birebir ürünler ve psikoloji konulari8

 birebir ürünler


birebir ürünler ve psikoloji konulari8 evet arkadaslar siznde bildiginiz gibi  birebir ürünler diyorki Eğer ıkı bellek deposu olduğunu varsayarsak bu durumda, katılımcıların serbest hatırlama sırasında, o an en son sunulmuş olan ıtemlerı, yani kısa süreli bellekte olanları bildirdikleri görülür. Grafikte eğrinin eriştiği son noktayı belirleyerek, KSB’in depolama kapasitesini bulabiliriz. Sunulan ıtem sayısı nadiren sekizden fazladır. Bu yüzden ikili bellek modelini savunanlar, iki deponun var olduğu ve kısa süreli belleğin de sekiz itemden daha az bir kapasitesi olduğu sonucuna vardılar.
Belleğin bir depodan mı yoksa iki depodan mı oluştuğu meselesi hâlâ tartışmaya açıktır. Bu konuda her iki taraftan da farklı görüşler öne sürülmüştür ve bu belirsizliğin sona ermesi için daha çok
Üçüncü bölümde öğrendiğimiz gibi, sınırlı olan duyusal sistemimizle keşfedebildiğimiz bilginin miktarı oldukça büyüktür. Bilginin büyük bir kısmı bizim için ilgi çekici değildir ya da söz konusu bilgi, yönetebılme kapasitemizi aşmıştır. Bu bilginin sadece küçük bir kısmı kısa süreli belleğimiz tarafından işlenir. Uygun bir şekilde işlenen bu bilginin sadece bir kısmı uzun süreli belleğimizde tutulabilir.
Birkaç yuz mılısanıyelık nöral faaliyeti saymazsak, duyusal depomuz (görsel ve diğer depolar) hiçbir şeyi deptılamaz. Krsa süreli bellek bazı bilgileri tutabilecek güçtedir. Uzun sureli bellek ise limitsiz bir depolama kapasitesine sahiptir. Bu uç hipotetik belleğin ömrü, onların depolama kapasitelerini yansıtır. Depolama sistemleri için bir kılavuz olarak görülmesi gereken bu hipotetik bellek sistemlerinin bazı özellikleri Tablo 7.1’de gösterilmiştir.
Bir biliş sisteminin geliştirilmesi, çok fazla miktarda tahmin içerir. Bu bölümde anlatılan scstcmler zahmetli bir çok deneyin sonucu olsa bile hâlâ, göZ' Icnebılen temel yapıların mahiyetinden hareketle
ilTKSinıt ojretmenim birçok kereler bize “Dikkat etmezseniz, hiçbir şey öörenemez-4: 3eıt«îli Oysa bilinçli bir dikkat olmaksızın da bir şeyler öQrenmek mümkündür ^^''rrııen tesadüfi ööfenme (incıdental learning) diye adlandırılır Şayet konulara 'M'Netsek öOrenmenin ve belleğin artacağı da bir gerçeklır i fc' jk yaşantımızda, sürekli olarak uyarıcılarla, genellikle de reklâmlar ve haber uyarılıyoruz Bunlar bizim dikkatimizi çekip, içimizde satın alma ihtiyacı [|ıZ'fOdar Reklâmcılar ve gazele editörleri dikkatimizi çekmek için, dikkat ile belleği ve tuhaf, acayip, paradoksal veya uygunsuz konular sunarlar Bu kışkırtıcı iHptt etmek içm bir hafta süreyle her gün birkaç dakikanızı ayırın Bir önceki «latılan dikkat ve onun bellek üzerindeki etkilen üzerinde düşünün
Bu ncİLUya kadar bellek bilmecesinin bir kısmını çözmeye yardım eden denevlere txlaklandık. Bu çalışmalardan, bazı deneyimlerimizin uzun sure bel İcmalinizde dururken, bazılarının belleğimizde kısa bir süre tutulduğunu ('iğrendik 1960’lı yıllara kadar yoğun şekilde bellek araştırmaları yapıldı vc sistemli, kapsamlı bellek teorileri de bu donemde formüle edilmeye başlan-dı. Bu bolümde halen varlığını sürdürebilen teorilerden bazılarım inceleyeceğiz.
Bellek tünelim ziyaret eden ilk modern davranışsal model, birincil bellek kavramıyla çoğu modern teori için bir hareket noktası teşkil eden Waugh ve Norman (1965) tarafından geliştirilmiştir. Teori dualıstıktır; Birincil bel-lek(prımary memory), kısa süreli depolama sistemi, ikincil bellekten (secon-dary memory), yanı uzun sureli depolama sisteminden bağımsız olarak kav-ramlaştırıldı. Waugh ve Norman, Willıam James’in birincil ve ikincil bellek görüşlerim alıp Şekil 7.2’de gösterilen kendi teorilerini biçimlendirdi. Bu model, bilişsel psikoloji literatüründe hızla yaygınlaşan kafamızdaki kutular me
Waugh ve Norman, James’in hiçbir zaman ölçme girişiminde bulunmadığı, birincil belleğin özelliklerim ölçtü. Bu kısa süreli depolama sisteminin kısıtlı bir kapasiteye sahip olduğu kabul edildi. Öyle ki, kısa süreli depodaki bilgi kaybının, zamanın basit bir işlevi değil, (depolama kapasitesi dolduktan s(3nra) yem bilginin eski bilginin yerini almasının hır sonucu olduğu varsayıldı. Birincil bellek daha çok dikey yarıklardan oluşan bir dosya olarak kavram-laştırıldı. Bilgilerin bu dosya içerisindeki yarıklarda depolandığı ve eğer butun yarıklar dolu ise yem gelen ıtemin dolu bir yarıktaki bir ıtemi yerinden edip onun yerim aldığı düşünüldü.
Waugh ve Norman birincil bellekteki itemlerın akıbetinin ne olduğunu 16 rakamdan oluşan bir liste kullanarak araştırdı. Bu çalışma kapsamında katılımcılara saniyede bir rakam veya saniyede dört rakam okundu. 16’ncı rakam (veya araştırılması istenen rakam-probe) tekrar edilen bir rakamdı. Bu rakam uçuncu, bcşmcı, yedinci, dokuzuncu, onuncu, on birinci, on ikinci, on üçüncü veya on dördüncü sıranın her hangi birisinde görülüyordu. Bir ses tonu eşliğinde verilen araştırılması gereken rakam, katılımcının bu rakamdan sonra gelen ilk rakamı hatırlaması için hır ipucu görevi yapıyordu. Çalışmada kullanılan rakam dizilerinden birisi aşağıdaki gibidir:
Atkinson ve Shiffrin (1968) kendi bellek sistemlerini açıkladıkları za-man^ kafamızın içindeki bellek kutuları açıklaması yayılmaya devam ediyordu. Bu sistem bellek yapılarının sabit, kontrol süreçlerinin ise değişken olduğu fikrine dayandırıldı. Bu araştırmacılar Waugh ve NormaıVın betimlediği ikili (dualıst) bellek görüşünü paylaştılar; fakat kısa süreli ve uzun sureli bellek içerisinde daha fazla alt sistemler olduğunu varsaydılar. Bu durum, Waugh ve Norman’m dünyadaki elementlerin hava, ateş ve sudan oluştuğunu; At-kmson ve Shıffrın’in ise elementlerin periyodik cetvelde bulunduğunu ilen sürmelerine beiizer. Daha kompleks, dinamik, kapsamlı ve daha iyi olan At-kınson ve Shıffrin’in görüşünün daha çok olguyu açıklama kapasitesi vardır. Atkinson ve Shiffrin, basit bir bellek görüşünün dikkatin kompleksliğini, mukayese, hatırlama ve kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe transferini, imgesel ve duyusal bellek kodlamasını idare edecek kadar güçlü olmadığını işaret ettiler. Tek çözümün bölmek ve ele geçirmek, yanı bellek özelliklerim kavramlaştırmak ve söz konusu özellikleri ayırt etmek için deneysel kurallar geliştirmek olduğu görüşündeydiler.
Atkinson vc Shıftnn’nın mtxlelindc. Şekil 7.6.’da gösterildiği gibi, bellek uç dc{X)ya ayrılır, l.duyusal depo, 2. kısa süreli depo, 3.uzun süreli depo. Bir uyaran uygun duyusal bir boyutta kaydedildikten sonra, bu uyaran ya kaybolur ya da daha ilen hır işleme geçer. Duyusal belleğin alt bileşenlerinden bin, Bolum 3’tc ayrıntılarıyla soz edilen ve görsel belleğe tekabül eden görsel sistemdir. Görsel sistemin
r (um kontrol i^lcmİYlc bellek iiıtemi modeli. Koyu oklar bilginin transfer ^jjarı göstermektedir. Kesik çizgili oklar, transfenvc gen getirme gibi mcka' l^lıyete geçiren sinyalleri veren pınansıyel yollar gibi bilgi dizilerinin kar-imkan sağlayan lxiglantılardır. Uzun süreli deponun kalıu, kısa sure-)0 saniyeden daha kısa (bilgiyi gen getirmeksizin) ve duyusal deponun olduğu kabul edilir.
1 Uyaran analız programlan kuHamr ’ 2 Duyusal kanalların eğıhmını değıştmr
Kısa sureli deponun, giren bilginin silindiği ve hızla kaybolduğu bir sistem gibi ^alı^tığı düşünülür (Ama bilginin kaybolması duyusal kayıttakı kadar hızlı değıldırV Kısa sureli depodaki bilgi orijinalinden farklı olabilir. (Örneğin görsel olarak sunulan hır sözcük kısa süreli depoda işitsel olarak temsil edilebilir).
Olguncu sistemde yani uzun süreli depodaki bilgi, yeni gelen bilginin karışması nedeniyle enşılemez durumda olsa bile, bu bilginin nispeten sürekli olduğu tasavvur edilir. Uzun süreli deponun işlevi, (kısa süreli depoya giren uyaranları yöneterek) duyusal depodaki uyaranları yönetmek ve kısa süreli depodan gelen bilgi için depolama alanı sağlamaktır.
Bir depodan diğer depoya bilgi işleme daha çok kişinin kontrolü altındadır. Duyusal depoda kısa bir süre tutulan bilgi kişi tarafından incelenir ve seçilen bilgi kısa süreli depoya sunulur. Bilgi kısa süreli depoda tutulduğu sürece, bu depodan bilgi transferinin mümkün olduğu düşünüldü. Atkinson ve Shıffrın, bilginin duyusal kayıttan doğrudan uzun süreli depoya girebileceğini varsayarlar.
Hatırlama Düzeyi (Level of Recall)
Zınchenko (1962, 1981) adında Rus bir psikolog tarafından yazılan ve Ba tıda fazla bilinmeyen bir makalede, bir kimsenin öğrenilmesi ve bellekte tu tulması gereken materyalle nasıl etkileşime girdiği konusu yer aldı. Bu konu dakı temel görüş, niyetli olmasına gerek olmaksızın, derin anlamıyla kodlan mış sözcüklerin, yüzeysel anlamıyla kodlanmış sözcüklere göre daha lyı bellek te tutulabileceği ıdı. Böylece sözcüklerin ezberlenebilirliği, materyalin sunul duğu anda kişinin amacından fazlasıyla etkileniyordu. Katılımcıların farki materyallere karşı farklı yönelimleri olduğu için farklı hedeflerin farklı çağrı şım sistemlerini faaliyete geçirdiği düşünülüyordu.
Bu iddia deneklere dörder sözcüklü 10 dizinin verildiği bir deneyde test edildi. İlk sözcüğün diğer sözcüklerden birine bağlanması isteniyordu; fakat üç grubun her birine verilen talimatlar değişikti. Diziler EV^PENCERE-BİNA-BALÎK şeklinde devam ediyordu, tik durumda katılımcıdan, anlamı dizideki ilk sözcükten farklı olan sözcüğü bulması istendi (EVAMALIK), ikinci durumda katılımcıdan, ilk sözcükle dizideki ikinci sözcük arasında somut bir bağ kurması istendi (EV-PENCERE). Üçüncü durumda ise denekten ilk sözcükle dizideki üçüncü sözcük arasında mantıksal bir bağ kurması istendi (EV^Bİ-NA).
,;inmcsı gerektiğini düşündü. Katılımcılara oyalayıcı görevler verildikten iBitcmİcri hatırlamaları istendi. Veriler Şekil 7.7.*de gösterilmiştir. Katı-ilk sözcük ile ikinci sözcük arasında mantıklı bağlar kurdukları du-pil hedefin hatırlanması diğer durumlarda olduğundan daha fazlaydı. Ara-^ somut ilişkiler kurulan sözcüklerin hatırlanması hiçbir anlamı olma-ffittiıklcrın hatırlanmasından daha kolaydı.
fcnedenle, hatırlama düzeyi (Zinehenko’nun isimlendirmesidir) bir eyle' çına göre belirlenir. Bahsedilen deneyde, katılımcılara bir seti öğren-I (günümüzdeki jargonu kullanarak) materyali farklı seviyelerde işle-i verildiğinde, materyalin hatırlanması büyük ölçüde bu talimat-letkilenir. Orijinal makale Rusça basıldığı ve fazla dagıtılamadığı için l modellerine dahil edilememiştir. Yine de göreceğimiz gibi,
(1972) bilgi işleme seviyeleri modeli (levels of processmg model), belleğin kafamızdaki kutucuklar yaklaşımına karşı çıkmıştır ve bu yüzden yukarıda bahsedilen görüş ile uyumludur. Bu araştırmacılar verilerin, bilgi işleme seviyelerine göre düzenlenmiş bir bellek görüşüyle daha iyi açıklanabileceğini savunur. Bu yaklaşımda genel olarak, gelen uyaranın yüzeysel-duyusal bir analizle başlayarak bir dizi analize maruz kalacağı ve sonra daha derin, daha kompleks, soyut ve anlamsal analizlere doğru ilerleyeceği düşünülür. Bir uyaranın yüzeysel bir seviyede mi yoksa derin bir seviyede mı işleneceği, uyaranın niteliğine ve bilgi işleme için mevcut olan zamana bağlıdır. Derin seviyede işlenen bir itemin unutulma oranı, yüzeysel bir seviyede işlenen ıtcmın unutulma oranına göre, daha düşüktür. Başlangıç seviyesinde, gelen uyaran duyusal olarak ve özelliklerine göre analiz edilir; derin bir seviyede ıtcm, öruntu tanıma ve anlamın çıkarılmasıyla, tanınabilir; daha da derin bir seviyede kışının uzun-sürelı çağrışımlarıyla ilgili olabilir. Bundan da derin bilgi işlemeyle daha büyük derecede anlamsal veya bilişsel analiz yapılabilir. Onc-ğın sözcük tanımayı düşünün! Başlangıç aşamalarında görsel temsil, çizgiler veya açılar gibi fiziksel veya duyusal özelliklere göre analız edilebilir. Sonraki basamaklar uyaranı depolanmış bilgiyle eşleştirmeyle alâkalıdır- örneğin bir harfin tanınması “A” olarak tanımlanan örüntüye uyabilir. En üst seviyede tanınan oruntu, kişinin sözcükle geçmişte yaşadığı deneyime bağlı çağrışımları, görüntülen, hikâyeleri tetıkleyebilir (Craik & Lockhart, 1972, s.675).
Craık ve Lockhart’a göre önemli olan nokta şudur: Bilgiyi daha ilkel bir düzeyde analız etmeden önce, anlamlı hır düzeyde algılayabiliriz. Bu yüzden bilgi işleme seviyeleri daha çok, işlemenin bir “yayılması”dır; çok bildik, anlamlı uyarımların, daha az anlamlı uyarımlara kıyasla, daha derin seviyede işlenmeleri ihtimali daha fazladır.
Yüzeysel düzeylerde analız etmeden önce derin düzeylerde algılayabilme-mız, orijinal bilgi işleme seviyeleri hakkında ciddi kuşkular uyandırır. Belki de sabit bir düzeni olmayan, farklı bilgi işleme tipleriyle meşgul oluyoruz.birebir ürünler sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder