günes gözlüğü modelleri ile felsefeler5

 güneş gözlüğü modelleri


günes gözlüğü modelleri ile felsefeler5 bugün ben yine sizler icin hazırladıgım  yazılamı sunarken günes gözlüğü modelleri ve günes gözlüğü fiyatları bana eslik ettiler sizinde bildiginiz gibi günes gözlüğü modelleri diyoruzki Kim ki onu işittikten sonra değiştirmeye kalkarsa onun günahı onu değiştirmek isteyen şu lamselerin üzerinedir. Şüphesiz Allah hakkıyla Gören ve Bilendir.”
Hamd. âlemlerin Rabbına, salât ve selâm, efendimiz Hazret-i Muhammed (sav)’e ve âline we ashâbma olsun; ve yine selâm bütün nebilerle rasullere olsun!..
Ey Hak rty»» Hüsameddin! Üçüncü cildi gfdr Bir şeyin üç kere olması sünnettir
Üçtkıcû kitapta sffiar hazînesini aç, özürler dilemekten vaz geç Senin kuvvetin. Hakk m loKvetinden zâ-Nr olmada, yoksa onu, yaradılışının da-mariarmdan sanma
Rti. pamuğu ve yağı olmayan şu p)ariak güneş kandilini gör.
İpi ve direği olmaksızın daima duran gök tavannı seyret
Cibril'in kuvvetinin gıdası mutfaktan değil, Cenabıhakk’ın cemalinin nurundandır.
Tann dervişlerinin kuvveti hep böyledir, o Hak tandır, yemekten ve tabaktan değil.
Onlarm cismi nur oldu, şüphe etme. Onlar ruhu da. meleği de geçtiler.
Sen de, yüce Hakk ın vasfıyla vasıflanırsan, Haiy Peygamber gibi ateşin zararla-nndan kurtulursun.
t Ey mizacında unsurların esir olduğu kimse! 0 zaman sana da ateş, soğuk ve emin olur
Her mizaç için unsurlar esastır ama, senin tab m unsurlardan üstündür.
0 nnzaç, bu geniş âlenxlen birlik vasfıyla sende revaç bulmuştur.
Ne yazık, hafiun anlayış sahası ve boğazı gayet dar
Ey Hak ziyası Hüsameddin! Bu sana mahsustur İd, tatlı sözün taşa bile boğaz bahş eder
Tur dağında Hakk ın nuru tecelli edince onun boğazı hâsıl oldu. Şarap içerek şuu-aı gitti
^0 tecelliden dağ parçalandı. Onun deve bi oynadığı görüldü.
Herkes bir lokma verebilir, ama boğazı ancak Cenabıhak bağışlar.
O. ruha da, cisme de boğaz ihsan eder İstese senin her uzvınu konuşturur
Yalnız bu ihsamı, yüceldiğin. kötü işlerden uzaklaştığın zaman yapar
20 Sen de sultanın sımnı kimseye ifşa etmeyip şekerini sinekten koruyasın.
Hak sırlannın vâkıfı, yüzlerce dili olduğu hâlde susan susam çiçeği gibidir
Allahın lütfü, su içip otlar bitirmesi için toprağa da boğaz bağışlar.
Hayvanlara dahi boğaz ve dudak ihsan eder ki, topraktan otlasınlar.
İnsandan ruh ve görüş uzaklaştı mıydı, yine toprak onu yer.
Hepsi ağızlannı açmış zerreler gördüm. Gıdalarını söylesem bahis uzar.
Yapraklann, çiçeklerin gıdası O nun nimetlerinden Dallara dadı. O nun umumî bir lütfü.
Bütün azıklara da O nzık verir Gıdasız buğday nasıl meydana gelir?
Bu söz anlatılmakla bitmez. SöylenÜen, bu güzel sözün parçasından bir parçadır
Bütün âlemi hep yiyen ve yenilendcn ibaret, geri kalanlan da kutlu ve makbul bü
30 Bu cihan ve sakinleri boyuna dağılıp durur O âlem ve yolculzın ise ebecfîdirier
Bu cihanın ve O na âşık olanlann sonu yoktur. O cihan halkıysa daimî ve beraberdirler.
Kerem sahibi, gönle lütfuyla abıhayatı içirip onu ebedî kılandır.
Kerim, “Bâkıyatü’s-sâlıhar olmalıdır ki, belâ ve tehlike korkusu çekmesin
Onlar binlerce de olsalar, mevcutta birdirler Bu hayal sayıda gizlenmiştir.
Yiyenle yenilenin boğazı ve gırtlağı, ga-Iip4c mağlûbun aklı ve rey i var
Ccnâb-ı Hak, adalet asasına boğaz ihsan etti de o, nice ip ve asalan yuttu
O asa, bu gıdadan semirmedi. Zira kendi şekli ve yiyişi hayvani değil
Hak, her hayali yemesi için yakine asa gibi boğaz verdi.
Ayan gibi meanî de gıdalanır Huda, me-anînin de boğazının rızkını verir.
Çöller, denizler, dağlar, bağ^ ve tarlalar
Güneşin, ayın, yıldızlann parlati^ ve aydınlık bir sema var
Cenub ve şimal rlizgârian eser ^
bahçeler düğün süsü ve sevınd ıçı^j^^
Şüphesiz bütün bu acayip şeyler lemez Sense bu karanlık yerde re esirsin!
Bu daracık çarmıhta gerilmiş kan yiyip mede, mihnet ve meşakkat mahpesır^ ağlayıp durmadasın.
O, kendi hâlini kıyaslayıp bınJan jr^ eder. Bu elçilik de onu kâfir kılar
AycUuı balığa kadar bütün mahlûklann gı-dalannı yutacak bir boğazlan vardır.
Can boğazı düşünceden uzaklaşınca onun rızkı o zaman yüceliğe ait olur.
Bunun şartı mizacı değiştirmektir. Zira kötülerin ölümü kötü mizaçtandır.
İns^ınIn mizacı toprak yiyici olursa rengi saranr, kötüleşir, hasta ve düşkün olur.
O, çirkin mizacını değiştirirse zulmetini nura tahvil etmiş olur
Dedi, süt emen çocuğa türlü güzel nimetler verdigirKİe,
Gerçi ona memenin yolu kesilmiş olur ama. yüzlerce bahçenin de yolu açılır.
O zayıf çocuk için meme, bunca nimetlerden faydalanmeısına bir mânidir.
İnsanlann yaşaması sütten kesilmekle olur Sözün kısası sen de yaveiş yavaş bundan kurtulmaya çalış
Ana kamında bir cenin iken gıdan kandı. Mümin pislikten kolayca pâk olur.
Gıda, kan iken süte döner. Çocuk sütten kesilince de lokma yiyici olur.
lx>krnadan da kesilince l-okman gibi olur. Gizli avı taieb etmeye başlar.
Ana karnındayken bir cenine deseler ki, ] Dışarda güzel bir âlem var.
Enine boyuna iç açıcı bir yer Orada pek çok nimetler txılunur
60 Der ki, “Bu bir hiledir, olmayacak bir iş rün bunu tasavvur etmesi ne kadar güç!“
Buna benzer bir şey görmediği için onm idrakinin küfür ve inkârda da bir tasaa yoktur.
Cihan halkı da buna benzer. Hak ehli, ciğer âlemden bahsedip,
“Bu dünya karanlık ve dar bir kuyudur, daha güzel başka bir âlem vardır" dese
Bunlar âmânın kulağına girmez Zira tamahı ona kat kat perde olmuştur
Tamah kulağın duymasına mânı, garaz gözün görüp anlamasına bir bağdır
Bu da şuna benzer ki cenin kana tamah ettiğinden kan aşağılık yerlerde cmı ^ dası olmuştur.
Çünkü o bu dünyadan ayrıdır, gıdası kan ise de onun için makbuldür.
Nasihatçinin nasihatini terk ederek hırstan fil yavrusunu yiyenlerin kıssası
Dinle, Hindistan’da bilgili bir adam dostlarından bir kaç kişinin.
Aç ve çıplak olarak uzak bir sefeıden geldiklerini gördü.
i?nfi*İd^ merhamete gelip hepsn J den Kerbela mıhiKrti çekmedesina
' yto. Allah <in ey yüc« kavim' Rl yavrulu yemeyin
VûluHiala filler vardır, yavrularını avla-^an sakının
Yokma f»l yavnian ile doludur Onlan acılamak gönlünüze hoş gelir Onlar güçsüz, kuvvetsiz, güzel ve semiz otlrr de analan pusuda gozetleyicıdir Yavrusunun ardından yüzlerce fersah ka-t«dlp ağlayıp ah u feryat eder
Hortumundan dumanlar, ateşler çıkar Onun sevdiği yavrusunu avlamaktan sakının dedi
Ey oğul! Veliler de Cenabıhakk’ın çocuk-bndır Gaib de, hâzır da olsalar, Hak onlardan haberdardır
Onlann kusurlannı gıybet edici olma. Onların koruyup gözeticisi Hakk ın gayretidir.
I Tann, Veliler, benim çocuklarım gibidirler Bu dünya gurbetinde işten, güçten beridirler,
İmtihan için onlar hor ve yetim oldular. Fakat mânada bana dost ve arkadaştırlar.
Benim muhafazama sığınmışlar, benim evlâd u lyalim gibi olmuşlardır.
0 dertliler benim dervişlerimdir. Yüz bin-lercedırler ama yine bir beden gibidirler” dedi.
Yoksa Musa, bir değnekle Firavun u nasıl mağlûb edebilirdi?
Veya Nuh bir beddua ile şarkı da, garbı da nasıl suya gark edebilirdi.
Vievlâ murat etmeseydi kerem sahibi jjt un duası o kavmin şehrini yerlere ge-;irebilir miydi?
şehirleri sanki cennet gibiydi. Bağ ve lahçeleri kara bir suya döndü.
kj kara su Şam civarında Kudüs’e giden d üzerindedir.
dakk a tapan nice yüz bin pe^^arnber avmini cürümleri dolayısıyle
ıtacak olursam uzun sürej , hem dağlar taşlar kan ol
Taşlar kan olur ve kan donar Sen bunu görmezsen körsün, var kendi-ne bir çare ara. V ' ^
Kör ama uzağı görür ve gözü keskin-dir Gördüğü de ancak devenin yüküdür
Hırsla insan her şeyi mceden inceye tet kik eder ama ayı gibi boyuna maksatsız oynar durur.
Kendini, benliğini yok edecek yerde sevinçle oyna. Zira şehvet yarasından pamuk uzaklaştı
Salınıp oynamak meydanda, kanlara bulanıp raks etmek erenlerde olur
Nefs elinden kurtulunca elleri çırpar, nok sanlardan arınınca raks edip oynarlar
Mutripleri, onlann derununda def çalmada, deniz coşkunluklanndan köpürüp coşmadadır.
Şüphesiz sen onlan görmezsin ama dallarda yapraklar bile el çırparlar.
D çırpan yapraklan görmüyorsun. Çünkü senin gönül kulağın yok ki, tuttuğun beden kulağı.
100 Yalan dolan başındaki kulaktan uzaksa aydın can şehri aşikâr olur.
Hazret-i Peygamber, söz sırlannın hâzinesidir. Cenabıhak, Kur’an-ı Kerimde onu “kulak” diye vasfetti.
Hazret-i Muhammed (sav) baştan başa kulak ve gözdür. O mürebbi, biz de sanki onun çocuklanyız.
Bu sözün sonu yok, gel bitir. Fili yiyenlerin hikâyesine dön.
Fil yavrusuna saldıranların hikâyesinin geri kalan kısmı
Fil, onlann ağızlannı koklayarak midelerinden bir şeyler arar
Hangisinde yavrusunun kebabı kokusu varsa, intikam için onu perişan edecektir
Sen de Hak kuilannın etini yiyorsan. Gıybetinin karşılığı apaçık bir cezadır.
Halik, ağız kokusundan haberdardır. Sadıklardan başkasının canı kurtulamaz.
j-lfptme ağır bir uyku bastı Rlı ypmcytp Kiİmi adamsa onlann çobanı gibiydi
Çdk kılgın bir filin geldiğini gördü İlk ön-ot kandisin* yaklaşmıştı ^^711 ûç kere koklayıp o zavallı yavru-sLif^dan bir koku bulamadı
Be kaç kere etrafını dolanıp, insafını gör İQ ona bir zararda bulunmadı
19 Uyı^anlara yaklaştı Hep>sinin agzıredan koku^ ahp meseleyi anl^dı
Yavrusunu kızartıp yemişlerdi Onlan hemen ökkirdü
0 güruhu birer birer zahmetsizce ayaklarıyla eziyor,
Korkusuzca havaya fırlatıyor, güçsüz be-denlen parça parça oluyordu.
Ey halkın kanını emen! Yeter artık, el çek. yoksa nwlûmun kanı senden intikam almasın
Halkın malı kanıdır, anla. Zira mal, gönül kanına yakındır.
Yavru filin anası kin güder, yavrusunu yiyenden intikam alır.
Ey rüşvet yiyen! Sen fil yavrusu yemedesin, lâkin hasmın seni kahredip intikam alacaktır.
Hilenin kokusu sahibini rüsva eder. Fil, yavrusunun kokusunu bulur.
Tâ Yemen den Hak kokusunu tanıy2in, ba-ühn kokusunu anlamakta güçlük çekmez.
i Uzak yoldan kokuyu alan Rasulullah (sav) ağızlann kokusunu anlamaz mı?
Anbr ama gizler. İyi koku da, kötü koku da göklere yükselir.
Sen gaflet uykusundasın. O haram kokuysa yeşil semaya ulaşmada.
Pis kokulu nefeslerle yoldaş olup göğün koku alanlan ondan haberdar
Yemin ederken nefesin kovucuKjk eder Beraber oturanlarca hakikat < makjm dur
Fena koku, duanın reddedilmesine sebeptir. Taş gibi katı kalbe lisan yardım etmez
O duanm karşılığı. “Sesinizi kesin" efir Her hiJekânn cezası red değneği okır.
Eğer sözün eğri, kalbin doğruysa kerem szüııbi Mevlâ o eğriliği affeder
Dostların indinde dostların hatasının, yabancıların doğrusundan daha makbul olduğu
170 Hakkın makbul ve doğru Bılâl’i ezan okurken, “Hayyı” lâfzını “heyyi" diye telâffuz ederdi
Hazret-i Peygamber (sav)’e, “Nübüvvetin başlangıcında böyle yanlış okuma doğru olmaz.
Ya Nebi, ya Rasulallah! Daha fasih bir müezzin olsa.
Din ve sulhun daha başlangıcında Hay-ya ale’l-felâh’ın yanlış okunması ayıptır” dediler.
Fahr-i âlem (sav) hiddete gelip gizli inayetlerin mânasına vâkıf olarak,
“Cenabıhakk’ın yanında Bilâl'ın -Hayyı-sı nice ha'dan ve hı’dan makbuldür.
Daha fazla konuşup sımnız ortaya çıkmasın Önünüz ve sonunuz kap>alı kalsın” dedi.
Eğer dua için temiz bir nefesin yoksa, temiz gönüllü dostlardan dua dile.
Hak Teâlâ'nın, Musa Aleyhisselâm’a, **Bana duayı, günah işlememiş olduğun bir ağızla eyle** diye emretmesi
Cenabıhak Musa’ya emretti ki, “Hacet zamanı dua ederken.
Ya Musa! Günah işlememiş bir ağızla bana sığın, dua et.”
180 Musa, “Bende öyle bir ağız yok” diyince j Cenabıhak, “Başkasının ağzıyla dua et.
Başkastfiın ağiiyla günah işleyemezsin r A ! Gayrın ağzıyla f-|akk a dualar kıl buyurdu
(AjSen de öyle çalış ki ağızlar daima gece gündüz sana dua etsinler
Günah işlemediğin ağız, başkasının özür dileyen ağzıdır
Ya git, kendi ağzını temizle veya ruh kuşunu çevikleştir
Zira Hakk’m adı temizdir Temizlik gelince pislik mahv olur.
İki zıdduı bir araya gelmesi mümkün değildir Aydınlık olunca gecenin karanlığı yok olur
Ağız Hakk’ı anınca şüphesiz üzüntüler, kederler gider
Niyaz ehlinin Allah’ı zikri, Hakk’ın onu kabul etmesi ile *’Lebbeyk” in ta kendisi olduğu
Birisi, her gece “Allah” derdi. Tâ ki bu zikirle ağzı tatlılansın.
Şeytan dedi ki, “Ey yüzsüz! Sus. Ey boyuna Hakk ı eınan! Ne vakte kadar zikredip duracaksın?
200 Ağzı ve kalbı üzerinde kült j ihtiyaç anmda ağlayıp sıziemntı * ^ Cenabıhak Firavun a bmca md rnCA O da büyüklük, ululuk damraı
O mayası bozuk. Hakk a karşı lemesin diye ömründe hiç baş ağm görmedi
Hak, onu cihan mülküne sahip ıtı dert, elem ve meşakkat vermedi
IW Ey bahtsız! Hak’tan sana bir cevap gelmiyor. Ey yüzsüz! Bu sesleniş ne zamana kadar?”
Bu sözden gönlü kınidı. Başını yere koyup uyudu. Rüyasında yeşillikler içinde Hızır'ı gördü.
Hızır, “Hakk ı zikirde acele et. O nu anmaktan niçin vazgeçtin?” deyince,
Adam, “ Lebbeyk- diye bir cevap gelmedi. Kapısından reddedilmekten korktum” dedi.
Hızır dedi ki, “Hakk ın emri budur. O nun tenbihini sana söyleyeyim.
-Senin zikrini o an kabul edip, seni o zikirle meşgul eyledim.
Senin zikirle meşgul olman bizim Lebbeyk imizdir. O niyazın, o feryadın bizim habercimizdir
Çareler arayıp yalvarıp yakarman seni bize çekip yaklaştırmanın bir haberidir.
210. Tâ kıyamete kadar mağara önünde kapsız kaçaksız rahmet suyunu, yemeğini^ yip içer.
Niceleri vardır ki, sureta hakir bir kopek gibidirler ama perde arkasında gizlenmiş arşlarıdırlar.
Ey oğul! Bu aşk kadehi için canffiı ver Cihadsız, çalışmaksızın zafer olmaz.
Aşk kadehine sabır zor değildir Sabırlı d zira sabır darlıktan, sıkıntıdan kurtuluşun anahtarıdır.
Bu pusudan ancak sabırla kaçıp kutulu nur. Sabır, ihtiyatın tam olmasını sağlar
İhtiyatlı ol, çünkü gıdan zehirdir. İhöyal peygamberlerin nurunun eserlenı Yele, havaya tâbi olan kimse „ benzer. Dağ ise rüzgâra karşı koyar
Gönül derdi, dünya mülkünden iyıcbr 2^ ra her an Hakk a niyazına sebep olur
Dertsiz gönlün niyazı soğuktur Dertlifertı feryadıysa Hakk’a ulaştıncıdır
Derd ehli feryadını gizleyip öylece 0 Ev vel i zikreder.
Temiz, saf ve hüzünlü niyaz, “Ey % hım, ey kendisinden yardım istenilen, ey yardım edici Rabbim! şeklindedir O yolda, köpeğin sesi bile cezbesiz değil Bil ki yol kesicisiz tâlib olmaz Ashâb-ı Kehfin köpeği pislikten kurtu lunca has kullann sofrasına kavuşt
ınddr^ setftıfli yar
gulyahani seni ç^mp kartleş. yol burdan dinle beni.
Ben kılivuaırn. bana yoldaş ol. Zira bu inci yol fon derece çetindir
Fıltfil o ne rehberdir, ne de yoldaş Ey Ymırf gibi olan' Onunla gitme, zira o kurt huyludıe
jH Ev ganh' İhtiyat odur kî bu fâuıi dteıyanm levk U Mİas sem aldatmasın
Onun ya^» da. tatlısı da yoktur Sözleri büyüden ibarettir
Der ki. “Sen benimsın, misafırimsin, gel ben. işte meskenin, işte evin."
“Tadım tuzum, iştiham yok, fjck çok hastayım" diyebilene ne mutlu'
Sen de. Zaten başım ağnyor, bir de sen ağntma Hem beni dayızadem çağırmada’ dıyesin.
Zira ihsan ettiği bir şerbetin bin zehri var. Her biri vucudda yaralar hâsıl eder.
Sana elli altmış altın verse de o b€ilığın oltasındaki el gibidir
Vermez ama verse de hiledir. O yalan dolan sözleri içsiz ceviz gibidir.
İçi çürümüş cevizi seni akılsız eder. Binlerce akJı, bir akıl bile saymaiz.
Senin dostun amel kesendir. Vîse’nin âşı-kı Râmîn’dir
30 Vîse de sen, mâşuk da sensin. alet ve hevestir.
^nyaısız. (, Bj|n onun :
tir köylünün, bir şehirliyi ısrarla davet edip onu aldatması
Ey kardeş’ Eskiden bir şehidi üe bir \ ^
köylünün tanışıklığı okluğunu naklederler
Köylü, şehre geldiği zamanlar şehirlinin evinde otunırdu
İki üç ay ona misedir olur, dükkânında ve sofrasında bulunurdu
740 Her ne ihtiyacı olursa, şehirli onu karşılık beklemeden yerine getinrdî.
Köylü bir gün şehirfıye dedi ki. “Ey efendim'
Bir kerecik olsun sen de btae gelmedin
Çoluğunu çocuğunu alıp getir Şimdi ilk bahar ve gül zamanıdır.
Yahut meyve zamanı buyurun Candan, gönülden size hizmet edelim.
Çocuklannı, akrabalannı getir üç dört ay bizde yiyip için
Zira köyün bahan güzel olur Tarlalar, lâle bahçelerine döner.”
Şehirli, vaziyeti idare için ona vaatte bulunduysa da aradan sekiz yıl geçti
Köylü her sene, “Ne zaman geleceksin?
Zira kış gelmede” dedikçe;
Şehirli, “bu yıl bir misaiirimiz geldi” diye bahane bulur,
“Bu yıl misafirden kurtulursam, gelecek yıl sözümü yerine getiririm” derdi.
Devlet odur ki, davet vaki olunca ağyara kanıp aklanmayasın.
Onlann davetini, kuşlan tuzağa düşürmek için çalıneın ıslık gibi avcının bir hilesi bil
Tuzağın üstüne de ölü bnr kuşu koyup onla-n aldatıp avtamak için kuş gibi sesler çıkarır
Kuşlar onu kendi cinslerinden sanıp gelince tuzağa tutularak akıllan başlanndan gider.
Veya o kuşa Cenabıhak tedbâ^Sihİni vermiş olsun ki o tuzak sesinj
250. Köylü de, “Ey hayır sahibi! Senin çoluğunu çocuğunu görmek için bizim evlâd u lyal bekleyip durmada” diyordu.
Her sene leylek gibi köylü, şehirlinin evine yuva kurardı.
Şehirli her yıl onun için para harcar, ihti-yaçlannı görürdü.
Nihayet o yiğit üç ay daha akşam sabah köylüyü yedirip içirdi.
Köylü artık utancından şehirliye, “Bu aldatıcı vaatler ne vakte k^ıdar?” dedi. Şehirli de, “Ben de can u gönülden istiyorum ama, her şeye hâkim oleinin hükmüne bağlıyım
^ Ka^, Mgrcr Itinr ymlnltr «İp ’Çoojktennlt ggl. ıvhalça j«4iln« b^ı* dlyırrrk.
fiıni luM> üç km and acip, *Aiah aşla^ na gdmayt gıyrat af* dadi
Tam on yd bOyla gdk> gaçi. Har aaiarln-<k dBMtC va uaat bOyit oiuyoniu.
İM ^^ahirinin çocukian daddar ki. Baba, bulul da, ay da. gOlgt dt aafar adartar.
Onun üaarmdg bunca hakkvı var Aranızda br aniaşmazkk da oknadı O dahi bir karyıkk vmnek, misafıHigin hakkmı Ödamak isler
Balıanızı tahrik etmek lâzım" diye bize ^dtre tenbihlerde bulundu "
^hırfi, "l.y yavnjcuğum* Gerçi bu doğrudur ama İyilik ettiğin kimsenin şerrinden sakın demişlerdir
Oıstkıktan maksat muhabbettir Bunun bozulmasından korkanm" dedi.
Bazı sohbet, keskin kılıca benzer Bağı, bahçeyi kış gibi helâk eder Bazı sohbet de sayısız feyizlere sebep olan üklıahar gibidir
llıtiyat hileden, kötülükten kurtulmak için kötıi zanna düşmektir.
Hazret-i Peygamber (sav) “Suizan ihtiyattır" dedi Ey fodul! Her adımda bir tuzak var.
İTİ Gerçi sahra geniş ve dümdüz ama. gafil olma, her ackmda bir tuzak gizli.
Dağ keçisi, “tuzak yoktur" derse de koşunca o meydana çıkar.
Ona. ^Tuzağı yakinen gördün mü?" diye sor Sahrayı gördün ama, tuzağı göremedin.
Pusu ve tuzak oknakstzaı avcılar, çayırlığa hiç kuyruğu bırakırlar mı^
Gaflet içinde dolaşanlardan nişan olarak kemik ve kelleler kaldı
tm Her admda kör gfb acbn m <kn ve kopekten salon
Kör. yokın tehfchahhndm için titreyerek ve korioı adım atar
Sen dumandan kaçarken ntş,  Lolona arzurken kerxiin yılana
SebalıUrın hikayesi, nimttt »yı^ isyan ve küfrün uğursuzluğu, v^anın fazileti
SebalıJann hikâyesini okumadın Vb ya okudun da sana boş sözden. ibaret geldi
D2iğın sesten bir haberi olmaz Onun mi na kulağı yoktur ki bir tesiri okun
Dağ kulaksız, akılsız ses verir Sen suv^ ca o da susar.
Cenabıhak, Seba halkına nice genak rahatlık ve köşkler, bağlar, bahçeler â san etti.
Onlarsa nimete şükretmediler VMk Iıkta köpekten aşağı oldular.
Köpeğe bir lokma ekmek verilse o. kap da hizmetkâr olur.
Oranm bekçisi, muhafızı kcsöıp her oı« katlaneırak sabreder.
Daima o kapıda kzıJır. Başka bir mek onun için nimete küfürdür Oraya, gündüz veya geceleyin bir köpek gelecek olsa, onu 'mnaz.güneş gözlüğü modelleri sizin icin sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder