynuna bağlama [ya’nî cimrilik etme] ve elini temâ-men açma [ya’nî isrâf etme] ki, kötülenirsin ve başkalanna muhtâc olursun) buyurulmuşdur.

[Kur’ân-ı kerîm, sadaka vermenin, birçok günâha keffâret olacağını, afv edilmelerine sebeb olacağını bildirmekdedir.

15— Matta İncîlinin altıncı bâbının üçüncü ve dördüncü âyetlerinde, (Fekat sadaka verdiğin zemân, sol elin, sağ elinin ne yapdığmı bilmesin! Gizli şeyleri gören Baban, sana ödeyecekdir) demekdedir.

Riyâdan sakınmak için, sadakanın gizli verilmesi uygun ise de, başkalarını teşvîk için, riyâ maksadı olmaksızın âşikâre, açıkça vermekde de bir beis yokdur. Bundan dolayı Kur’ân-ı kerîmde sadakanın âşikâre, açıkça verilmesi de nehy olunmamışdır. Fekat, gizli vermenin dahâ efdâl olduğu da âyet-i kerîmede bildiril-mekdedir. Bekara sûresinin ikiyüz yetmişbirinci âyetinde meâlen: (Sadakaları âşikâre verirseniz ne güzeldir. Eğer gizlerseniz ve onları [sadakaları] fakirlere verirseniz bu sizin hakkınızda dahâ hayrlıdır ve günâhlarınıza keffâretdir. Allahü teâlâ sizin yapdık-larınızdan haberdârdır) buyurulmuşdur. [Bu âyet-i kerîmede açıkça verilmesi bildirilen sadaka, farz olan zekâtdır. Farz olan zekâtı açıkça vermek riyâ olmaz, dahâ sevâb olur. Tetavvu’ [nâfile] olan sadakayı ise gizlice vermek efdaldir. Gizli verilen nâfile sadakanın, açıkdan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâb olduğu hadîs-i şerîf ile bildirilmişdir.] Allahü teâlânın râzı olduğu yolda verilen maldan hâsıl olacak ecr ve mükâfât hakkında. Bekara sûresinin ikiyüzaltmışbirinci âyetinde meâlen: (Mallarını


16— Matta İncîlinin altıncı babında düâ ederken riyâ yapmamak lâzım olduğu yazılıdır. [Âyet beş ve devâmı.

[Riyâ, birşeyi olduğunun tersine göstermekdir. Kısaca, gösteriş demekdir. Kalb hastalıklarındandır. Kötü bir huydur. Ahiret amellerini yaparak, âhiret yolunda olduğunu göstererek, dünyâ arzûlarına kavuşmak demekdir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde ve Resûlullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şeriflerinde, İslâm âlimleri de kitâblarında, riyânın kötülüğünü bildirmişlerdir.]

Mâ’ûn sûresinin dört, beş ve altıncı âyetlerinde meâlen: (Gaflet ile, ehemmiyyet vermeden nemâz kılan ve nemâzlannı halk yanında, nifak ve riyâ ile kılıp, tenhâda terk edenler için şiddetli azâb vardır) buyurulmuşdur. Kehf sûresinin yüzonuncu âyetinde meâlen: (Kim Rabbine kavuşmayı arzû ederse, amel-i sâlih işlesin ve Rabbine yapdığı ibâdetde, Ona hiç kimseyi ortak koşmasın) buyurulmuşdur. Bu âyet-i kerîmeye göre, riyâ ile, ya’nî gösteriş için ibâdet etmek, şirk hükmündedir. Çünki, riyâ, gösteriş yapan, ibâdetinde, ma’bûda bir başkasını ortak koşmakdadır. Bu ma’nâyı te’yîd ederek, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâb-ı kirâma, (Sizin için en çok korkduğum şey, şirk-i asgara [küçük şirke], yakalanmanızdır) buyurdu. Eshâb-ı kirâm: Yâ Resûlallah! Küçük şirk nedir? diye sordular. (Riyâdır) buyurdu.

[Diğer bir hadîs-i şerîfde, (Dünyâda riyâ ile ibâdet edene, kı-yâmet günü, ey kötü inşân! Bugün sana sevâb yokdur. Dünyâda kimler için ibâdet etdin ise, karşılıklarını onlardan iste, denir) buyurdu. Riyânın zıddı, ihlâsdır. İhlâs, dünyâ fâidelerini düşünme-yip, ibâdetlerini yalnız Allah rızâsı için yapmakdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyuruyor ki, (Allahü teâlâ buyuruyor ki, benim şerikim yokdur. Başkasını bana şerik eden, sevâb-larını [va’d etdiğim karşılıklarını] ondan istesin. İbâdetlerinizi ih-lâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan amelleri [işleri] ka-bûl eder.) Muâz bin Cebeli “radıyallahü anh” Yemene vâlî olarak gönderirken, (İbâdetlerini ihlâs ile yap! İhlâs ile yapılan az amel kıyâmet günü sana yetişir) buyurdu. Başka bir hadîs-i şerîfde, (İbâdetlerini ihlâs ile yapanlara müjdeler olsun. Bunlar hidâyet yıldızlarıdır. Fitnelerin karanlıklarını yok ederler) buyurdu.]

17 _ Matta İncilinde, (Düâ ederken, putperestlerin yapdığı gibi, lüzûmsuz yere tekrârlar yapmayın. Zîrâ onlar, çok söyledikleri için, kabûl edileceğini zan ederler. Siz Ondan istemeden önce o, ihtiyâçlarınızı bilir. Siz şöyle düâ edin: Ey göklerde olan Babamız, ismin mukaddes olsun. Melekûtün gelsin. Gökde olduğu gibi, yerde de senin irâden olsun. Her günkü ekmeğimizi bize



bugün de ver ve biz suçlu olanları bağışladığımız gibi, bizim suçlarımızı (borçlarımızı) bağışla. Bizi iğvâya götürme. Bizi şerîrden kurtar. Melekût ve kudret ve izzet, ebediyyen şenindir. Âmîn) de-nilmekdedir. [Matta bâb altı, âyet yedi ve devâmı.]

[Burada, (gökde olduğu gibi yerde de senin irâden olsun) denilerek, Allahü teâlâya âcizlik isnâd ediliyor. (Biz suçluları bağışladığımız gibi, bizim suçlarımızı da sen bağışla) denilerek, hâşâ Allahü teâlâ minnet altında bırakılmışdır. Biz yapdığımız gibi sen de yapmağa, hâşâ mecbûrsun denilmekdedir. Yine burada sâdece ekmek istenmekdedir. Hâlbuki, Allahü teâlâdan bütün ni’metleri istenmeliydi.]

İncîlde bundan başka bir düâ yokdur. Bunun için hıristiyan-1ar, hergün bu düâyı okumakla me’mûrdurlar. Müslimânların her günkü düâsı, Fâtiha-i şerifedir ki, beş vakt nemâzın, her rek’atinde okunur. Böylece, hergün en az, kırk kerre okunur. Fâtiha-i şerîfe sûresinin meâl-i şerîfi şudur:

(Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahnıân ve rahîm olan Allahü te-âlânın ism-i şerifini okuyarak başlıyorum. Hamd ve senânm en ü.s-fünü, bütün âlemleri [yaratan, bir nizâm üzere birbirine bağlayan] Allahü teâlâya mahsûsdıır. Allahü teâlâ, dünyâda ve âhıretde kullarına çok merhamet edicidir. Kıyâmet gününün mâliki [ve hâkimi] yalnız Odur. Biz, ancak sana ibâdet ederiz [Senden başka ibâdete lâyık ve müstehak olan hiçbir şey yokdur.] Ve ancak senden yardım isteriz. Bizi [İ’tikâdımızda, fVllerimizde ve sözlerimizde ve ahlâkımızda ifrât ve tefrît arasında orta yol olan] doğru yolda bulundur. [Dîn-i İslâm ve sünnet-i enâm “aleyhissa-latü vesselâm” olan sırât-ı müstakimde bizi sâbit eyle]. Bizi kendilerine [fadi ve ihsânın ile] ni’met verdiğin kimselerin [Peygamberlerin, Velîlerin ve Sıddîklerin] yolunda bulundur. [Hakkı kabûl etmeyip] senin gadabına uğrayanların ve sapıkların yolunda bulundurma! [Yâ Rabbî. Âmîn; Kabûl buyur Allahım!]) Bundan başka, Kur’ân-ı kerîmde yüzlerce düâ vardır ki, her biri ve ma’nâ-ları tefsîr kitâblarında uzun yazılıdır.

18 — Matta İncilinde, (Düâ etdiğin zemân, iç odana gir ve kapıyı kapayarak gizli olan Babana düâ et! Gizlide gören Baban, sana âşikâre ödeyecekdir. Semâvâtda olan Babanız, kendisinden isteyenlere, pek çok ihsânlar verecekdir) denilmekdedir. [6-6]

Kur’ân-ı kerîmde [Allahü teâlâya düâ edenlere verilecek ecr-leri [karşılıkları] ve düâ etmek lâzım olduğunu ve yapılan düâla-rın kabûl edileceğini bildiren pek çok] âyet-i kerîmeler vardır. Mü’mîn sûresinin altmışıncı âyetinde meâlen: (Bana düâ ediniz, size icâbet edeyim [kabûl ederim]) buyurulmuşdur.replika telefonlar sizin icin sundu.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder